- Kategori
- Dünya
Hristiyanlığın ‘misyoner’lere ihtiyacı kalmadı

yenicaggazetesi.com.tr'den...
Şu anda, 2016 dünyasında gördüğünüz Hristiyan nüfus, Hristiyan ülkeler, bu dinin dünya çapında yaygınlığı, dünyada nüfuz bakımından birinci din olması “misyonerler”in eseridir. Başta ve başlangıçta, Hz. İsa’nın 12 havarisi ve onlardan sora kuşak kuşak gelen “misyonerler”in!
Hristiyanlığın doğduğu Ortadoğu’dan Avrupa’ya, Rusya’ya, Uzak Asya’ya, oralardan Amerikalara, Afrika’ya, Avustralya’ya kadar yayılması hep misyonerlerin eseridir.
Çünkü Hristiyanlığı yaymak “beyaz adamın boynunun borcudur”.
Artık değil!
Daha doğrusu, artık misyonerlere ihtiyaç kalmadı. Çünkü insanların Hristiyanlığa girmesi için bir çabaya, bir tanıtıma, bir propagandaya ihtiyaç kalmadı. Hristiyanlık; iktisadıyla, kültürüyle diğer dinlere galebe çaldı. Hristiyan dünya “cazibe merkezi” oldu.
Memleketlerinde aç kalanlar, memleketlerinde zulme uğrayanlar Müslüman bir ülkeye değil, Müslümanlığın doğduğu topraklar olan Mekke’ye, Medine’ye, Suudi Arabistan’a değil; Hristiyan memleketlere doğru koşuyorlar… Ölümü göze alarak Batı’ya doğru koşuyor, yüzüyorlar.
18 Nisan 2016 tarihli yazımda, başlıktan “Müslüman göçmenler Hristiyanlaşır mı?” diye sormuştum.
Cevap geldi:
Evet, Hristiyanlaşırlar… Hem de akın akın!
Cevap, 20 Mayıs 2016 tarihli Yeniçağ Gazetesindeki, “Sığınmacılar din değiştiriyor” başlıklı haberde…
Haber özetle şöyle: “Sığınmacılar, ülkelerine geri gönderilmelerinin önüne geçmek için her türlü çareye başvurmaya başladı. Bu çareler arasında son zamanlarda en revaçta olanıysa, din değiştirmek. Şu sıralarda, Almanya kiliselerine din değiştirme başvurularında patlama yaşandığı belirtiliyor. Almanya’da yayınlanan Focus Dergisi’nin haberine göre, Alman kiliseleri artan başvurulardan rahatsız.”
Demek ki neymiş; “din değiştirme başvurularında patlama yaşanıyormuş ve bu kadar yoğun başvurudan Alman kiliseleri rahatsız bile olmuşlar.”
Peki, bu din değiştirmeden, Müslümanların Hristiyanlaşmasından biz de rahatsız mıyız?
Bu, İslam âleminin merkezine, Mekke’ye doğru değil de Batı’ya doğru, üstelik “ölüm pahasına” yöneliş nedendir?
Bunun bir sorgulanması gerekmiyor mu?
Müslümanlar nerede hata yaptı? Nerede hata yapmaya ısrarla devam ediyor?
“Sırat-ı müstakim*”e ne zaman girecek?
------------
*: Doğru yol