01 Haziran '11
- Kategori
- Deneme
Hayalperver
Gökkuşağım Yeterince Siyah...
Bizim yumiyumlarımız vardı. İçi çürük olan elma şekerlerinde bulurduk mutluluğu. Bakkaldan gofret ve cips çalardık, biraz korku biraz becerilerimiz eşliğinde. Bizim tasolarımız vardı bütün harçlığımızı cipslere yatırdığımız.Tenefüs aralarındaki bilye oynardık uğruna kavgalar ettiğimiz. Tek saplantımız " 5'te devre 10'da biter !"maçlarımızdı. Yağan yağmur altında saklambaç oynardık ertesi gün hasta olacağımızı bilsek bile.Siyasetin anlamını bilmezdik ilgilenmezdik bile.Her şeyi özgürcü konuşur, yapardık.
Herkesin kendi babası diğerlerinin babasını döverdi. Oysa benim babam kimsenin babasını dövmedi. Bir futbol topu için günlerce ağladığımız olurdu. Kızlar sadece arkadaşlarımızdı. Dilediğince öper, ellerinden tutar, yanlarında oturabilirdik.Derse öğretmen girmeyince en çok o hocayı severdik o gün. Gökkuşağının başlangıcını uzaktaki evin bahçesinde olduğuna inanırdık ama bunu büyüklere asla inandıramazdık.
Bizim pantolonlarımızın içinde renkli taytlarımız vardı. Beden dersinde kimse görmesin diye en son giyinmek zorunda kaldığımız. Saçlarımızhep aynıydı.3 numara en karizmatik traştı. Çöp kenarlarında bulduğumuz bira şişelerini bakkala satar meybuz alırdık, terleyen vücutlarımızın serinlemesi için. Matematik dersi o zamanlar çok kolaydı. Her işlemin mutlaka bir sonu vardı.Bir Barış MANÇO'muz vardı ki, cumartesi sabahları vazgeçilmezimizdi. Hatırlıyorum
Yapılan yanlışlar sonucu ailenin büyüklerinden biri konuşmaya başlayınca halının desenlerine bakardık. Hiç fark edilmeyen yönlerini keşfederdik halının.Belki de değişmeyen tek şey bu. Annemizin oklavasını alıp Power Ranger's olurduk 1 kaç saatlik.Güvercin yerine ya arkadaşın kafasını yarardık yada elbet bir gün kırılacak olan pencerenin camını. Din kültürü sınavlarında kopya çekersek çok büyük günah olacağını inandırmaya çalışırlardı ama ben asla inanmazdım. Çok salakça bulurdum. Ders esnasında konferans salonuna sadece kızların çağrılmasına anlam veremezdik ve gelipte bir şey söylemediklerinde daha bir artardı merakımız ama asla öğrenemezdik.
Bizim hayallerimiz vardı. Hepimiz ya polis ya doktor ya da futbolcu olacaktık. Okuduğumuz kitapların sonunda hep iyiler kazanırdı. Şimdi ne iyiler ne kötüler kazanıyor.Artık kitapların sonu yok. Yeri gelir en uzağa tükürmece oynardık. Hep bi profesyonel vardı , asla yetiştiremeyeceğimiz kadar uzağa tüküren. Aldığımız cipsleri, bisküvileri, çekirdekleri bölüşürdük zorumuza gitmezdi paylaşmak.
Abilermizden para isteyince " öğrenci adamız olum biz dediklerinde hiç anlam veremezdik. Bizde öğrenciydik ama büyüyünce anladık öğrencinin parasının olmayışını. Kafamızda ki tek soru yarınki yazılıydı. Sevgili ile ayrılma, arkadaş kavgaları sonucu kalıcı küslükler, gelecekte ne olacağım kaygısı, bugun ne giyeceğim derdimiz yoktu hiç.
Şimdi bakıyorum da bütün bunlar kocaman bir gökkuşağı. Hepsi de gökkuşağının farklı birer rengiydi. Yağmurunda yağmasına gerek kalmayan bir kuşaktı bizimkisi. Her mevsimde hayatımızda olan.Mutluluk formülüydü belki de.Ama şuan eskimiş bir bilinçaltındayım, yıkık dökük, ikinci el yaşamlar.İçimdeki antikların 5 para etmediği bir hayattayım. Sanırım gökkuşağım kirlendi. Yıkamak için belki fırsatım vardı ama ben bunun farkında değildim. Şimdi ise gök kuşağım tek renk " Siyah ". Simsiyah. Karanlık siyah...
//Cihat İnce