- Kategori
- Deneme
Haydarpaşa

Yine Haydarpaşa’daydı. Yine uğurluyordu çok sevdiğini. Hiç sevmiyordu burayı. Çok kişi gitmişti bu istasyondan. Çok kere yalnız kalmıştı. Kızıyordu Haydarpaşa’ya. Ne istedin benden diyordu. Küçüklüğünden beri ne burayı, ne de trenleri severdi. Annesi de gitmişti ne de olsa buradan. Onu bırakmıştı tek başına. Haklıydı gitmekle. O sarhoş adamın yanında durup ne yapacaktı. Hatırlamak istemedi. Dalmıştı ama bir kere. Annesinin trene binişini hatırladı. Kızıyordu annesine de. Hem onu gara götürüyor, hem de oracıkta bir it gibi bırakıyordu. Yıllarca kızdı annesine. İsyan etti. Keşke doğurmasaydın dedi. Anladı. Büyüyünce anladı. O da terk etmemiş miydi zaten babasını? Ne yapsaydı? O ayyaşın yanında durup dayak yemeye devam mı etseydi? Gözleri doldu. Etrafa bakındı. Gözden kaybolmuştu. Göremedim mi yoksa gittiğini dedi. Bilmiyordu o takip edildiğini. Aslında engel olabilirdi gitmesine. Yapamadı. Gözlerinin içine baka baka git dedi sanki. Uğurluyordu yine. Bu seferki daha uzaklara gidiyordu ama. Başka diyarlara, başka şehirlere. Belki sonsuza dek göremeyecekti onu. Son kez bakındı. Gidiyordu artık. Göremedi. Döndü arkasını. Birden karşısında gördü onu. Demek ki biliyormuş takip edildiğini. Hiçbir şey demeden sarıldılar birbirlerine. Hiç bırakmayacakmış gibi. Sonsuzmuş gibi. Gitmem gerek dedi. Yüzüne bakamadı, “gitmesen olmaz mı?” dedi. Oturdular banklara, konuştular. O lanet tren geldi yine işte. Ankara. Ankara’ya gidiyordu. “Neden?” dedi. Sustu o. Gitmem gerek dedi yalnızca. Arkasına bakmadan gitti. O da gitti. Yüreğinde büyük bir burukluk, gözlerinde yaş, döndü eve.
Her yerde biraz o vardı. Resimler, dolaptaki birkaç parça eşya… Ve ona hediye ettiği kolye. Daha çok ağladı. Atmak istedi hepsini, yapamadı. Toplayıp hepsini, koydu bir kenara.
Yine yalnızdı işte. Duramadı evde. Çıktı dışarı. İstanbul tüm boğukluğuyla karşısındaydı. Deniz çıkarıyordu acısını kayalardan. İstanbul ağlıyordu onunla. Bir kargaşa vardı sanki bu güzel şehirde. Dalgalar üzerine geliyordu. Bulutlar küsmüş, yağmurlar ona yandaşlık yapıyordu. Yazın ve şehrin tüm güzelliği de gitmişti onunla birlikte. Güneş, yerini bulutlara bırakmış, saklanmış birinin arkasına, o da ağlıyordu. “Neden?” dedi kendine. Neden böyle olduk biz? Ağlamaya devam ediyordu. Artık kimse fark etmiyordu onu. Gömülmüştü karanlığa. Baktı, ileriye baktı. Yıldızların ışığını söndüren denize, dalgalara kızdı. Onun gitmesine neden olduğu için kendisine kızdı…