- Kategori
- Güncel
Her "Şey" Son Elli Yılda mı Oldu?

Birçok kişi için dünya nasılsa bizim için de aşağı yukarı aynı. Zaman hızla akıyor, birçok kişi gibi birçok konuda ben de neler olduğunu anlamaya çalışıyorum.
Öncelikle tarih yavaş, yavaş akarken bir anda insanlar uzay çağına, bilgi çağına, ulaşıyor. Özellikle son iki bin yıllık gelişmelere paralel olmayan bir gelişme neredeyse son elli yılda gerçekleşiyor, dünya nüfusu arttıkça artıyor, kılıç kalkandan bir anda uzay araçlarına ve akıl almaz, ilerlemeler oluyor.
Teknolojiye uzak sayılmam ama sanırım sandığım kadar da yakın değilim. Sayıları bilirim, ikilik, onluk, sekizli, on altılı gibi…
Elektronikte kullanılan elemanları bilirim, işim gereği. Elektrikten anlarım, anlamayı anlarım. Yapmayı yapabilmeyi, yapmayı anlarım. Anlamadıklarımı anlarım, anlayabilmeyi anlarım.
Ama düşündükçe birçok şeyi anlayamadığımı görüyorum.
Bu kadar zaman zarfında insanlar radyo, televizyon, telefon ve bilgisayar ile tanıştılar. Binlerce yıl içinde bulamadıkları hemen her şeyi son elli yılda nasıl buldular? Son yüz yıl zarfında dünyaya gelen insanlar binlerce yıldan beri dünyada yaşayanlardan çok daha zeki oldukları için mi bu kadar çokça şeyi bir elli yıla sığdırdılar. Ya da aslında biliniyordu da günün birinde arkeoloji sayesinde bulmaları gereken kendileri için çok önemli birden çok bilgiyi buldukları ve söz konusu arkeolog milletler (İngilizler, Fransızlar, Almanlar, Ruslar, İtalyanlar ve birkaç Avrupa devleti) söz konusu metinlerde işe yarar bilgileri kendilerine sakladılar da çöp bilgileri mi dünyaya sundular bunları anlayamıyorum?
Çünkü son yüz, hatta elli yıl inanılmaz değişiklikler meydana getirdi. Yaklaşık iki, üç yüz yıl civarında arkeologlar kazıyorlar. Arkeoloji ve tarih bilimi şüphesiz Osmanlı’da da önemlidir ancak sistematik Türk Tarih Kurumu'nun Atatürk döneminde kurulduğu göz önüne alınırsa, Osmanlı İmparatorluğu, bir İmparatorluk olduğundan köken bilgisinin çok fazla bir önemi yoktu. Olmaması da gerekirdi. İmparatorluk felsefesine de aykırı bir durum ortaya çıkardı ki, zaten Osmanlı’nın son zamanlarında köken, milliyetçilik gibi kavramlar önce Gayri-Müslimler arasında daha sonra da Jön Türkler kanalıyla Türkler arasında olmuştu. Bu durum en azından şu anda iki insan karşılaşınca ilk soruları şu anki gibi; Nerelisin? Neresinden? Ha öyle mi? Sorularına müteakip kimlik saptaması yapılan kişiye karşı doğrudan pozisyon alınmıyor veya belki bir iş başvurusunda biz sizi sonra ararız cevabıyla kişiler geçmişte muhtemelen daha az karşılaşıyordu…
