​ Hayatı ve aşkı küçümseme üzerine / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Ağustos '08

 
Kategori
Deneme
 

Hayatı ve aşkı küçümseme üzerine

Hayatı ve aşkı küçümseme üzerine
 

aşkı küçümseme


İnsan hayatı boyunca yapamadığı şeyleri isterken arkaya baktığında ömrünün geçtiğini görmez mi, gerçekleştirdiklerini de ölene kadar aklından geçirmez mi? Gözünün önünden geçen film şeridinin uzun metrajlı olmasını istemez mi acaba insan, keşkelerle geçen ömürlerden herhangi bir ders çıkartır mı insan? Hele bir paylaşımı aşka dönüştürürken, hakkını vererek belki de hakkından gelerek... Çevrendekilere bakıp aşkı tanımlamaya çalışma iğrençliğine girerek mi? Kendi bencilliğinin adına aşk diyerek nereye kadar götürebilir kalbini, hem yüzleri hem karekterleri boyalı bebeklerin dünyasında, hiç kendi olamamış hep başkası olmaya çalışan insanların dünyasında ne arayabilir ki insan? İnsanlar tarafından sınıflandırılmak istemeyen fakat tüm insanları kafasında kategorize eden bir zihniyetle nasıl baş edebilir kendini farklı gören bir insan? Ortaya bunu yazarak ben de mi kategorize ediyorum? Hayır sadece insana değer veriyorum ben.aşkın saf olduğuna inananlardanım ve bunu söyleyip de gerçekleşmeyeceğine tek inananım, İlhan İrem'i arıyorum , o da benim yapmaya asla cesaret edemeyeceğimi yaptı. Herşeyi bıraktı. Ben de onun gibi gelmeyişleri bekliyorum belki de...

Benimki bir Dostoyevski yalnızlığı, çevrende bulanık, bitmiş hayatları seyrederken hala aşkı arayabiliyor olmak, yalnızlığına kök salmak her gün biraz daha şükrederek Tanrı'ya sadece açık siyah kalabildiğin için.

Ne arıyorum değil mi? Büyük merakla neyi arıyorum, her bedende bıraktığım parçalarımı mı sence? Ya da söylediğim onca şeye karşı çıkarak sadece birini mi?Biri diyecek kadar değersiz mi sence peki o biri? Yoksa yaşamında söylediği türküleri yetmiyor mu biri demekten çıkarmaya birini? Peki ya sevgilere ne demeli? Üstü başı kan içinde seni seviyorumlara? Hatalı ararken hem kendinizi hem aşkı tükettiğiniz sevdalara ne demeli? Ya da sevdalım dediğiniz o birine ne demeli? Aynı ten kokusunu paylaştığınız insana ayrılık sonrası farklı bir bedenle işkence yapmanıza ne demeli?

Ne diyeyim, bir keresinde diye başlayan uzun hikayelerim yok benim
bir keresinde ben sevdim ... Bitti.

Çünkü sevdiğinde adına hikayeler yazacak kadar yoğun yaşarsın, gerek duymazsın yazmaya çünkü paylaşmana da gerek yoktur aslında kendi öz mutluluğunu. Ne zaman acıtır canını o zaman anlatırsın uğruna şiirler, romanlar yazarsın, uğruna mezarlar satın alırsın biriyken benliğin olan birine.

Sadece sesli düşünüyordum, herşeye rağmen , biten ve kendini bitiren aşklardan , adına aşk denen yalanlardan tiksinirken bir yandan ne aradığının farkına varabilir mi insan? Bir yerlerde umuduyla birilerine verilen şansların tüketilmesine ne kadar dayanabilir insan? En iyisi doğmadan aldırmak olmaz mı o zaman? Bir yandan sonunu bile bile yaşamak kolunda mutluluk uyuşturucusuyla. Altın vuruşa 5 kala hayatına geri dönüp göz ucuyla bakmak geride kalanlara, bir yalan için çiğnediklerine..

Bu yüzden çıkmadı mı 4s kuralı , minibüs sloganları , arabesk aşklar. Efervesan sevdalar bu yüzden uyuşturmadı mı herkesin beynini. Aşka gelene kadar kirlenen onca şey varken ufak bir yürek bulantısıyla tüm kirliliğine rağmen bir gökkuşağını kıskandırabilmek...

Ve mükemmel aşkı bizi mutsuz edecek kişiyi sevmemiz olarak tanımlamak doğru mu acaba?

Doğru sevdayı doğru zamanda bulanları gerçekten merak ediyorum, acaba kaç şehir yakıldı yüreklerin diplerinde ve kaç sevdanın külleri rüzgarlara savruldu?

 
Toplam blog
: 32
: 358
Kayıt tarihi
: 09.08.08
 
 

1983 İstanbul doğumludur. Halen hayattadır. ..