- Kategori
- Kent Yaşamı
Hiç çirkin çocuk yokmuş dünyada

Yağmur yağıyor İstanbul'a. Ağlar gibi yağıyor yağmur. Arabayla gidiyorum , yollar insan pazarı. Arabaya vurmuş kamyon, ağaca çarpmış kamyonet, birbirine dokunmuş iki kibarcık; felç ediyor yolları. Camlara ağlayan damlalar vuruyor. Radyoda Bach var. Notalar ışık saçarak radyodan çıkıyor, arabanın içinde nefis bir müzik. Genelde gürültü ve anlamsız sözler çıkar radyomdan. Ama bugün bach şakıyor.
Arkamda apartman büyüklüğünde bir jeep. Küstah ve terbiyesizce kıçıma yapışıyor. 140'a vuruyorum ibreyi, yerler kaygan. Işıkları yakıp iyice yapışıyor arkama; borç parayla aldığı jeep ile şehir ayısı. Çıkmıyorum şeritten, soldan geç diyorum sinyal vererek. Donup kalıyor.
Tüm yolların sağında, solunda kedi köpek ölüsü. Hergün yeniden içim burkuluyor. Günlerce yerde kalan hayvan ölüleri. Acaba? Bir program yapsalar, yolun kenarına insan ölüsü maketi koysalar, umurunda olur mu Belediyenin? Karayolunun? olmayacağına kanaat getiriyorum. Kule dikmekle, bişey yapmakla meşguller. Ama biz bilmiyoruz ne yaptıklarını?
Yağmur daha çok vuruyor camlara. Kaç tane Aydın çıkarmıştır içinden bu Ülke diye düşünüyorum.. Yağmurda ıslanmış yaşlı bir kadın sırtında odun taşıyor o sırada. Kaç tane öldürülen ve hapislerde süründürülen yazar-çizer varsa o kadardır diye cevaplıyor beynim. Ne demişti Uğur Mumcu ''Öldürüldük, vurulduk unutma Ey halkım bizi''
Canım sıkılıyor kadına. Uğur Mumcunun halkım dediği, cebinde son parasıyla otobüse biniyor. Otobüste 300 kişi. Daha da 1.5 saat gidecek o otobüs. Karnı doyarsa, kirayı öderse, çocuğu okula verirse; halkım daha ne istesin?
Aydın olmak. Suyun akışına direnmek. Devrin baskısına. Düşüncelerin yüzünden hapis yatmak, işinden olmak, ailenden koparılmak. Nazım gibi düşünmek bütün gün kapalı bir odada sevdiğini ''Acaba ne yapıyor şimdi, beni mi düşünüyor? yoksa fasulyanın neden bir türlü pişmediğinimi?'' demek. Aydın olmak. Ülkenin taşını, toprağını, ineğini, kedisini, köpeğini, bekçisini Dünyanın hiçbir menfaatine değişmemek. Kelimeleri yuvarlamamak, sözleri para karşılığı satmamak. Bir takım elbiseyi yirmi sene giymek. Aydın olmak, fırtınada küçük bir balıkçı kayığında ''Yaşasın Hayat'' diye korkmadan ayakta durabilmek, milyonların korktuğu şimşekleri elinle tutabilmek.
Ülkemin çocukları. Hepsi beşiğinde uyurken, potansiyel bir aydın yüzü. Kimi sıska, kimi uzun, kimi koca kafalı. Bu toprağın en güzel meyvesi, ağacı ülkemin çocukları. Çocuğum olunca bir şeyi farkettim usulca; hiç çirkin çocuk yokmuş Dünyada. Oysa eskiden çocuklara bakınca sınıflamaya koyulurdum az şirin, çok güzel diye. Ülkemim çocukları daha iyi yaşamalı. İyi kötü bir arabası olmalı. Kütüphanesinde en az yüz kitabı olmalı. Mutlaka bir kere aşık olmuş, sevdalısına mektup yazmış, mektubun ucunu yakmış olmalı. Bayrağı görünce duygulanan, Vatan deyince gözü ıslanan, Canından çok atasını sayan çocuklarımız olmalı. Kadını çarşaflara tıkıp, kadın kadın diye aranan değil. Kadını gözünün nuru bilen, kadınıyla gülen, ağlayan, ona tapar gibi seven çocuklarımız olmalı. Namaz da kılsa , hiç olmazsa bir kere kordonda ya da ne bileyim bir sahil kasabasında bir bira içmiş olmalı. Turistleri görünce güzel güzel bakmalı. Kolundan, bacağından yerlere yuvarlayarak değil.
Aydın olmak. Şili'nin darbeyle indirilen Cumhurbaşkanı gibi. Zorbaya teslim olmaktansa ölmeyi tercih eden. Aydın olmak Uğur Mumcu gibi. Eski bir renoya binmek; ama hiç yalan söylememek, Ülkesini satmamak, zorbadan korkmamak ve çok çalışmak bir de. Aydın olmak, üleknin madeni, taşı, aşı çalınırken bağırmak ve sürüklenmek gerekirse yerlerde.
Nietczhe, kamçılanan atı görünce boynuna sarılıp ağladı. Ve delirdi sonra günlerce. ''Tanrı öldü'' diye bağırdı, öldü çünkü Tanrı insanı seviyor. Tanrı ölmedi ama Felsefe öldü bu ülkede. Barınaklarda önüne ekmek bile konmayan hayvanlar geceleri ağladığında. Yedikulede, zehirlenen annelerini emerken ölen üç yavru köpeğin öldüğünü görünce insanlık Felsefesi öldü. Yurtlara attık çocuklarımızı, evlerimizin en karanlık odalarında sakladık özürlülerimizi, Felsefe öldü. Aşklarımız küstah, sevgi sözlerimiz yalandı .. Bütün ortaklar birbirlerini kandırdı, bütün komiler kulaklarına kulaklarına yedi tokadı, Felsefe öldü.
Akşam tüm güzeliğiyle batıyor. Ufkun tam üstünde şahane bir kırmızılık yavaş yavaş alçalıyor. Yağmur dinmiş, hava açmış, ağaçlar cikcik ötüyor. Kırmızı ışıkta arkamdan korna çalan Jeep sahibine bakıyorum ve iç geçiriyorum derinden.