- Kategori
- Basın Yayın / Medya
Hıncal Uluç Bahane Yılmaz Özdil Şahane

Defne Joy Foster’in ölümünden sonra başlayan tartışmaların ana ekseni Hıncal Uluç’un “testi”li söylemi olmuştu. Ne ilginçtir ki özgürlükten bahseden bir çok kişi özgürlüğü kendi tekellerine alıverdiler. Hıncal Uluç (bence de son derece yanlış olan) yaklaşımı nedeniyle linç ediliverdi.
Hıncal Uluç’un polemikten beslendiğini bilindiği halde onun oyununa gelindi ve gündem bir anda Hıncal Uluç oldu. Üstüne üstlük insanlar Hıncal Uluç’a sayıp/sövme hakkını da kendilerinde buldular. Neler neler söylendi hakkında.
Basitçe “ne söylediyse söylemiş, kendi fikridir” deyip geçip gitmek varken yaygara koparıldı. Hatta ve hatta onun üzerinden mütedeyyin kitlelere bile çakıldı.
E fırsat bu fırsattı işte. Hazır çakmışken inançlı insanlara da çakalım, nasıl olsa onlar da Hıncal Uluç gibi düşünüyordur denilerek. Bunun için uç örnekler zaten vardı, onlar da meze yapılırdı işte ne güzel…
İşte bu yönlendirilmiş; ekseni kendinden makul kitleler bakalım bugün Yılmaz Özdil’in yazısına ne tepki verecek? Bana kalsa hiç tepki verilmeyecek, hatta alkışlayacaklar. Facebook ortamında Yılmaz Özdil’in yazısı elden ele dolaşacak.
İşte bu da “ikiyüzlülük” olarak tarih sayfalarında yerini alacak. “Ölüp gitmiş onca insanın belki de söylemeyeceği, belki yapmayacağı şeyleri onlara isnad etme hakkını Yılmaz Özdil nereden buluyor?” diye kimse sormayacak belki.
Öyle ya, bu ülkede bazı şeyleri bazı insanlar yaparsa mubahtır.
Ben ölen genç bir insan arkasından hiçbir art niyet taşımadan; kişiyi herhangi bir şekilde rencide etmeden; ölümün insanlara çok yakın olduğu gerçeğinden hareketle üç beş satır bir şey yazarsam “propaganda” yapmış sayılıyorum.
Ben gencecik yaşta, öyle ya da böyle çeşitli ihmallerle ölen genç bir insanın arkasından ölümün soğuk yüzü ile insanın soğuk yüzünü kıyaslamaya kalkıp birkaç satır bir şey yazarsam ölüm üzerinden siyaset yapmış olmakla itham edilebiliyorum.
Ben hiç istenmeyen bir şekilde belki de acı çekerek meydana gelen bir ölüm sonrasında “keşke öyle ölmeseydi” dediğim anda toplumsal linç kampanyasının hedefi haline gelebiliyorum .(Buradaki ben gerçekten ben değilim tabi, olur ya anlamayan çıkar, malum çok geniş anlayışlıyız!).
Ama adına yazar denilen bir başka zat-ı muhterem ölmüş bir çok kişinin ismini kullanarak; onlara replikler yazarak; onlara mizansen yaratarak kendince bir tiyatro oluşturursa “şak şak” alkış makineleri devreye girebiliyor.
Belki bu kadar karamsar olmamam gerek. Belki de buna itiraz edecek başkaları da çıkacaktır… Kim bilir?
Evet, sayın ve sevgili (kendisi severek okuduğum bir yazardır) Yılmaz Özdil, bugünkü yazınızı üzülerek okudum. Güya komik olmaya çalışmışsınız, güya mesaj vermeye çalışmışsınız… Bence hiç komik değil. Ölen o kişilerin şu anda nerede ve ne halde olduklarını biliyor musunuz?
O kişilerin şu an ne halde ve nasıl olduklarını biliyor musunuz da kafanıza göre onlara söz yazabiliyorsunuz?
Siz bir köşe yazısı yazacaksınız, köşesinizi dolduracaksınız diye onlar adına racon kesme hakkını nereden buluyorsunuz?
Kafanızda böyle bir mizanseni oluşturup kendi kendinizi eğlendirebilirdiniz. Buna kimse karışamazdı zaten. Ama ölmüş o insanlar adına basın yolu ile mizansen yaratma ve konuşma hakkını size kim veriyor?
Bir ölümü kutsamak isterken düştüğünüz durumun farkında mısınız?
Merak ediyorum bizim güdümlü medyamız Yılmaz Özdil’e ne diyecek. Bakalım “ölülerin ardından ölüler adına konuşmak ayıp” mı diyecek yoksa “vay kerata neler yazdın öyle” deyip başını mı okşayacak?
Hamiş: Ben kaç kişi olduğunu sayamadım. Şu propagandalarımızdan sorumlu sevgili arkadaşımız bir saysın bakalım kaç tane ölünün üzerinden propaganda yapılmış… Tabi zat-ı alilerinin zihniyeti “propaganda benim lehime ise iyidir, değilse kötüdür” ise yapacak bir şey yok!
Sevgi, hürmet ve muhabbetle..