- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Hızır ve İlyas'lar kayıplarda

Biz onları Hızır ve İlyas olarak bilirdik. Şimdi hepten kayıplar. Ama baharlar tesellimiz oldu şimdi
Bartın’a bahar, nazlana nazlana gelir. Bir sevgiliye sunar gibi, rengini, kokusunu duyusunu, güzelliğini, gıdım gıdım verir. Birden bire “ al gülüm, ver gülüm’e dönmesin diyedir bu. İnsanlar, elde etmek istediklerine hemen sahip olup, kadir bilmezlik etmesin diyedir bu. Bartın’da bahar, bütün içtenliği ile teslim olur. Bu teslim oluşta gözler kapalı, gönül yayları gergin, göğsünde çırpınan kuşlar, uçmaklıdır.
Bartın, Mayısın başından beri, en biçimli baharlıklarını giyinik bekler. Bir nişanlı bekler gibidir. Sevdiğine verdiği söz üzerine kavuşmak içindir o köşe başında bekleyişler.
Bartın bir sevdadır. Bartın bir rüyadır. Bartın bir seda’dır. Bartın bir hayattır ve Bartın bir mabettir. İbadet etmesini bileni de, bilmeyeni de kolları ile sarar, içine çeker. Bahar çiçeklerinin kokusu ile içine sindirir, kokuları ile insanı bayıltarak mest eder. Bu bayılışlara, her fani candan razıdır. Hem de ayılmamacasına.
Fakat 50-60 yıldan beri devam eden Şu Mayıs’ın can damarı Hıdrellez artık Bartın’da yok. Herkes kendi bahçesinde, mütevazı bir törenle bu Hıdrellezi kutluyor. Eski günlere gözü yaşlı bakıyor uzaklardan.
Bir 25 Kuyusu mevkii vardı. Asma Caddesinin sonunda, herkes elimdeki torbalarla, filelerle, bohçalarla sepetlerle nevalesini taşırdılar çoluk çocuk. Bartınlılar, bu caddeden akar giderdi. Irmak bu mevkide geniştir. Motorlar ve kayıklar buraya dolardı. Irmak yolu ile de gelen olurdu. Burada su üstünde sofralar kurulur, şarkılarla, türkülerle Hıdrellez kutlanırdı.
Şimdi burası maalesef çöp toplama ve boşaltma merkezi oldu. Bartınlıların çanlarına ot tıkandı. Bir büyük şölen, yok edildi. Ne güzeldi o eski günler. Ekmek elden, su göldendi. Hiç bitmesini istediğimiz bu güzel adetler, yok oluyor şimdi. Araştırmacı Yazar Çetin Asma, böyle yakınıyor bu işlerden.
Kimi insanlarda mazi, uçsuz bucaksız bir güzellikler silsilesidir ki, burada hiç güneş batmaz. Kimilerinde ise mazi, kalplerde birer yaradır:
“Ey sesimi duyanla,
Estonya’dan,
Pandispanya’dan
Larnaka’dan, Yozgat’tan
Kavşak Suyundan içenle,
Aladağ’dan inmeyenle
Kırtepeden kız beğenenle
Aladağ’da eşek safarisi yapanla
Aladağ’dan Boğaz’ı seyredenle
Nelledesiyiz. N’apıyosuyuz? İyi misiyiz?
Va mısıyız?
Aladağ’ın eşekleri gibi
Yan yana duralım,
“Çatal matal kaç çatal” oynayalım.
Hey gidi eski Hıdırellezler hey!
Ev köftelerini yufkaya sara sara
Yanında yeşil soğanla,
Bir de tere olursa
Yemenin tadına
Doyamadık daha.
Hıdrellez günü
Çocukluğumuza bürünsek biyo
Kısa pantolonlarımızı giysek
Değnekten atlarımıza binsek
Anamızın hoşaf tasını
Zırh diye başımıza geçirsek
Söğütten kamçımızı
Arada bir şaklatsak
Kızlara caka satsak
Dıgıdı dıgıdı diye diye
Çayırlardan geçsek.
Hey gidi eski günler hey.
Kafamız, yarım kalan ırmak sefasında
Damağımızda erüğün mayhoşluğu
Gölümüz Kırtepeli’nin dudağında…
Bir de çalsın plakta
“Yadeller alsı beni” diye diye.
Ört ki, ölem!..