​ Hekimler hastaları tedavi etmekle mükelleftirler / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ocak '15

 
Kategori
Siyaset
 

Hekimler hastaları tedavi etmekle mükelleftirler

Hekimler hastaları tedavi etmekle mükelleftirler
 
Dr.İsmet Turanlı
 
ARİSTO (Aristoteles), Mantık ilminin kurucusunun okulunun kapısında ‘’Matematik bilmeyen içeri giremez’’ diye yazmıştı. Matematik positif ve mutlak bir ilimdir. 2 kerre 2 dört eder. Bunun başka bir alternatifi yoktur. Tebabet de positif bir ilimdir, fakat mutlak değildir. Yeni keşiflerle kuralları değişebilir. Hele Hukuksa politik konjonktüre göre değişebilir.
 
Hekimlik sosyal bir meslektir. Ticari bir meslek değildir. Zengin olmak isteyen hekimlere derim ki ‘’ticaretle uğraşın fakat hekimlik yapmayın’’. Eskiden derlerdi ki: Tıbbiyeden her meslekten insan çıkar, ara sırada hekim. Şimdi maalesef tüccar çıkıyor. Sanatkar, sportmen , kültür adamı artık çıkmıyor. Halbuki her hekimin müzikle meşgul olması, bestekar olamıyorsa bir enstrüman çalmayı öğrenmesi gerekir. Müzikle meşgul olan hekimlerin empati kurmak kabiliyeti artar. Hassas olurlar. İnsan sağlığının bekçisi olmaları için bir spor dalında amatör olarak çaba göstermeleri sağlığını korumak için insanların beden eğitimine önem vermeleriyle örnek olmaları gerekir.
 
Tabipler odasından aldığım çağrıların % 80 i cenaze haberleridir. % 20 de iktidarın sağlık hizmetlerinde aldığı kararları protesto çağrılarıdır. Unutulan bir davranışta DEONTOLOJİK, ETİK davranışlardır. Son senelerde bir hekim meslektaşa müracaatımda beni karşılayan meslektaş değil ayağa kalkıp, Hipokrat yemininde ifade edildiği gibi, yaşlılara (ben 85 yaşındayım) saygılı olmaları icap ederken, ayağa kalkmadan ‘’ Neyin var babalık?’’ diyorlar.
 
Şair Ataol Behram dinletili bir akşam yaparken tabibler odası başkanı 2 bin hekimide davet etmişti. Fakat Dinletiye gelen yoktu. Fazıl Say’ın piyano festivalinede hekimlerin iştirak etmediklerini duydum.
 
Şimdi hekimlerde KALİFORNİYA sendromundan malul oldukları intibaı var bende. Bu sendromun birinci arazı Para esareti, sonra, araba, seks, asosyal davranışlar yani kendinden başkasının hali pürmelali enterse etmemesi.Hatta ebeveynlerini dahi unutmuş olmaları. Özel hastanelerde katkı payı için pazarlık yapıldığına şahit oldum. Ben ihtisasa başladığımda 16 asistandan 15 i volonter yani maaşsız 5 sene çalışırdı. Şimdi evinin önünde iki arabası olmayan asistan yok. Buna rağmen tabibler odasının çağrılarındaki en mühim itiraz maaşlarınin kifayetsiz oluşu.
 
YÖk başkanıda yeni universite mezunlarından şikayetçi. ‘’ Eskiden universite tahsili olanlar, aydın, entellektüek kimselerdi. Şimdi yegane arzuları en çok para kazançlı iş yerleri aradıklarıdır.’’.
 
Hekimlerin birinci vazifeleri hastalarını tedavi etmek, şifa imkanı olmayanlarada palliatif tedaviler yaparak hastaların çektikleri acıları dindirmekdir. Siyaset yapmak hiç değildir. Ama siyasetin gidişinide gözlemlemek ve bildiği bir çözüm önerisi varsa onu , en azından sosyal medyada duyurmaktır bu memleketin aydınları olarak. Nema laızımlık yapamaz. Hele, hele muhalefetin bu kadar kifayetsiz olduğu bir emlekette. Nasıl ki hastasını azarlayıp ‘’ Sigara içmeseydin, alkol içmeseydin, sağlığına şöyle, şöyle riayet etseydin’’ diyemezse iktidarın icraatlarındaki hataları ifade ederken suçlamak değil, pozitif önerileri biliyorlarsa söylemeleri gerekir. Ölmeğe duçar bir hastaya bir tekme atamayacağımız gibi pozitif desteği vermemiz icap eder. Ben şahsen eleştiri yaparken yapıcı önerilerimi de yazarım. Memleketini, yurttaşını sevenler karalamayı prensip etmemeleri gerekir.
 
Bugün Türkiye’de öylesine bir kutuplaşma var ki yandaş köşe yazarları iktidarın hatalarını ıkına ıkına müsbet bir hizmetmiş gibi göstermeğe çalıştığı, kendilerini muhalif zannedenlerse her türlü müsbet hizmetleri dahi karalamaktan çekinmemektedirler. Her iki tarafında faydalı olamayacakları kanaatındayım. Olanları pembe gözlükle takdim etmenin, yahutta her gün herşeyin kötüye gittiği propagandası yapmanında keza faydalı olamadıklarını müşahede etmekteyim. Halbuki aklın yolu tekdir. Bu derece aşırı taraf tutmanın ne fayda sağladığını düşünmek zahmetine katlanan yok.
 
Ben bitaraf hekimlerin objektif olarak memlekette ki siyasi çalkantiları hastalikli görünümün düzeltilmesi hakkında görüşlerini açıklamalarını beklerim.
 
Erdoğan ihracatın arttığını duyururken, cari açığın ne durumda olduğunu söylemiyor. Trafikte ölümleri az göstermek için istatsistiki hata yapmaktan çekinmiyorlar. Aslında bir ay zarfında kazadn sonraki ölümlerinde istatistikler ilave edilmesi gerekir. Süleyman şahın türbesine dokunulursa müdahele ederiz derken yüzbinlerce Kobanili Kürdün hayatı tehlikeye girince sessiz kalmanın tetiklediği tepkilerde vatandaşı suçlama, yahutta PKK ile çözüm sürecinde 300 e yakın ağır hasta mahkumlarıni kanserli hastaların tedaviye alınabileceği pazarlığın yapılması yüreğimi sızlattı. Sistam hatasından meme kanserinden ölüm nisbetide korkunç. Kanser tarama sisemimizde yapılacak tedbirlerle erken teşhisin, dolayısı ilede geç tedavinin önlenmesi sağlanabilir. İstanbulda tankerlerin boğaziçinden geçişlerindeki tehlikeyi önlemek için kanal inşaatı yerine Marmaradan Karadenize PEİPLİNE döşenmesi ile tehlikenin ortadan kalkacağını düşünmek gerekir.
 
Modern Soykırım
 
Bir insanı evinden, barkından edip sürgüne göndermek modern soykırımdır bence. Dersimde bir soykırım yapılmıştır. Size bir misal vereyim. Dersimde bakkallık yapan bir ermeni ailesi Kürtlere satış yaptığı için sürgüne gönderilmiş. Ailenin oğluna lise tahslili yapma imkanını sağlamak için Malatya’da terzilik yapan dayısının yanına gönderilir. Bu arkadaş üç sene iftihar listesine girerek lise tahsilini yapar. Tıb tahsili yapmak için birlikte kaydımızı yaptırmıştık. Onun ermeni kökenli olduğunu kimse bilmiyordu. Ben Almanya’ya gelince oda gelip ihtisas yapmak istedi. Bir hastanede şef olan Alman arkadaştan rica ettim ve oda onu Almanya’ya aldırıp cerrahi ihtisası yapmasını sağladı. Almanya’ya geldikten bir müddet sonra Almanya’daki Ermeni federasyonuna başkan seçlmişti. Dün Başbakan Davutoğlu bir teklif yaptı. Dersimden kaçanların, sürgüne gönderilenlerin memlekete dönebileceklerini söyledi.
 
Ben sekiz yaşında iken Malatya garına gitmiştik. Dedem ve kardeşleri Dersim hadisesi ile hiç bir alakası olmadığı halde kardeşleri, çoluk çocuk kara vagonlara ( Hayvan naklinde kullanılan) doldurulmuş Türkiyenin muhtelif yerlerine sürgüne gönderilmiş, bütün arazileri istimlak edilmişti. Yukarda dediğim gibi bir insanı evinden, barkından edip sürgüne göndermek modern soykırımdır. 60 lı senelerde Türkiye’den Avrupa’ya gelenlerinde bir nevi modern soykırıma uğradıklarını kaç kere yazdım. Onların çektiklerini benden iyi bilende azdır. İlk Türkiyeli hekim olarak tıb merkezi açtığımda vatandaşların dertlerine çare aramağa başlamış, Hatta Başbakan DEMİREL’e ‘’bizler mecburiyetten kendi kendimizi sürgün ettik, kimimiz ilim uğruna, kimimiz birkaç mark uğruna’’ demiştim. İsviçreli Yazar MAX Fritsch ‘’ İşçi çağırdık, meğer insanlar geldi ‘’ demişti. O gelenlerin 3-4 mark saat ücreti ile , gurbet acısı ile, ailelerinden uzak nasıl zorluklar içinde çalıştıklarına ben şahidim. Pasaportları bir seneden fazla uzatılamıyordu. Şimdi on seneye kadar imkan sağlandı, arabasını yabancı plaka ile getiremiyordu, şimdi müsade çıktı 50 sene sonra, Almanlar öocuklarını Türkiyeye göderenlere çocuk parası vermemek gibi haksızlık yapıyordu.
 
Ecevit Malatya konuşmasında ‘’ Aleviyim demekten utanmayacaksınız’’ dedikten sonra, Maraş’ta aleviler katledilmiş, Madımakta alevi sanatkarlar yakılmıştı. Türkçe bilmeyen analar mahpus evladı ile ana dili ile ( kürtçe) konuşamazdı
 
Demirtaş çözüm sürecinde üçüncü göz için Yaşar Kemali önermiş. Seneler öncesi bir gün Mehmet Ali Birandla İstanbulda, Nişantaşındaki Beymen kafesinde buluştuk. ‘’Acaba Yaşar Kemal PKK’lılara tavsiyelerde bulunamaz mı? Beni buluşturabilir misin?‘’ diye sordu. Bende ‘’Yaşiar Kemal bu hususta ÇAĞRI’’ kitabında gerekeni söylemiştir. sözünün dinlenmeyeceği bir kimseye bir şey söylemez, üstelik sağlığıda bu hususta müdahele etmeğe müsait değildir’’.. dedim.
 
Gerek Kürt, gerekse Alevi sorununda yapılması istenen bir kaç mevzudur. Bunları yapmak için bazı şartların koşullanmasını istemek ipe un sermek, ayak sürmektir. Erdoğan Ermeni meselesinde Karabağı, Suriye sorununda Esad’ın gitmesi koşulunu sürüyor. Daha doğrusu bir netice alma yerine daima ŞARTLI pozisyona giriyor. Ayni durum Kıbrıs sorununda. Onun içinde çözüm süreçleri sürüncemede kalıyor. Çarşafa dolaşıyor. Bu işleri birazda MONŞERLERE bıraksa Suriye çıkmazından da, Mısır çıkmazındanda ayağındaki politik, ahlaki prangalardan kurtarmış olur.12 senelik zaman ve enerji kaybından sonra Kılıçdaroğlunun sessiz kalması ile TÜRBAN sorunu çözüldü. PKK ile çözüm sürecinin başlaması Öcalan’ın Nevruz mektubu ile başladı. Erdoğan İmam hatip mezunu olduğu için yanlızTürkiye içinde değil, dünyanın başka yerlerinde de CAMİ yaptırmakla mutlu oluyor. Eski bir Futbolcu olduğu içinde epeyce futbol sahası inşa ettirdi. 
 
İktidar karşıtı olmayan yorumcularca da Türkiye’nin dış politikası bir çıkmazda. Daha doğrusu hasta adam konumunda. O halde çıkıpta şöyle yapsaydın, böyle yapsaydın diyerek azarlamaktansa ona bu çıkmazdan çıkması için müsbet önerisi olanların , ak partiyi savunmak adına değilde, Türkiyenin sağlıklı bir yol arayışına çıkması için önerilerini açıklaması gerekir. Neticede Ak parti değil bütün Türkiyelilerin hayrına bir iş yapılmış olur.
 
Artık çok geç. Çok zor. Demenin bir faydası yok. Komşu ülkelerle barış yolunda adımlar atmak için ne yapmalı?
 
Türkiye, Suriye de Kürtlere yardımcı olmaktan çekiniyor. Çünkü Kürtler orada özerklik kazanırlarsa, Suriye parçalanırsa Türkiye Kürtleride özerklik çağrısı yapabilirler diye düşünüyor. Dış politikasında ahlaki gerekçeleri öne sürerken, Kürtler mevzubahis olunca bir ikileme düşüyor, Suriyenin bütünlüğünü öne sürüyor. Hatta Iraktada Kürtler yarı autonomi kazanmış olmasına , orayla sıkı ekenomik ilişkiler kurmuş olmasına rağmen oradada Irakın bütünlüğünden, tıpkı Suriyedeki korkularından dolayı, ikilem yaşıyor. Bu şark kurnazlığını Kürtlerin düşünemeyeceğini zannediyor. Barzani açıkca Davutoğluna söyledi. ‘’Benim hayalimde Kürtlerin bağımsızlığı var!’’.
 
Ermenistanla ilişkilerin düzelmesi Karabağ şartını öne sürmektense, Rusyanın desteğini, USA daki Ermeni lobisini diplomatlarmız aracılığı ile mümkün olabileceğini düşünmek faydalı olur.
 
İsraille ilişkilerde Filistin şartını öne sürdükçe netice almak mümkün olmaz. Orada İsrailin bütünlüğünden bahsedilmiyor. USA nın diplomatik aracılığı ile belki müsbet adımlar adılması mümkün olabilir.
 
Mısırla hala demokratik prensipleri öne sürmenin zamanı çoktan geçti. Arap devletleri artık yeni iktidarı herhalükarde tanıyorsa bizim sureti haktan görünmemizde israrımız ilişkilerimizi düzeltmede biza bir arpa yol aldıramaz. Oralarda Davutoğlunun isararla vurguladığı gibi ‘’Osmanlılık’’ laflarından vazgeçmek gerekir. Onlar Osmanlı devrini kardeşlık değil Osmanlıyı müstevli gözüyle algılamaktadırlar. Balkanlarda da orada Osmanlıdan kurtuluş günlerinde bayram günleri addediklerine göre artık sizler bizim eski eyaletlerimiz idiniz intibaını vurgulamak abesle iştigaldir. Rumlar Osmanlıdan kurtuluş günlerini milli bayramları olarak kutlarken bizim kurtuluş savaşı ile Rumlardan kurtuluş günleri olarak deklare etmemiz gülünçtür. Kıbrıstaki konumuzun temelinde Fatih Rüştü Zorlunun diplomatik başarısı vardır. Bu problemi 45 senedir çözemeyişimizi sadece Rum tarafının inadına bağlamamız ne dereceye kadar doğrudur. Heybelideki Rum okuluna yasak getirmemizi Yunanistandaki cami inşaatını şart koşmamız ne dereceye kadar haklıdır. Okulun açılması bizim bir iç meselemizdir.
 
Azerbeycan için deniyor ki: Bir millet iki devlet. Kürtler ise bir millet dört devlette özerklikten mahrum. Kıbrısta keza bir millet iki devlet ki dünyanın hiç bir ülkesi Kıbrıs Türk devletini tanımıyor. O halde Azerbaycan, Kıbrıs, Türkiye üçü bir devlet olsun, Kürtlerde dörde bölünmüşlükten kurtlup tek devlet olmalıdır. Dış politikada ahlaki temel aranıyorsa en makul tez bu olabilir. Suriyede Kürtlere kimlik dahi verilmiyordu derken Türkiye de Kürtlerin kimliği ne dercede tanınıyor anayasa nezdinde?
 
Hulaseten şunu söylemek istiyorum. Türkiye dış politikasında bir hasta konumunda , bende hekim olarak şifa için bu temennileri yapıyorum. Çünkü hekimler hastaları tedavi etmekle mükelleftirler.
 
Dr.İsmet Turanlı. Antalya. 26.11.14
 
Toplam blog
: 41
: 91
Kayıt tarihi
: 31.05.13
 
 

Emekli Tıp Doktoru ..