- Kategori
- Şiir
Hayatın sahnesi

Kim kurdu bu gülünç sahneyi?
Oyuncuları kim seçti?
Yoksa hepsi kendi isteyerek mi geldi?
Hepimiz isteyerek mi toplandık yine?
Böylesine kötü bir sahneye çıkacak kadar cesur muyuz?
Daha sevdiğimiz kadının, sevdiğimiz erkeğin ismini yüksek sesle söyleyemiyoruz.
Hangi ‘cesaret’ten bahsediyoruz?
Yazılmış replikleri acemice okumaktan başka bir şey yapmayan yeteneksiz oyunculardan başka bir şey değiliz hiçbirimiz.
Bize yazılan rolleri ezberlemeye çalışırken bile sesimiz titriyor.
Küçük basit hilelerle bizi izleyenleri kandırabileceğimizi düşünüyoruz.
Nasıl da sahtekârız.
Bir palyaço kadar bile olamıyoruz.
Oysa ağlarken aynada ne kadar da ona benziyoruz.
Ne ki onun kadar kişilikli davranamıyoruz.
Ağlarken turuncu peruğunu çıkarır o.
Oyunun sonu gelmese de siler makyajını.
Gerçek kimliğini koyar ortaya.
‘Daha fazla’ oynayamayacağını bilerek.
Elbiseleri üstünde, çıplak kalır.
Çırılçıplak.
Ya biz?
Biz bunu bile yapamıyoruz.
Kötü bir aktör, kötü bir aktris olduğumuzu bildiğimiz halde bir türlü kendimizi koyamıyoruz ortaya.
Kendimize ve birbirimize biçtiğimiz rollerle, kurmaya çalıştığımız sahtekâr cümlelerle her şeyi ‘normalleştirmeye’ çalışıyoruz.
Bozuntuya vermeyerek…
Oysa kimse aptal değil.
Ya da hiç kimse bizden daha aptal değil.
Ya da hiçbirimiz başkalarından daha zeki değiliz.
Hiç olmadık.
Bu gülünç sahneyi kim kurdu?
Bu üstümüze oturmayan ucuz kostümleri kim dikti?
Bu aptal senaryoyu kim yazdı?
Bu şeffaf perdeleri kim çekti?
Hepsini biz mi yaptık yine?
Zil neden olur olmaz yerde çalıyor?
Niye hep aynı oyunu oynayıp duruyoruz?
Bir kere de mi değişmez senarist?
Bir kere de mi oyuncuları değiştirmez yönetmen?
Dekorlarla bir kere bile oynamaz mı sanat yönetmeni?
Herkes ne kadar acemi.
Hepimiz ne kadar beceriksiziz.
Kim kurdu bu gülünç sahneyi?
Biz kendi isteğimizle mi çıktık?
‘Oynamak’ zorunda mıydık yine?
Oynamak zorunda mıyız?
Yüzümüzdeki pudra, ucuz boyalar gizliyor mu bizi?
Ya sevdiğimizi?
Kimseye hiçbir şey belli etmiyor muyuz gerçekten?
Oyuncuları kim seçti?
Yoksa hepsi kendi isteyerek mi geldi?
Hepimiz isteyerek mi toplandık yine?
Böylesine kötü bir sahneye çıkacak kadar cesur muyuz?
Daha sevdiğimiz kadının, sevdiğimiz erkeğin ismini yüksek sesle söyleyemiyoruz.
Hangi ‘cesaret’ten bahsediyoruz?
Yazılmış replikleri acemice okumaktan başka bir şey yapmayan yeteneksiz oyunculardan başka bir şey değiliz hiçbirimiz.
Bize yazılan rolleri ezberlemeye çalışırken bile sesimiz titriyor.
Küçük basit hilelerle bizi izleyenleri kandırabileceğimizi düşünüyoruz.
Nasıl da sahtekârız.
Bir palyaço kadar bile olamıyoruz.
Oysa ağlarken aynada ne kadar da ona benziyoruz.
Ne ki onun kadar kişilikli davranamıyoruz.
Ağlarken turuncu peruğunu çıkarır o.
Oyunun sonu gelmese de siler makyajını.
Gerçek kimliğini koyar ortaya.
‘Daha fazla’ oynayamayacağını bilerek.
Elbiseleri üstünde, çıplak kalır.
Çırılçıplak.
Ya biz?
Biz bunu bile yapamıyoruz.
Kötü bir aktör, kötü bir aktris olduğumuzu bildiğimiz halde bir türlü kendimizi koyamıyoruz ortaya.
Kendimize ve birbirimize biçtiğimiz rollerle, kurmaya çalıştığımız sahtekâr cümlelerle her şeyi ‘normalleştirmeye’ çalışıyoruz.
Bozuntuya vermeyerek…
Oysa kimse aptal değil.
Ya da hiç kimse bizden daha aptal değil.
Ya da hiçbirimiz başkalarından daha zeki değiliz.
Hiç olmadık.
Bu gülünç sahneyi kim kurdu?
Bu üstümüze oturmayan ucuz kostümleri kim dikti?
Bu aptal senaryoyu kim yazdı?
Bu şeffaf perdeleri kim çekti?
Hepsini biz mi yaptık yine?
Zil neden olur olmaz yerde çalıyor?
Niye hep aynı oyunu oynayıp duruyoruz?
Bir kere de mi değişmez senarist?
Bir kere de mi oyuncuları değiştirmez yönetmen?
Dekorlarla bir kere bile oynamaz mı sanat yönetmeni?
Herkes ne kadar acemi.
Hepimiz ne kadar beceriksiziz.
Kim kurdu bu gülünç sahneyi?
Biz kendi isteğimizle mi çıktık?
‘Oynamak’ zorunda mıydık yine?
Oynamak zorunda mıyız?
Yüzümüzdeki pudra, ucuz boyalar gizliyor mu bizi?
Ya sevdiğimizi?
Kimseye hiçbir şey belli etmiyor muyuz gerçekten?