​ Hayvanlara ne olursa, insana da aynısı olur! / Haber / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Nisan '08

 
Kategori
Haber
 

Hayvanlara ne olursa, insana da aynısı olur!

Hayvanlara ne olursa, insana da aynısı olur!
 

Balıklarda ekmeğin etrafında toplanır, İnsanlarda!!!


Yunan balıkçılar burnumuzun dibine Kardak kayalıklarına Çipura avlamak için onlarca tekne ile geliyor.

Yunan hücum botları ve Sat Komandoları olası bir Türk Saldırısına karşı onları koruyor.

Geçtiğimiz yılın aralık ayında,

Adamlar yine Turgut Reis ve Gümüşlük önlerine kadar gelmişler. Taciz adına ne varsa, ellerinden geleni yapmışlar. Biz kimseye ateş açmamış dolayısı ile kimseyi yaralamamış ya da öldürmemiştik!

Aynı olayı biz gerçekleştirseydik?

Türk balıkçılar Kilimli ve Leos adalarına yarım mil yaklaşsa, hücum botlarımız onlara eşlik etse ne olurdu dersiniz?

***

Biraz daha geri gidelim 2000 yılının mart ayında duralım.

Ukrayna Sahil güvenlik botları, karasularının ihlal edildiğini öne sürerek balıkçı teknelerimize ateş açıyor, yine bir Türk balıkçısı Durmuş Çınar hayatını kaybediyor.

Onlarca balıkçı da delik deşik olan teknelerini, tecrübeleri ile batırmadan karaya çıkartmayı başarıyor...

Ukrayna’nın yasak bölge olarak belirlediği sınır ne kadar dersiniz?

100 mil.

Bu ne demek?

Ukrayna’ya denizden tekneniz ile 100 mil yaklaşırsanız; ölürsünüz.

***

Rezve deresi, Bulgaristan ve Türkiye arasında doğal sınır olarak kabul ediliyor. Diğer adı; Mutlu Deresi!

Geçtiğimiz yıllarda Bulgar Dışişleri Bakanı Solomon Pasi Ülkemizi ziyaret etti; Edirne İğneada ve Demirköy’de incelemelerde bulundu ve bir ilki gerçekleştirdi. Ülkesine gümrük kapısı olmayan bir yerden Rezve Deresinden balıkçı teknesi ile döndü!

Biz de kendisini alkışlarla uğurladık.

Bulgar Bakanın geliş amacı; Türkiye ve Bulgaristan arasındaki işbirliğini geliştirmek..

Geldiğinde bakan gazete sayfalarına düşen şu açıklamayı yapmıştı; "<ı>İğneada Beldesi yakınlarında iki ülke arasında bir geçiş geçiş noktası açmak istiyoruz. Yine Demirköy ve İğneada halkına ücretsiz vize vererek iki taraf halkının da karşılıklı olarak gidip gelmesini sağlamak istiyoruz. Bu konuda çalışmalara başladık. Bürokratik engellerin kaldırılması için her iki ülke elinden geleni yapmalı. Turizm açısından bu bölgeye ciddi bir talep var. Geçiş noktası açtığımız taktirde, turizmden bölgeye ciddi bir katkı sağlanacak. Bunun bir an önce açılmasında fayda var."

***

Gelelim bugün Milliyet Gazetesinde yer alan habere; “<ı>Bulgaristan Sahil Güvenlik Komutanlığı’ndan edinilen bilgiye göre, dün sabah saat 06.30’da bir Türk balıkçı teknesinin Bulgaristan karasuları içinde, Rezve deresi açıklarında avlandığı ihbarı geldi.
Olay yerine giden sınır polisi botunun tekneye yanaşmasından sonra Türk balıkçılar ile sınır polisi arasında tartışma çıktı. Kavgaya dönüşen tartışma sonunda Türk balıkçılar olay yerinden kaçmaya çalıştı. Bu sırada elinden yaralandığı belirtilen bir sınır polisi, Türk balıkçılara ateş etmeye başladı. Göğsünden isabet alan Yalçın Ercan adlı balıkçı, Tzarevo hastanesine kaldırılırken yolda hayatını kaybetti. “

<ı>

***

Yukarıdaki konuları harmanlayıp sayfalar süren analizler yapabilirim sizlere, Bulgarlara, Yunanlara, Ukrayna’ya verip veriştirebilirim...

Her cümlenin sonunu “değer miydi?” diye sorarak bitirebilirim... Bunu yaparsam vermek istediğim mesajın dışına çıkacağımı düşünüyor Yazıyı hepinizin okuduğunu tahmin ettiğim Büyük şefin ABD başkanına yazdığı mektupla bitirmek istiyorum.

“Washington’daki Büyük Şef,

Beyaz adam silahlarla gelip, toprağımızı satın almak istiyor. Gökyüzünü, toprağın ısısını nasıl alıp satabilirsiniz? Bu fikir bize garip gelir. Eğer biz havanın tazeliğine ve suların parıltılarına sahip değilsek, onları nasıl satın alabilirsiniz? Bu dünyanın her parçası benim insanlarım için kutsaldır. Her parlayan çam iğnesi, bütün kumlu sahiller, karanlık ormanlardaki sis, her açık alan ve vızıldayan böcek, halkımın tecrübe ve anılarında kutsaldır. Ağaçların gövdelerinden akan sular, Kızılderililerin anılarını taşır.

Dereler ve nehirlerden akan, parıldayan sular, sadece su değil ama atalarımızın kanlarıdır. Eğer size toprak satarsak, onun kutsal olduğunu hatırlamalı ve çocuklarınıza da öğretmelisiniz. Suyun mırıltısı babamın babasının sesidir. Nehirler erkek kardeşlerimizdir, susuzluğumuzu giderirler. Nehirler kanolarımızı taşır, çocuklarımızı beslerler. Eğer size toprağımızı satarsak, hatırlamalı ve çocuklarınıza öğretmelisiniz ki, nehirler bizim kardeşlerimizdir ve bundan dolayı sizler de nehirlere, herhangi bir kardeşe göstereceğiniz kibarlığı göstermelisiniz.

Dünya, beyaz adamın kardeşi değil ama düşmanıdır ve onu fethetti mi, ilerlemeye devam eder. Babalarının mezarını geride bırakır ve aldırmaz. Çocuklarından dünyayı kaçırır, aldırmaz. Onların haklarını unutmuştur. Annesi olan dünyaya ve kardeşi olan gökyüzüne; satın alınan, yağma edilen, koyunlar ya da parlak boncuklar gibi değişilen bir malmış gibi davranır, iştahı dünyayı yiyip bitirecek ve geride sadece bir çöl bırakacaktır.

Beyaz adamların şehirlerinde sakin yer yoktur. Baharda yaprakların açılışını ya da böceklerin kanat vuruşlarını duyacak yer yoktur. Ama bu belki benim vahşi olmamdan ve anlamadığımdandır. İnsan eğer bir kuşun yalnız ağlayışını veya su birikintisi etrafında tartışan kurbağaların seslerini duymazsa hayatın anlamı nedir?

Toprağımızı alma teklifinizi düşüneceğiz. Eğer satmaya karar verirsek, bir şart koyacağım. Beyaz adam bu toprağın hayvanlarına kardeşi gibi davranacak. Hayvanlar olmadan insan nedir? Eğer bütün hayvanlar bitse, insan, ruhun büyük yalnızlığından ölürdü. Çünkü, hayvanlara ne olursa, insana da aynısı olur, kısa süre içinde.

Ayakları altındaki toprağın, büyükbabalarının külleri olduğunu çocuklarınıza öğretmelisiniz. Böylece toprağa saygı duyarlar. Dünya annenizdir. Dünyaya ne olursa, onun oğullarına da aynısı olur. Eğer insanlar yere tükürürse kendi üzerlerine tükürürler. Dünya insana ait değildir, insan dünyanındır.

Birkaç saat ya da birkaç kış sonra, bu dünyada bir zamanlar yaşamış büyük kavimlerin veya şimdi ufak topluluklar halinde ormanda dolaşanların çocukları da kalmayacak, bir zamanlar sizinkiler gibi güçlü ve umutlu olanların mezarlarında yas tutmak için. İnsanlar gelir ve gider, denizin dalgaları gibi. Tanrısı kendisiyle arkadaş gibi konuşan ve yürüyen beyaz adam bile, bu ortak kaderden ayrı tutulamaz.

Beyaz adam belki bir gün keşfeder, tanrımız aynı tanrı. Şimdi bizim toprağımıza sahip olmak istediğiniz gibi, ona da sahip olduğunuzu düşünebilirsiniz. Ama olamazsınız. O insanın tanrısı ve şefkati Kızılderili için de, beyaz adam için de aynı. Bu dünya onun için değerli ve dünyaya zarar vermek onun yaratıcısını küçümsemektir. Beyazlar da geçip gidecek, belki bütün diğer kavimlerden önce. Yatağına pislik yığmaya devam et, bir gece kendi pisliğinde boğulacaksın.

Biz, Buffalolar katledildiğinde, vahşi atlar ehlileştirildiğinde, ormanın gizli köşeleri pek çok insanın kokusuyla dolduğunda ve diri tepelerin görünümü konuşan tellerle lekelendiğinde, anlayamıyoruz. Çalılık nerede? Gitmiş! Kıvrak taylarla av hayvanlarına elveda demek nedir? Yaşamın sonu ve yaşamaya başlamanın başlangıcı.

Bu dünyadan en son Kızılderili de yok olduğunda ve anası sadece çayırlar üzerinde hareket eden bir bulutken, bu kıyılar ve ormanlar hala halkımın ruhunu muhafaza edecekler. Çünkü halkım bu dünyayı, yeni doğan bebeğin annesinin yürek atışını sevdiği gibi sever. Öyleyse, eğer topraklarımızı satarsak, onu bizim sevdiğimiz gibi sevin, onunla bizimki gibi ilgilenin. Bu diyarın anısını, onu aldığınızdaki gibi saklayın. Bütün gücünüz, aklınız ve kalbinizle, onu çocuklarınız için koruyun ve sevin. Tanrının hepimizi sevdiği gibi.

Bildiğimiz bir şey var. Tanrımız aynı tanrı. Bu dünya onun için değerli. Beyaz adam bile bu ortak kaderden ayrı tutulamaz. Bütün bunlardan sonra kardeş de olabiliriz. Göreceğiz! ”

***
Şimdi soru şu benim hemşerim neden öldü. Balık için mi?

 
Toplam blog
: 1280
: 1114
Kayıt tarihi
: 09.08.06
 
 

Deniz tutkunu.Amatör kıyı balıkçısı. Aynı Şarkı ve Ilık Havada Hoşça Kal adlı kitapların yazarı ..