02 Mayıs '08
- Kategori
- Aşk - Evlilik
Hayatımın çözülmeyen anları!

Yüzüme baktı, gülümsedi üzerine yapışmış bir anaçlıkla...
Bazılarında vardır ya, bir alttan alma edası, işte ondan...
Olgun, anlayışlı, asil duruş...
Aslında benim için çok ta önemli biri değildi..
Benden hoşlansa ne olur, hoşlanmasa ne olur dedim kendi kendime.
Ama nedense bir süredir, sanki ikimiz de birbirimizle arkadaş olmaya çalışıyor gibiydik.
Belki bir süre aynı yerde yaşama zorunluluğumuz, bilinçaltımızda iyilik-hoşluk olsun , güzel anlar yaşansın duygusu ile birleşiyordu. Ama aramızda hiçbirşey de kendiliğinden ve kolayca gelişemiyordu.
Yaptığı esprilere gülmek için ne kadar çok zorlandığımı hatırlıyorum...
Elbette ki, bu iyi bir başlangıç değildi benim için ...
Esprisine gülemediğim biri ile yakınlaşmam mümkün değil benim...
Hele durduk yere, her allahın günü işe, saçları fönlü gelişini aklıma getirip iyice sinir oluyordum kadına...
Hala da sanki kuaförden yeni çıkmış gibi duruyordu karşımda...
Hangi saatte kalkıp ta yapıyordu bunları, aklım bir türlü ermiyordu...
İşte, biri benim yapamadıklarımı yaparsa, tepem böyle atıveriyordu..
Tamam , itiraf ediyorum bu meziyetini kıskanıyordum -ki itiraf ölümden beterdir benim için.
Ona, epey bir zaman soğuk durmuş, sadece sabahları gülümsemekle yetinmiştim ve onun her türlü yakınlaşma girişimini de refüze etmiştim.
Şimdi ise, bir iki kadeh içki içince bu gurbet ellerde, en yaramaz esprilerine bile kahkalarla gülmeye başladım..
Asıl olan şuydu ki, gülmeye ihtiyacım vardı...
Ben de çözüldüm, başladım anlatmaya, dereden tepeden, oradan buradan...
Dünyada ona anlatacağımı hiç düşünemeyeceğim, kendime ait en komik anılarımı bile...
Neredeyse elimi omzuna atıp, türküler çığıracağım.. Coştum birden...
Aniden döndü bana, “sen çok köşelisin , kalın bir kabuk içinde yaşıyorsun ve aslında hiç te göründüğün gibi değilmişsin” dedi, sanki dost olmuşuz edası ile..
“Buz gibi görünüyorum değil mi? .. dedim.
"Yok yok aslında ben göründüğüm gibiyim, üstelik bir anım, bir anıma da uymaz benim... Birçok sivri köşemin olduğu, kalın kabuk içinde yaşadığım da doğru, üstelik kabuğun üzerinde senin göremediğin bir sürü çatlaklar var, bazen onlardan gayriihtiyari bazı şeyler sızıp akıveriyor işte...
Bakma sen bana...
Anlamak için kafanı yorma...
Bak bu kabuğun içi balçık dolu.
Sakın daha fazla onun içine girmeye çalışma, girenler battı.
Bu kadar mesafe senin için uygundur, tamam mı? ”
Sonra birden, kendimi önünde çırılçıplak hissettim...
Bu kadarcık yakınlaşma ile bile sanki herşeyimi ortaya döküvermiştim, üstelik te bu kadar sakınırken, olacak şey değildi bu...
Kızdım kendime, balçığımla teker teker sıvadım tüm çatlakları ve kendime söylene söylene, tekrar kabuğuma çekildim...
Artık onunla, daha fazla yakınlaşmam ve arkadaş olmam mümkün değildi...
Yıllar sonra karşılaştık.
Evlenmiş çoluğa çocuğa karışmış, eşi ölmüştü.
Kim bilebilirdi, benim yaşlı yıllarımın hayat arkadaşı olacağını..