- Kategori
- İlişkiler
Hasta olan ilişkilerimiz değil, bizleriz..

Aşk iş güç ilişkileri... Fotoğraf: Milliyet
Öyle zaman olur ki ne işimizin ne de aşkımızın yükünü çekecek gücü bile bulamayız kendimizde.
Başka zaman olsa en ufak detayların içinde kendimizi kaybederiz ama bu durgun hallerde düşünmesi bile ağır geliyor insana.. Ev koşullarıydı çalışma koşullarıydı derken, günlük koşuşturmalar içinde bir de bakarız ki içimizdeki bize hiç sıra gelmemiş..
Hayret!
Ama!
Gerçek!
Aşk meşk işleri olduğu yerde kalmış ve bir adım dahi ilerlememiş... Hatta ilgi görmezse geri tepmiştir....
Ne demişler? Ver ki alasın.
Dünyada ne kadar ilişki varsa o ilişkilerin hepsi kendi derecesine göre hizmet ve ilgi beklermiş.. Bunun adına bizler fedakarlık diyoruz ve hep karşımızdakilerden bekliyoruz.. Nedense beklediğimiz ama vermeye üşendiğimiz bir şey olmalı bu fedakarlık..
Gün gelir bu vermeyişlerimiz, bizler farkına varamadan, ruh ve beden sağlığımızı etkisi altına almıya başlar..
Çünkü; beslenemeyiz..
Ahh bir düşünebilsek bu dünyadaki alışveriş alışkanlığının, sadece yiyecek içecek ve giyeceklerle sınırlı olmadığını, yedirip içirip doyurmamız gereken birde ruhumuzun olduğunu. Nasıl bu gerçeği unutup da öyle yol almaya çalışıyoruz anlamıyorum diyeceğim ki soruyorum! Bizden başka kim bilebilir?
Ruh sağlığımız zedelenmişse şayet, artık sağlıklı düşünemiyoruz demektir.. Hiç boş yere, ne kendimizi ne de karşımızdakileri tüketmiyelim.. Tek yapmamız gereken şey! İlk önce ruh sağlığımızı bozan sebepleri tespit ederek bir an önce onları ortadan kaldırmakmış.. Arkasından da tedaviye başlamakmış..
(ama mutlaka en yakın sağlık kuruluşlarına ve uzmanlara danışarak)
Öncelikle kendimizi yoğun bakıma almalıyız (hastanelerdeki değimle) ve yavaş, yavaş servise çıkmalı ve yepyeni kararlar aldığımız hayatımız için, alıştırma yapmalıyız..
Bundan böyle, illaki de birilerine bir şeyler vereceğiz, ilgileneceğiz diye, ne kendimizi ne de binbir naz yapıp karşımızdaki kişileri üzeceğiz ve onlardan bir şey bekliyeceğiz..
Unutmayalım ki zaten karşımızdaki kişinin de bizden bir farkı yok. Değil mi ama?
Çünkü; o da hasta. Onunda sevgiye ilgiye şevkate ihtiyacı var.. Peki biz ona ne verebiliyoruz?
Konuyu toparlıyalım mı?
Ruh ve beden sağlığımızı bozabilecek ilişkilerimizi, davranışlarımızı ve bütün beklentilerimizi, önce kendi içimizde çözmeye çalışacağız ve öyle de tavır sergiliycez.. Bu hepimiz için şart..
Geri kalan ömrümüzü en güzel şekilde daha sağlıklı ve daha huzurlu yaşamak dileğimizle..
Sabiha Rana
Müzik ruhun gıdasıdır!
Edith Piaf - Non, je ne regrette rien (1961) http://www.youtube.com/watch?v=kFRuLFR91e4&feature=related
Beyaz Düşler: http://www.youtube.com/user/SabihaRana
Evet kaldığımız yerden devam diyoruz!
Mesela! Baş'örtü'sü'yle uğraşacağımıza, geliniz hep birlikte Türkiye'mizin ve güzel İstanbul'umuzun tertemiz, mis gibi geleceği için, yatırım yapalım ve yemyeşil bir örtüyle dünyamızı kaplayalım ama en önce de TEMA'ya katkıda bulunalım.. Başka çare yok! Çünkü;ne başka dünya, ne başka Türkiye, ne de başka bir İstanbul var! Ama! TEMA'da hayat var! http://www.tema.org.tr/
İletişim: TEMAVakfi@tema.org.tr
Marmaris'e kıymayın dedik, kıydınız! http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=137400
YA KIZ ÇOCUKLARIMIZ? HAYDİ ONLARIDA UNUTMAYALIM!
<ımg alt="" src="http://kampanya.milliyet.com.tr/bbog/bireysel.jpg" usemap="#a" border="0">
BİR KIZ ÖĞRENCİNİN HAYATINI DEĞİŞTİREBİLİRSİNİZ ımg>https://secure.cydd.org.tr/bagis/index.asp