- Kategori
- İnançlar
Hocayla kader konusunda sohbet…

imanikonular.com
“Hayırlı Cuma’lar hocam. Nasılsınız?”
“Sağol evladım. İyiyim, Sen nasılsın?”
“Sağlığınıza duacıyım hocam. Ancak ülkemizin içinde bulunduğu durumlar nedeniyle iyi olduğum söylenemez. “
“Maalesef bu konuda hepimiz üzüntülüyüz evladım.”
“Hocam, bugün size kader konusunda sorular sormak istiyorum.”
“Sor bakalım evladım.”
“Hocam Mekke’de hac sırasında bir kaza sonucu 107 kişi öldü. Bunlardan 7 tanesi Türk. Bu kaza bana başka bir kazayı hatırlattı. Yine hac sırasında Mina’da şeytan taşlama dönüşünde en büyük facia 1990 yılında El Müeysem Tüneli’nde meydana gelmişti. Tarihe ‘tünel faciası’ olarak geçen olayda, tünele, ters yönden gelen hacı adayları girince 1.426 kişi ezilerek ve sıkışarak hayatını kaybetti. Bu olay dünyada büyük bir tepki yaratmıştı. Bu tepkiler karşısında zamanın Suudi Arabistan kralı “Onların kaderi bu şekilde yazılmıştı. Burada ölmeselerdi. Başka yerde öleceklerdi” demişti. Şimdi gerek bu ölenler olsun, gerek terör saldırısında ölenler olsun, bunlar bu şekilde ölmeselerdi, yine de aynı tarihlerde ölecekler miydi?”
“Yani insanın kaderi değişebilir mi? Değişemez mi diyorsun? Öyle mi evladım.”
“Evet hocam.”
“İnsan, kendisine bakan yönüyle kaderinin ne olduğunu bilmemektedir. Dolayısıyla insana düşen Allah’ın verdiği akıl, irade ve imkanlar çerçevesinde görevlerini en iyi şekilde yapma gayreti içinde olmasıdır. Allah’a bakan yönüyle ise kader O’nun olmuş, olacak her şeyi bilmesidir. Esasen O’nun mutlak uluhiyetinin gereği de O’nun her şeyi bilmesidir. Bu açıdan bakıldığında kaderin değişmesinden söz etmek Allah’ın ilminin değişmesinden söz etmek demektir; bu ise mümkün değildir. Dolayısıyla kaderde değişme bahis konusu olamaz. Ancak bazı İslam alimleri Allah’ın dilemesi halinde kaderin değişebileceğini söylemiştir. Onlara göre, kader, Allah’ın takdiri, kaza ise bunun infazı demektir. Bazen Allah, ata yani nimetlendirme, af ve mağfiret sayesinde kazayı bozabilir ve hükmünü gerçekleştirmez.
“Ama bazı İslam alimleri kaderin değişebileceğini söylüyorlar hocam.”
Kaderin değişebileceğini belirten alimler kaderi, kader-i mutlak (mutlak kader) ve kader-i muallak (şarta bağlanmış kader) diye ikiye ayırmışlardır. Değişmenin ilkinde değil, ikincisinde yani şarta bağlı kaderde olabileceğini kaydetmişlerdir. Onlara göre, sadakanın belayı def edeceğini, sıla-i rahim yapmanın ömrü uzatacağını belirten hadisler bunu teyit etmektedir. Bu ikinci kaderin Allah’ın ilmine bakan yönüyle düşünüldüğünde, yine bir değişikliğin olmadığını Allah’ın kulların şarta bağlı konularda nasıl davranacaklarını bildiğini, ancak insanları iyiliğe teşvik için bu rivayetlerin bulunduğunu ifade etmişlerdir.”
“Peki hocam. Allah böyle yazmış. Ben ne yapayım?” demek doğru mudur?
Kader ve kazaya inanmak iman esaslarındandır. Ancak insanlar kaderi bahane ederek, kendilerini sorumluluktan kurtaramazlar. Bir insan “Allah böyle yazmış, alın yazım buymuş, bu şekilde takdir etmiş, ben ne yapayım? “ diyerek günah işleyemeyeceği gibi, günah işledikten sonra da kendisini suçsuz gösteremez, kaderi mazeret olarak ileri süremez. Çünkü bu fiiller, insanlar böyle tercih ettikleri için, bu seçime uygun olarak Allah tarafından yaratılmışlardır. Burada dileyen, tercih eden, isteyen kuldur; yaratan da Allah’tır. Kul sorumluluk doğuran fiilleri irade edendir ama yaratan değildir; zira yaratmak Allah’a mahsustur. Kur’an-ı Kerim’de: “Allah her şeyin yaratıcısıdır.” (En’am, 6/102) buyrulmaktadır. Her şeyin yaratıcısının Allah olması bizim kötü ve yanlış işleri, sorumluluktan kaçarak Allah’a havale etmemize yol açmamalıdır. Bu kaderi istismar etmek olur. Ayrıca kader ve kazaya güvenip çalışmayı bırakmak, olumlu sonucun sağlanması ya da olumsuz sonuçların önlenmesi için gerekli sebeplere sarılmamak ve tedbirleri almamak, İslam’ın kader anlayışı ile bağdaşmaz. Allah her şeyi birtakım sebeplere bağlamıştır. İnsan bu sebepleri yerine getirirse Allah da o sebeplerin sonucunu yaratacaktır. Bu da bir ilahi kanundur ve bir kaderdir. Sonuç olarak insanların, “Ben ne yapayım, kaderim böyle.” demesi doğru değildir.
“Peki hocam, terör saldırısında ölenlerin kaderi nasıl yazılmıştır?
“Ehl-i Sünnet bilginlerine göre, öldürülen şahıs (maktul) bütün insanlar gibi eceliyle ölmüştür. Çünkü ecel, hayatın tereddütsüz olarak son bulduğu andır. Şayet maktul öldürülmemiş olsaydı, o anda tabii veya bir başka biçimde ölecekti. Bu hususu belirleyen ilahi iradedir. Şu halde katil o kişiyi öldürmekle onun ecelini öne almış değildir. Katilin cezayı hak etmesinin sebebi de, Allah’ın “Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve Allah’ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın. İşte bunlar Allah’ın size emrettikleridir. Umulur ki düşünüp anlarsınız.” (En`am, 6/151) buyruğu ile yasakladığı bir şeyi işlemesi, kul olarak kendine verilen gücü kullanma hususunda dinin haram kıldığı bir davranışı isteme ve yapma yönünde seçimini yapmış olmasıdır. Onun bu seçimi üzerine de sünnetullah diye ifade edilen tabiat kanunlarına göre Allah, ölüm denen sonucu yaratmış olmaktadır. Allah’ın bu durumu ezeli ilmiyle biliyor olması, kulun iradesinin elinden alınmış olması anlamına gelmez.”
“Dünya gözüyle toplumun huzurunu sağlayan güvenlik görevlilerimiz şehit sayılmaktadır. Devlet görevlileri şehidin ailesine müjde verir gibi, oğlunuz şehit oldu demektedirler! Öldürülen teröristler ise katil sayılmaktadır. O zaman bu ölenlerin kaderleri bu şekilde yazılmış diyebilir miyiz?”
“Kadere inanıyorsak bu böyledir evladım. Ayrıca İslam’da kısas vardır .O teröristler, masum insanları öldürmekteler. Bu bakımdan onların öldürülmeleri konusunda bir günah yoktur. Güvenlik güçleri görevlerini yapmaktadırlar. “
“Anladım hocam. Yine de bana göre kader konusunu kesin biçimde çözmeye girişmek, insanın kapasitesini zorlaması ve imkânsıza tâlip olması demektir.. “
“Zaten İslam alimleri de bu konuda çeşitli görüşlere sahipler evladım. Ben inançlarımıza göre sorunun cevabını verdim.”
“Verdiğiniz bilgiler için teşekkürler hocam. Tekrar hayırlı Cuma’lar”
“Sağol evladım. Allaha emanet ol.”