​ Hayat sonsuzmuş gibi her gün koşturuyoruz / İlişkiler / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Mustafa Çifci Aşk Yazarı

http://blog.milliyet.com.tr/mustafacifci

24 Eylül '13

 
Kategori
İlişkiler
 

Hayat sonsuzmuş gibi her gün koşturuyoruz

Hayat sonsuzmuş gibi her gün koşturuyoruz
 

Hayat Sonsuzmuş Gibi Her Gün Koştuyoruz


Günleri öylesine hızlı yaşıyoruz ki, bir rüya gibi günler geçip gidiyor, kendimize ayırdığımız zaman bile yok. Her gün başlı başına ayrı bir koşuşturma, her gün ayrı bir telaş içinde geçiyor. Hafta sonları, aybaşları, tatiller, izinler, ödemeler, faturalar… Düşünecek ve kendimizi dinleyecek ve hissedecek zamanımız yok.  Kendimiz için bir şey yaptığımız yok, olsa da çok az. Gündemi o kadar hızlı yaşıyoruz ve o kadar hızlı tüketiyoruz ki bazı şeylerin zamanı hızla bitiyor, bazı şeylere de yetişemiyoruz. Bazen de duyarsız ve ilgisiz kalıyoruz. Bizim dışımızda gelişen bir çok şey bizi ilgilendirmiyor. İçinde bulunduğumuz anı dahi unutup bir yarıştaymış gibi gözü kapalı koşuyoruz. Ve bu hızlı koşuşta elbette bir çok şeyi unutuyor, bir çok şeyi göremiyor, bir çok şeyi de fark etmeden geçip gidiyoruz. Zaman zaman sağlığımızı dahi ihmal ediyoruz. Hayatın sonu sanki çok çok uzaklardaymış gibi, hayat sonsuzmuş gibi her gün koşturuyoruz. Kundaktan  kefene kadar geçen zamanda durmak yok...

Günlerimiz bir çağlayanın suyu gibi akıyor… Aynı zamanı birde hastane penceresinden dışarıda yağan yağmuru seyreden birisine sorsak ne söyler acaba? Ya da yetim kalmış, yarı aydınlık odalarda sıcak aile yuvasından uzakta büyüyen çocuklara sorsak, ne derler? Yavrusunu yitiren bir anneye sorsak yılbaşı telaşını acaba ne yanıt verir? Bizim için hızla geçen zaman, oralarda da geçiyor mudur? Bazen beklediğimiz güne bir an önce kavuşmak için zaman geçse deyişimiz, bazen de zamanı durdurmak telaşımız aslında aynı şey, değil mi? Oğluyla asker avlusunda görüşmedeki bir anne, otobüs garından az sonra kalkacak araca binmenin ağırlığındaki duygu…Mezarlık bekçisinin içinde bulunduğu sessizlik….Hediye paketleri, bir yerlere yetişme telaşı ne kadar uzak değil mi birilerine?

Ayrıntıları göremiyoruz. Hayatı sonsuzmuş gibi koştururken bu mümkün mü? Elbette mümkün değil zaten bu kadar dramlar yaşanırken, bu kadar yoğun işlerimizin arasında kendi içimizdeki sorunları çözmeden başkalarını görmek. Kendi dar düşüncemizle sadece çok sevdiğimiz insanları düşünürken başkalarını görmek kolay mı? Gözü kara aşığın sevdiği kızı sadece kendisi için yaratıldığını düşünüp, sevgisini kaybedince yol ortasında tabancasının tetiğini çekmesi gibi… “Bizi ilgilendirir mi?”, diye düşününce, bizim dışımızda kalan, kaldığını sandığımız birçok ayrıntıyı göremiyoruz. Oysa birileri onları örnek alıyor ve kötülük yine kötülüğü doğuruyor. Aslında ne kadar küçük değil mi, kendi içimizde yarattığımız dünyamız. Hele hele az gelişmiş yanımızla kendimizi “bir şey” sanmamız…

                Hani güzellikleriyle bir içim su gibi narin alan, görenlerin bir daha bakmak istedikleri ve  güzele bakmak sevaptır anlayışıyla bakılan  hanımların evlerindeki mutfaklarının bir  o kadar da pis olduğu, temizlikten ahkam kesenlerin evlerinde kullandıkları çöp kovalarının leş gibi olabileceği gerçeği gibi.  Bu durum erkekler içinde geçerli sadece kadınlar için değil. Jilet gibi ütülü takım elbiselerin içinde dış görünüşü kadar yüreği güzel ve verimli olmayan erkekler de az değil. Bunların birçoğunun  uzun ve pis tırnakları olduğunu göreceksiniz ve mideniz bulanacaktır. Boş insanlara dikkat ederseniz, sanki bir boşluğu doldururlarmış gibi onların yemek saatlerine ve giyimlerine çok daha önem verdiklerini göreceksiniz.

Zamanla her şey hızla değişirken ne kadar çok tanıdıklarımız artsa da özel dostlarımız azaldı. Ne kadar çok kazanmaya başlasak ta bir o kadar da cimri olduk. Ya da bazı şeyler şekil değiştirdi. Dost gibi görünüp de dost olmayan insanlar hayatımızın büyük bir bölümünü kapladı. Hepimiz çıkarcı ve ikiyüzlü olduk. Suçu ise zamanda buluyoruz.  Zaman değişti, diyoruz. Mesela eski bayramlar böyle miydi? Böyle değildi çünkü şimdi o insanlar yok. Zamanın suçu yok,  değişen insanlar. Eski insanlar yok ki, eski bayramlar olsun.

Sevgiden uzak geçen her gün kayıp gündür aslında...

Ve ne kadar çok yaşasak ta, her ne yapsak da sonuç hep aynı olacak…

Çünkü bütün yolculukların son durağı hep aynı han…

Aynı handa buluşacağız...

Başka han yok...[2001]


Yazar: Mustafa Çifci- Aşk Yazarı www.mustafacifci.com

Kaynak: Bu eser Mustafa Çifci’nin “Akıp Giden Hayat” adlı kitaptan alınmıştır. Her hakkı saklıdır. Yazarın yazılı izni alınmadan kopya edilmesi, çoğaltılması, dağıtılması, özet olarak belli bir bölümün başka yerlerde yayınlanması 5846 sayılı fikir ve sanat eserleri yasası hükümlerince yasaktır.

 

  

 
Toplam blog
: 297
: 523
Kayıt tarihi
: 16.04.13
 
 

Yazılarında insanı derinden etkileyen yoğun bir duygusallık, hüzün, karamsarlık ve yalnızlık vard..