- Kategori
- Güncel
Hitler'i kahramanlaştırmak

İsrail’in dün uluslar arası sularda olduğu söylenen bir bölgede sivil yardım götürdüğü söylenen insanlara saldırmış olması kabul edilemez bir insanlık suçudur ve uluslar arası hukukun da tamamen ötesindedir. Dolayısıyla ilk başta İsrail güçlü bir şekilde kınanmalıdır. Fakat Ece Temelkuran’ın söylediği gibi İsrail bu kınamaları takan bir ülke de değildir amiyane tabirle ve söz konusu devleti uluslar arası arenada yalnız başına bırakmak da çok zordur. Ertuğrul Özkök’ün bugün köşesinde aklına geldiğini belirttiği sorular da önemlidir ve eninde sonunda onların da hesabı sorulabilmelidir, gündeme gelmelidir, fakat şu an ve şu ortamda gündeme getirmek için doğru bir zaman değil sanıyorum. Asıl olarak yazmak istediğim konu ise tamamen başka…
Sosyal paylaşım sitelerinde gözlemlediğim bir durum üzerine bir yazı bu. İsrail’in saldırısının ardından çok tahmin edilebilir bir şekilde insanların “İsrail’i Kınıyoruz” şeklinde paylaşımlar yapması bir yararı olmasa da normaldi tabii ki, ama bir başka durum var ki adeta insanların içindeki gizli faşistleri açığa çıkardı: Hitler’i mumla arayan insanlar türediler bir anda. Hitler’in olduğu söylenen “öldürmediğim her Yahudi için bir gün bana küfredeceksiniz” sözü kapladı profilimi Facebook’ta. Bir saldırıyı kınarken bir saldırıdan öte bir soykırımı yüceltmek ve bunu yaparken bir devletin yaptığı saldırıdan bir dini tamamen sorumlu kılmak nefret suçudur, insanlık dışıdır. Hitler dünyayı mahvetmiş bir insandır, bir Alman ırkçısıdır. Faşisttir. Nefret saçmıştır ortalığa, insanları kadın erkek genç yaşlı çocuk demeden gaz odalarında, fırınlarda katletmiştir. Masum değildir.
Daha geçtiğimiz ay okudum Hitler’e Mektuplar isimli kitabı. Henrik Eberle’nin derlemesi. Bir halkın nasıl kendi eliyle kendisini bir felakete sürüklediğini çok net bir şekilde suratınıza çarpıyor kitap. Birkaç alıntıyla bunu belirginleştirmek istiyorum: “Diktatörlüğümüzü kurmamız için ne yapmamız gerekiyor?” Bu soruyu Hitler sormuyor hayır, halktan bir kadın Hitler’e soruyor. Bir dikta rejiminde yaşamaya hevesli bir kadın. “Yahudilere karşı savaşımız” demişler, “iş arkadaşım komünist, onunla bir daha tek kelime etmeyeceğime söz veriyorum” diyecek kadar körleşmişler, Hitler’in peşine takılmışlar. Elbette geleceği görenler de var. (Bu arada bu kitap hakkında yazdığım”Bir Halk Faşizme Gidiyor” başlıklı yazıdan cümleler de alıyorum elbette, eğer ki bu yazıyı görürseniz –sabitfikir’de üye eleştirileri kısmında- o yazı da bana ait.) Ama çoğu insanın hayranlıktan gözleri kör olmuş: “Sizi görmeme lütfen izin verin, lütfen lütfen…” şeklinde yalvarıyor bir kadın örneğin. “Gerçek bir Alman, Yahudilerden nefret etme yüceliğine sahip olmalıdır” diyor başka bir adam. “Sesiniz adeta Tanrı’dan geliyor gibiydi” diyor öteki. Hitler iğrenç bir adamdı, bir dine, bir halkın bütününe nefret kusmak da İsrail’in işlediği suçun aynısıdır. Kaldı ki dünya ekseninde Müslümanlardan nefret edilmesine karşı çıkanlar yapıyorlar bunu. Ön yargılardan çekmiş olanlar yapıyorlar… Bu katliamları, bu uluslar arası suçları 2. Dünya Savaşı’nda ezilmişlerin işlemesi gibi aynı…
6-7 Eylül olayları yeniden yaşanır mı diye bir soru da gündeme geldi dün, fakat o dönem orada olan birçok Musevi artık orada olmadığı için öyle bir olay yaşanmadı. Yine de Ankara’da protestolar esnasında Musevi oldukları bilinen insanlar da protesto edilmişler. Bir devletin yaptıklarından bütün bir halk sorumlu tutulamayacağı gibi, topyekün bir din de sorumlu tutulamaz. Hele hele böyle bir olaydan Hitler’e methiyeler düzmeye kalkan kişiler de büyük bir kararlılıkla kınanmalıdır.
Son olarak, gerek mitinglerde ve yine gerek sosyal paylaşım ağlarında “haydi gidelim, öldürelim, gerekirse ölelim, savaaaaş” şeklinde bağıranlara seslenmek gerekiyor. Bu olay savaş sebebi veya değil… Savaşı bir çocuk oyuncağı sanıp, kendi ülkesindeki sorunları bitirmeden başka bir yerde savaşa gitme hezeyanlarına kapılanlara şaşırıyorum. Bugüne kadar kaç kere savundukları insanlar tarafından yalnız bırakıldıklarını hatırlıyorlar mı acaba? Bu durumdan bir savaş çıkmaması en büyük dileğim, sert bir diplomasiyle bu sorunu çözebilmeliyiz. Gülten Akın’ın bir şiiriyle bitirmek istiyorum yazımı: “Savaşı bir oyun gibi sürdürüyorsunuz / Sizin sonsuza dek yaşamak gibi garip bir huyunuz mu var?”