Hayatınta kendisi 20.Bölüm / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ağustos '11

 
Kategori
Öykü
 

Hayatınta kendisi 20.Bölüm

Hayatınta kendisi 20.Bölüm
 

Resim alıntıdır. "Rüyalarım kabuslara dönüşmeden...Gel..."


Kızım… Ayşe “kızım, kızım, kızım” diye tekrarlıyordu içinden. Kavuşmuştu işte. On aylık bebekken kocasının kollarından alıp götürdüğü kızı. Handan… işte karşısındaydı. Gece grisi yıldızlı gözleri, saçları, beyaz teni ve duru yüzüyle. Bebekken nasılsa, şimdi de öyleydi. Çehresi hiç değişmemişti. Yine o narin beden, yine o meraklı bakışlar. Sarılmalıydı, senelerin hasreti ile koynuna bastırıp bir daha bırakmamalıydı. Gözyaşları ıslanmış yanaklarında küçük derecikler oluşturmuş, uzanan eli havada kalmıştı. Israrla öbür kolunu da uzattı genç kıza. 

_ Lütfen… gel bana. 

Handan, donup kalmıştı. Bu kadının bakışları yüreğini ezmişti. Hiçbir anlam veremiyordu o gözlerdeki hüznüne. Odada bulunanlar da Handan’dan farklı değillerdi. Tembihlendiği halde Ayşe kendini tutamamıştı. Senelerdir görmediği yavrusunu karşısında bulunca her şeyi unutmuştu kadın. İlk toparlanan Şadan oldu bu durumdan. O da ağlıyordu, çarçabuk gözlerini silip annesinin yanına geldi. 

_ Anneciğim yorma kendini. Kusura bakmayın, annem pek iyi değil. 

Yusuf bu ana müdahale etme gereği duydu hemen. Ayşe’ye hak veriyordu ama Handan şimdi öğrenmemeliydi. Handan’ı kolundan tutup Ayşe’ye yaklaştırdı birden. 

_ Handan kızım, Ayşe Yengen küçükken seni çok severdi. Sen hatırlamazsın, eskiden çok gelir giderdik birbirimize. Araya zaman ve mesafeler girince ayrı düştük işte. Hadi öp onu, baksana ne çok özlemiş seni. 

Handan eğilip elini öptü kadının. Yanaklarını uzandı sonra. Ayşe onu özlemle öptü ve sıkıca sarıldı arkasından. 

_ Ah kızanım…. yavrum benim… hasretin dağ olup büyüdü içimde. Kavuştum artık sana. 

_ Ayşeeee… hanım, ne demiştim ben sana. Sakin ol biraz, fenalaşacaksın bak şimdi. 

Bekri aceleyle kolonya şişesini alıp ayırdı ana kızı. Ayşe’nin elini yüzünü ovmaya başladı kolonya ile. Bir taraftan da Şadan’a laf yetiştiriyordu. 

_ Biliyordum başıma geleceği. Her neyse… Şadan, sofrayı hazırla kızım. Misafirlerimiz açtır, yoldan geldiler. 

Yusuf, Ayşe’nin davranışlarından daha bir tedirgin olmuştu. Şadan’ın üzgün haline bakıp: 

_ Hiç zahmet etme Şadan. Biz yolda gelirken yedik bir şeyler. Sen bize güzel bir çay yap da hep beraber içelim. Daha iyi olur. 

Şadan, demlediği çayla birlikte börekler ve kurabiyeler hazırlamıştı. Bahçede ki masaya dizmişti tabakları. Handan’ın gelişi Ayşe’ye ilaç olmuştu sanki. Hep birlikte bahçeye çıktıklarında oda yataktan kalkmak istedi. Sırtına bir hırka alıp oturttular onu da bahçedeki koltuklardan birine. Gözlerini ayıramıyordu Handan’dan. Genç kız bu yoğun ilgiden ister istemez tedirgin olmuştu. Ne yediğinden, ne de içtiğinden bir şey anlamamıştı. Kaçamak bakışlarla ara sıra bakıyordu Ayşe’ye ama çözememişti ne olduğunu. 

Akşam olduğunda biraz daha sakinleşmişti Ayşe. İlaçlarını almış, uykuya dalmıştı yatağında. Yusuf başıyla işaret ederek Bekri’yi dışarıya çağırdı konuşmak için. Bahçeye çıktıklarında lafı dolandırmadan girdi konuya: 

_ Bekri, ben sana ne demiştim. Handan ne hale geldi gördün mü? Birden bire söylenir mi böyle şeyler? 

_ Abi… haklısın da… ana yüreği işte, dayanamadı garibim. Hem öğrense ne olur, o da bilsin anasının babasının kim olduğunu. 

_ Öğrenecek ama zamanı geldiğinde. Bunun için çok erken daha. 

_ Bence fazla beklemeyin, söyleyin bitsin bu iş. 

_ Olmaz…. daha değil. Şu bağ işini ne yaptın sen? Çıkardın mı satılığa? 

_ Çıkarsan ne olacak? Bu parasızlıkta kim alır bağı bahçeyi. 

O anda bahçe kapısının paldır küldür açılmasıyla irkildi iki adam. Yusuf dikkatle baktı gelene. Bekri zaten biliyordu bu saatte kimin gelebileceğini. Renan yalpalayarak girdi bahçeye. Yine içmişti adam akıllı. Belki yine kumar bile oynamıştı. Yusuf’u görünce duraksadı biraz. 

_ İyi akşamlar… baba? 

_ Renan… bu ne hal? Hiç böyle yapmazdın sen, niye içtin oğlum böyle? 

Ne diyorsun der gibi babasına baktı Renan. Sanki ilk defa mı içiyordu. Tabii, misafir vardı. Onun yanında böyle konuşmuştu. O da katıldı bu numaraya. 

_ Afedersin baba. Arkadaşlar bırakmadı işte. 

Oysa Yusuf anlamıştı her şeyi. Keşan’da olmayan şey miydi sanki. Gençler daha erken yaşlarda marifet gibi içmeye başlardı burada. Hiç sesini çıkarmadan eve yöneldi sonra. Züleyha ne yapmıştı acaba. Telaştan onunla bile ilgilenememişti bu karmaşada. 

Ertesi sabah kulağına gelen horlama sesiyle uyandı Handan. Sanki motor çalışır gibiydi. Kalkıp oturdu yatağın içine. Yandaki yatağa baktığında boş olduğunu gördü. Demek anne ve babası kalkmıştı. Bu horultu başka bir yerden geliyordu. Yataktan çıkıp üstünü değiştirdi. Kapıyı araladığında annesinin sesini duydu. 

_ Ayşe’cim ne olur ağlama artık. Her şeyin çaresi vardır. Bu kadar özlem çektiğini bilseydik çok daha önce gelirdik. Neden haber vermediniz hiç? 

_ Yenge… senelerdir ne çektiğimi bir ben bilirim. Şadan başımda benimle beraber dayandı her şeye. Yıllardır yataktayım ben. Bu evin kadını Şadan oldu. Her şeye o koşturup durdu. Bekri ne gördü, ne bildi? Renan haytalıktan başka ne yaptı? Ben yandım kızım için, ben gözyaşı döktüm. Onun bir kere bana “anne” demesi için dünyaları verirdim. Oysa o bir yabancı gibi… 

Ayşe tekrar hıçkırıklara boğuldu bu sözlerden sonra. Handan’ın yavaş adımlarla yanlarına geldiğini fark etmediler bile. Züleyha ellerini okşuyordu Ayşe’nin. O da üzgündü belli. 

_ Ayşe… kızma bana ama böyle olmasını siz istemediniz mi? Onu bıraktığınızda geri gelmeyeceğini biliyordunuz. 

Hızla başını kaldırıp Züleyha’ya baktı Ayşe. Öfke doluydu gözleri. 

_ Ben bilmiyordum… ben hiç bilmiyordum. Bekri onu alıp götürürken bir süre sonra geri geleceğine inandırdı beni. O zaman da çok hastaydım, bakamıyordum kızıma. Yoksa bırakırmıydım ben el kadar yavrumu!! 

Kapanan kapının sesiyle ikisi de irkildi bir anda. Şadan mutfaktan çıkmış bir onlara, bir Handan’a bakıyordu. Acaba ne kadarını duymuştu kız? Züleyha donup kalmıştı, Ayşe ise hala ağlıyordu sessizce. İlk toparlanan yine Şadan oldu. Diğer divanda horultu ile uyuyan Renan’ı göstererek: 

_ Renan’da bu sabah uyanmak bilmedi… Bir rahat vermedi değil mi Handan’cım. Gel kahvaltı et. Annemin ilaçları olduğu için biz erken yedik. Uyandırmadık seni. Hadi bahçeye çıkalım beraber. 

Handan ses çıkarmadan Şadan’ın peşinden gitti bahçeye. Kahvaltı masasına oturduğunda uzun uzun baktı Şadan’a. 

_ Ayşe Yenge niye ağlıyor Şadan Abla? 

_ Hasta biliyorsun, ağrıları var bu sabah yine… 

_ Ama onlar başka bir şey konuşuyordu annemle. Başka bir kızı daha mı var? Sanki onu bırakmak zorunda kalmış gibi, senelerdir görmemiş gibi laflar ediyordu. Yoksa… 

_ Yok canım, sen yanlış anlamışın. 

_ Dünde bana karşı davranışı çok değişikti. Bir başka sarıldı, bir başka öptü sanki. 

_ Hep seni anlatırdı bize, onun eline doğmuşun. Siz buradan gidene kadar çok bakmış sana. Ölmeden bir kere daha görsem deyip duruyordu. Ondandır yani… 

Handan iyice şaşırmıştı. Ayşe Yenge onun doğumunu nasıl bilebilirdi ki? Annesi bile bilemezken. Evlatlık alınan bir bebekti o. Bir anda aklına gelen düşünceyle sarsıldı. Evlatlık olsa da onu doğuran bir ana vardı bir yerlerde. Yoksa o olabilir miydi? Sormak istedi ama tuttu kendini. Sorsa bile doğru cevap alacağı şüpheliydi. En iyisi burada olduğu süre boyunca takip etmekti onları. Bir cevap mutlaka bulurdu nasılsa. 

Gün içinde Şadan ile birlikte Keşan’ın içini gezdiler. Çok cıvıltılı, sürekli kalabalık bir merkezi vardı. Küçük bir yerdi ama aradığın her şeyi bulmak mümkündü. Babasının söylediği meydandaki çay bahçesinde dondurma yediler, limonata içtiler. Bir çok yerde resim çekti Handan. Köyden gelen kadınlar çok ilgisini çekmişti. Ferace denilen bir örtü vardı üstlerinde. Eskiden kadınların giydikleri çarşafa benzeyen siyah, kapalı bir kıyafetti. Bazılarının üstünde çiçekli çiçekli şalvarlar vardı. Kimisi ise çok daha modern giyinmişti. Genç kızlar ise oldukça modayı takip ediyor gibiydi. Romanların oturduğu mahalleyi uzaktan gösterdi Şadan. 

_Orası farklı bir şehir gibidir. Aralarına yabancıyı sokmazlar. Müzik sesi hiç kesilmez. Çok şendirler, neşelidirler. Bak şunlara…baya da esmer olurlar. 

Handan ilgiyle baktı Şadan’ın gösterdiği yöne. Gerçekten de onun anlattığı gibiydi. Çok renkli giyinmişlerdi, konuşmaları bile farklıydı. Çocukların çoğu yarı çıplak, kumların üstün oynuyordu. Her birini tek tek resimledi genç kız. Çok ilginç olacaktı bu gezinti onun için. 

Ertesi gün toparlanıp ailece Erikli sahiline gittiler. Şadan her zamanki gibi annesi ile kalmıştı. Renan ise zaten çok geç saatlerde gelip, geç saatlerde kalktığı için daha doğru dürüst tanışamamışlardı bile. Onlarla sadece Bekri geldi. Erikli sahilinin denizi temiz ve duruydu. Genci, yaşlısı ve çocuğuyla insanlar güneşin altında kumlara uzanmıştı. Çocuklar denizin içinde şen şakrak kahkahalarla oyunlar oynuyordu. Yazlık evleri, birkaç oteli ve küçük eğlence yerleriyle mini bir tatil köyü gibiydi. Oldukça sakin bir yerdi. Öğle saatlerinde daha da sessizleşmişti ortalık. Gece karanlığında kurulan Pazar yerinin çoğu kapalıydı. Birkaç tezgâhta hediyelik eşyalar, takılar ve deniz ihtiyaçları bulunuyordu. Dönüş yolunda Mecidiye sahilinden dolanıp Saroz körfezine ulaştılar. Ormanın içinde uzunca bir süre ilerleyince küçük bir kamp yeriyle karşılaştılar. Gökçetepe Orman Kamp Yeri’ydi burası. Çam ağaçları ile çevrilmiş bir koydu. Yazlık evler yeni yapılanmış gibiydi. Köylülerin işlettiği iki küçük çay bahçesi vardı. Soğuk bir şeyler içip soluklanmak için mola verdiler bir süre. İnsanlar sıcak ve konuşkandı. Yer yer balıkçı teknelerinin yanı sıra, denize doğru uzanmış iskelede denize girenler görünüyordu. Ormanın orta yerinde küçük bir cennet gibiydi burası 

İki günlük gezinin ardından Yusuf Bey dönme zamanının geldiğini duyurdu evdekilere.. Ayşe bunu duyduğunda yine için için ağlamaya başladı. Doyamamıştı kızına, anne dediğini duyamamıştı. Hep söylemek istemiş ama yavrusunu üzme korkusu ile susturmuştu yüreğini. 

Bekri abisi gidecek diye rahatlamıştı. Bağ bahçe konusunu bir daha sormamıştı neyse ki. Bir an önce gitsinler diye bakıyordu. 

Handan her ayrıntıyı, her bakışı, her sözü ince eleyip sık dokumuştu. Bir açıklarını yakalamak için pür dikkat izlemişti onları ama emin olacak bir şey bulamamıştı. 

Renan ise misafirleri hiç umursamamıştı zaten. Ne faydası vardı ki ona. Kardeşi senelerdir yoktu zaten. Bu saatten sonra görse ne olacaktı ki. Belalıları durmadan sıkıştırıyordu. Verdikleri süre çoktan dolmuş, peşine düşmüşlerdi yine. Ortalıkta görünmemek için fare deliği olsa girecekti neredeyse. 

O gece eve erkenden gelmişti. Nefes nefeseydi. Belli ki birileri vardı peşinde. Odasına çekilip yatağına kıvrılmıştı. Şadan kapıyı vurup içeriye girdiğinde şöyle bir başını kaldırıp baktı sadece. Şadan çekingen bir ifadeyle: 

_ Abi… hava çok güzel. Handan’ı da alıp şöyle bir dolaşsak mı? 

_ Git kızım işine… yorgunum ben. 

_ Ne yaptın ki? Nerede yoruldun bu kadar? 

_ Yahu hesap mı vereceğiz birde sana? Olmaz diyorum işte, var mı ötesi? 

_ Ama Handan’ın son gecesi. Bir daha kim bilir ne zaman göreceğiz onu. Kardeşimiz o bizim. 

Renan sıkıntıyla baktı kardeşine. Dalga geçer gibi bir ifadeyle devam etti peşinden. 

_ Yıllardır görmedik, bilmedik. Bu saatten sonra ne kardeşiymiş kızım beya… 

_ Görmediysek onun suçu değil ki. Babamın suçu her şey. Handan’ı alıp gitmiş, evlatlık vermiş onlara. Kızın bizden haberi bile yokmuş senelerdir. Sen umursamadın, ortalıklarda yoktun ama şu birkaç günde tanıdım ben onu. Ve çok sevdim… 

_ Al hayrını gör o zaman Şadan. Benden uzak dursun da hiçbir şey istemiyorum. Zaten yeterince bela var başımda. Birde Handan kardeşle uğraşamam artık. 

Alaycı bir sesle konuşmaya devam ediyordu Renan. Oysa Handan kapının dışındaydı. Bütün konuşmayı duymuştu. Demek bu insanlar gerçek ailesiydi. Ayşe’nin ona davranışlarının sebebi buydu. O gözyaşları, sarılmalar, ısrarlı öpmeler bu yüzdendi. Olduğu yere çöküverdi genç kız. Oda etrafında fır fır dönüyordu. Midesi bulanıyor, kalbi zehir zemberek çarpıyordu. Neden? Bekri Handan’ı neden vermişti? Ayşe senelerdir neden bulmamıştı onu? Şadan neden tanımak için çaba göstermemişti? Neden? 

Gözyaşları hücum etti yağmur gibi. Tutulup kalmıştı öylece. Ne yapmalıydı? Ne söylemeliydi? 

Aniden fırladı yerinden. Hesap vermeliydi herkes. Bunca senenin hırsını almalıydı onlardan. Hızla salona yöneldi bu kararla. Öfkeyle açtı kapıyı. Gözlerinden nefret fışkırıyordu sanki. Kızın bu ani girişiyle salondakiler donup kalmışlardı. Yusuf Handan’a bakar bakmaz anlamıştı öğrendiğini. Züleyha’nın korktuğu başına gelmişti. Handan tıslar gibi bir sesle haykırdı onlara. 

_ Neden?... neden?... neden yaptınız bunu? 

Yusuf çöküntüyle kalktı yerinden. Kızına doğru bir adım attı ama durmak zorunda hissetti kendini. Handan öyle bir bakış fırlatmıştı ki babasına, ateş gibi yakıyordu. Bekri’ye dikmişti bu kez o keskin bakışlarını kız. 

_ Çok mu geldim size? İki çocuğunuza baktınız da ben miydim fazlalık? Şadan’dan Renan’dan ne farkım vardı benim? Cevap verin… Bekri Bey… cevap istiyorum. Ayşe Hanım, kızım diye sarıldın bana, öptün beni… Ben yirmi üç yaşındayım. Sen yirmi iki yıldır neredeydin? Bunca sene aciz mi kaldın beni aramak için? Şimdi mi aklına geldim? 

Handan’ın bağırmalarına Şadan ve Renan’da gelmişti odaya. Handan kan çanağına dönmüş gözleriyle onlara baktı ağlayarak: 

_ Ya siz… bir yerlerde kardeşimiz var demediniz mi? Bulmak istemediniz mi? Benim suçum neydi? 

Şadan daha fazla dayanamadı kızın haline. O da ağlıyordu. Babasına baktı sitemle: 

_ Anlat ona baba, bizden bile sakladığın gerçekleri anlatmanın zamanı gelmedi mi artık. 

Bekri başı önünde, yavaş yavaş konuşmaya başladı. Babalarının ölümünden sonra Yusuf İstanbul'a yerleşmişti. Çocukları olmadığı için Züleyha'nın tedavisini yaptıracaktı. Sağlam birde iş bulmuştu zaten. Tek başına işlerle uğraşmaya başlamıştı. Ara sıra kumar oynuyordu. Başta ufak ufaktı, sonraları büyümüştü iş. Bir iki bahçeyi satmak zorunda kalmıştı. Sonra bir ailenin evlatlık bebek istediklerini duymuştu. Gidip konuşmuştu onlarla. Ayşe zaten hastaydı. Çocuklarla ilgilenecek kimse yoktu. Handan'ı vermeyi düşünmüştü. Önce yuvaya bırakacaktı, onlarda gelip evlatlık işlemlerini yaptıracaklardı. Öyle anlaşmışlardı. Handan'ı yuvaya bırakmıştı ama onlar ortalıkta yoktular. Sonra Yusuf Abisi duymuş bu olayı. O aile gelmeden Handan'ı alıp gitmiş. Haberi olduğunda iş işten geçmişti, sesini çıkarmamıştı... çıkaramamıştı... 

Handan ayakta, bitkin bir halde dinledi Bekri'yi. Sözlerini bitirdiğini anlayınca teker teker hepsine baktı kırgınlık içinde. Sonra Yusuf'a döndü acı içinde: 

_ Babacığım... hemen gidelim burdan. Bu insanların yanında daha fazla kalmak istemiyorum ben... 

 

by SELVA 

 

 
Toplam blog
: 71
: 569
Kayıt tarihi
: 25.11.08
 
 

1969 doğumluyum. evliyim, iki çocuğum var. Kitap okumayı ve şiiri severim. ..