- Kategori
- Doğal Hayat / Çevre
Hayvan yapmaz

"Hayvan yapmaz" deriz ya, bu benzetme tam bir yanılgıdır.
Dünya üzerinde kendi yaşam alanına zarar veren bir tane canlı var. Bu canlı, ürettiği kirlilikle o derece zararlı sonuçlar ortaya çıkarıyor ki kendisi de dahil hiçbir canlı o bölgede sağlıklı bir yaşam şansı bulamıyor...
Israrla simgeleştirilen -yararsız- karga ile olan rekabetimizdir. Hayvansal zeka emaresi olarak; gagasına aldığı taşla yumurta kıran karganın başarısından söz eder dururuz ya: Aslında bu olayı insanın birkaç bin yıl önceki alet kullanmaya başlama hikayelerine benzetiriz. ‘Vay, aynı insan gibi...’ Diyerek bize benzediğini düşünmemizin; sefil kargayı onurlandırma anlamına geldiğini anlatmaya çalışırız.
İnsanoğlu ile ilgili en eski kalıntılar, tıpkı karganın yumurta kırarken kullandığı taşa benzeyen sivri taşlardan ibaretti. Arkeologlar ve antropologlar buldukları taşları, kemiklerin kullanarak; ‘insanı daha gerilere götürmeye’ çalışırlar. Acaba en gerideki ilk insan ile çağdaşı bir karga arasında ne gibi bir teknoloji transferi olmuştur? O günün teknolojisinde avının kafasına taşla vuran insan ve yumurtayı kırmak için taş kullanan karga; neredeyse eşit şartlarda mücadele ediyorlardı.
Kargalar ve insanlar ancak taşla oynarken birçok canlı türünün yaşamak için çeşitli yapılar inşa ettiğini biliyoruz. Yaşam alanı olarak oluşturulan bu eserlerin kurulduğu yerlere zarar vermemesine özen göstermesi ilginçtir. Ayrıca hepsinin ortak bir özelliği de yapıldıkları yerin çevre şartları ile uyumlu olmalarıdır. Mesela hiçbir ağaçkakan yeşil bir ağaca yuva yapmaya kalkmaz. Aynı şekilde ağaç kovuklarını kovanları için kullanan arılar, yerleştikleri ağaç canlı bile olsa ağacın yaşam şartlarına zarar veren bir etkiye sebep olmazlar. Ülkemizde yok ama kunduz, porsuk gibi suyu seven bazı canlıların akarsuların önünü keserek küçük barajlar kurduğunu belgesellere meraklı birçok kişi bilir. Kuşlar arasında en ilginçlerden biri kırlangıçlardır. Yuvasını sıvayan bu kuşlar, evinin harcını yoğururken kendi salyasını kullanır. Arılar ve karıncalar ile ilgili örnekler vermek için pek çok özellik bulabiliriz: Ekip çalışması bilinci, liderlik, yönetim, mühendislik, sosyalleşme ve -en önemlisi belki de- çalışkanlık konularına girmeye bile gerek yok.
İlk insanın ilk hayvandan sonra olması gerekliliği doğal bir mantık yürütmenin sonucudur. Öyleyse bin türlü bitki ve hayvan insandan önce var olmalıdır. Hiç şüphe yok ki insan, bugünkü anlamı ile insan olana kadar bazı hayvanlardan çok gerideydi. -Ki, tüm ilerlemesine rağmen halâ geride olduğu yanlar vardır.- Eğer böyle düşünmüyorsanız, hayvanların yaptığı bazı işleri, sebep ve sonuçları ile birlikte sonradan, öğrenerek ve geliştirerek becerdiği anlamı çıkar ki bu durum -bazılarımız için- ilkinden de kötüdür!
Bunları niye yazdım diye soracak olursanız, hemen söyleyeyim:
İnsan olarak ortada dolaşan pek çok türdeşimizin yaşadıkları ortamlara, kendi soyundan, kanından, türünden gelenlerin canları pahasına, sırf para kazanmak ve varlık elde etme pahasına yaptıklarını gördükçe, her seferinde içinden ‘Hayvanca!’ demek geçenlere; “demesinler” diye hatırlatmak istedim.
Neyi mi? ‘Hayvanca’ dediğiniz, insanın benliğinden her geçen gün, biraz daha silinen bir erdemdir. Ve insanın belki de, bir daha, hiç bir zaman ulaşmayı başaramayacağı kadar ‘yalın’ bir güdüdür. Keşke bu canavarların içlerinde zerre kadar ‘hayvanlık’ olsa...
Hep sevgi ile kalın.
Murat SEVGİ
msevgi@mental.com.tr