- Kategori
- Siyaset
Her kaşarın sonu tost olmaktır!

Bayrağımız... Ve diğer bayraklar...
Bir internet sitesinde gördüm; komik özlü söz diye yazmışlar.
“Her kaşarın sonu, tost olmaktır” diyordu.
Kaşar sözcüğünün bir gıda ürünü olmaktan öte; halk arasındaki kullanımını bilirsiniz sanırım. Ne yazık ki daha çok hemcinslerim hakkında kullanılır. Erkek için tam karşılığı nedir bilemiyorum. “Çapkın” sözcüğü oturmuyor.
Kaşar olmanın içinde sevgi yok, saygı yok, aşk yok, değer verme yok. Ne var biliyor musunuz karşılıksız KULLANILMAK var!
Tıpkı yıllardır kullanılan ülkem gibi. Arada şakadan “ABD yine bizi öptü” veya “bakalım AB tarafından bu kez nasıl öpüleceğiz” tarzında laflar ediyoruz. (Hani şu ilerleme raporları var ya) Gülüyoruz ağlanacak hallerimize.
Hem ABD hem de AB. Önümüze gelene öptürüyoruz!
Peki “öpmek” sözcüğünden kast ettiğimiz ne? İnanın cevabın içinde çok ağır sözcükler var!
Bir genelev kadını bile verdiği hizmetin karşılığında ücreti ne ise alır.
Peki, biz her öpülüşümüzde ne alıyoruz? Hiç!
Öyleyse bunun adı “öpülmek” değil! Resmen tecavüze uğruyoruz, üstelik kılımız bile kıpırdamıyor!
…
Ta Marshal yardımlarından mı başlayayım anlatmaya? (O yardımlar olmasa geberir miydik, diye düşünüyorum. Yoksa bu şekilde kullanılmaktansa; kendi yağı ile kavrula kavrula hem yağ hem de mahsul olmayı mı öğrenirdik?)
Oradan 75 cent’e muhtaç olduğumuz yıllara mı geçeyim.
Rahmetli Ecevit iktidar olunca “kıtlık” başlatan emperyalist güçlere mi geleyim?
Özal’lı yıllarda “canım yabancı sermaye” ahlakının tavan yapışından mı dem vurayım?
Gümrük birliği adı altında AB ye açılan kapılarımızı, sadece öpülmeye yönelik açışımızdan mı söz edeyim? … Gerisini siz doldurun…
Ülkemizi adam edecek tek çareyi neden hep dışarıda aradık? Neden hep ABD veya AB olmazsa olmaz gibimize geldi?
Sonuç; o kadar çok borçlandık ki; hakkından gelemiyoruz artık, ne isterlerse “ver kurtul” yapıyoruz!
Kıbrıs mı? Ver kurtul!
Güney Doğu mu? Ver kurtul!
Atatürk portresi mi? İndir kurtul!
Yasalar mı? Boz kurtul!
Türkî Cumhuriyetler mi? Adam sende! Def et kurtul!
Kendi ordun? Çamur at izi kalsın! (Kuyruk acısı var geçmişten!)
Ermeni diasporası mı? Ehlen ve sehlen!
AB dayatmaları mı? Başımla gözüm üstüne!
ABD yönlendirmesi mi? Müttefikimiz o bizim!
Peki, kimiz biz? Ya da kim olmaya çalışıyoruz?
…
Yetmedi mi verilen ödünler? Son demleri ne olacak ödünlerin?
Habur sınır kapısından içeri girenler kim? Hani biz halkımızla teröristleri aynı kefeye koymuyorduk? Nedir peki o görüntüler? Biz mi yanlış anladık yıllardır? Halk mı terörist? Teröristler mi halk? Zafer işaretlerinin anlamı nedir? Kime karşı kazanılmış bir zafer bu? …
Hepsini bir kenara alıyorum şimdi. Farklı düşüneceğim, “barışa” inanarak hem de!
Diyelim ki o zafer işaretleri, yurduna gelebilmenin sevinci olsun.
Kalabalıklar, yıllardır görmedikleri insanlara duydukları özlemle oraya yığılmış olsun.
Haydi diyelim bu barış süreci oluşabilsin diye İmralı’daki bile kullanılmış olsun.
Hatta tüm bunlar gerçekten ülkedeki huzuru sağlamak ve anaların gözyaşlarını durdurmak için atılmış adımlar olsun.
İyi de…
Hiç kimse bu insanların karınlarını düşünmüyor. Neyle doyacaklar? Hangi ağanın marabaları bunlar? Hani toprak reformundan söz eden var mı? Hani bu açılımın ekonomik paketi nerede?
Görmüyor musunuz?
Hepimiz iki taraflı dayatmanın içindeyiz. Dayatmacıların kimlikleri belli.
Kaşardık. Şimdi ABD ve AB arasında tost olmaya yolculuğumuz…
Zevk almaya bakalım, di mi?
Hani tecavüz kaçınılmazsa…
Sizi bilemem ama şimdi ben kütüphanemdeki en değerli iki ciltlik kitaba gidiyorum. Kesin anlamadığım yerleri var.
Yeniden, yeniden, yeniden okuyacağım.
Adı mı: NUTUK !