- Kategori
- Siyaset
Hükümet ve Cemaat

Yazının başlığını “AKP ve cemaat” diye koymadım. Çünkü cemaatin 1980 lerden bugüne iktidarlarla ilişkileri olmuştur. Halen de olmaktadır ve olacaktır da. Fakat tabii ki hiçbir dönemde “hükümet” ile olan ilişkileri şimdiki kadar yoğun ve tartışmalı olmamıştır.
Cemaatin Ahmet Şık-Nedim Şener olayıyla birlikte ülke içinde ve dışında “özgürlük, demokrasi, hoşgörü, diyalog” gibi değerler üzerinden yıllar içinde inşa etmiş olduğu imajının ciddi bir şekilde aşınması, MİT kriziyle birlikte AKP hükümetiyle bir tür iktidar savaşı içinde olduğu algısının hakimiyet kazanması, cemaati Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı aracılığıyla bir açıklama yapma ihtiyacına zorlamıştır.
Bu açıklamayı okuduğumuzda öne çıkan bir takım kavramların olduğunu görüyoruz. Bunların başında “Hizmet” kelimesi veya kavramı geliyor. Açıklamada bu kavram
“Fethullah Gülen Hocaefendi’nin düşünce dünyasından ilham alan sosyal hayır ve hizmet faaliyeti” olarak açıklanmış. Açıklamada “sosyal hayır” ve “hizmet faaliyeti” kavramlarının altı doldurulmadığı için her okuyanın kendine göre bir takım çıkarımları olabilir. Mesela sosyal hayırdan maksat okullar, dershaneler, kolejler ve yurtlar mıdır? Gerçekte bunlar parasız hayır amaçlı kurumlar mıdır? Hizmet faaliyetinden kasıt nedir? Gazete, dergi, mecmua çıkarmak ve Tv, radyo yayınları mı yapmaktır? Aslında “hizmet” kelimesine Fethullah Gülen’den önce Bediüzzaman Said-i Nursi’nin eserlerinde rastlıyoruz. Bediüzzaman’a göre Kur’ana ve Dine sebatkarane “hizmet” etmekten daha ulvi bir gaye olamaz. Bu hizmeti yapmanın en önemli şiarı ise Risale-i Nurları okumaktır. Daha sonra iman hakikatlerinin bunlardan habersiz topluma anlatılması yani irşad faaliyetlerinin yapılmasıdır. Sadece Allah’ın rızasını kazanmak için hizmet yapılır. Dünyevi ve siyasi bir takım kazançlar için bu işler yapılmaz. Yapılırsa ihlas ve samimiyet kaybolur ve yapılan faaliyetlerin Allah yanında herhangi bir hükmü olmaz.
Peki açıklamada “hizmet”in tanımı için neden Bediüzzaman değil de Fethullah Gülen Hocaefendi’nin düşünce dünyasından ilham alan sosyal hayır ve hizmet faaliyeti olarak bahsediliyor? Çünkü hizmet faaliyetinin uygulanmasında temel ayrılıklar var. Bediüzzaman siyaset için hareket etmeyi şiddetle reddederken cemaat tamamen siyasetin içerisinde yer almaktadır. Hatta Türkiye’deki en etkili siyaset kurumu olarak cemaati yazabiliriz. Buna karşılık Bediüzzaman’ın “ Allah’ım ! Şeytanın ve siyasetin şerrinden sana sığınırım” diye ettiği meşhur bir duası da vardır.
Daha sonraki paragraflarda “Hizmet, ilhamını inançtan alan, evrensel insani değerler çerçevesinde, birlikte yaşama kültürü oluşturmayı hedefleyen, gönüllülerden oluşan bir sivil toplum hareketidir.” Cümlesiyle çok şey yazıp hiçbir şey söylemeyen bir kelimeler topluluğu ile tanım genişletilmeye çalışılmış. Keşke evrensel insani değerler çerçevesinde birlikte yaşama kültürü oluşturmak için şu ana kadar hangi faaliyetler yapılmıştır onlarda yazılsaydı. Konunun diğer ilginç yanı “hizmet” tanımının nasıl değiştiğidir. Kurana ve imana “hizmet” bir sivil toplum hareketi olarak tanımlanmış.
Hizmet ve Gönüllülük
“Hizmet, bir gönüllüler topluluğudur. Gönüllü olmanın koşulu siyasi, maddi veya başka bir karşılık beklemeden katkıda bulunmaktır.” Deniyor açıklamada. Sihirli bir cümle. Kuralların, kaidelerin, prensiplerin, davranış biçimlerinin, hangi kitapların okunup hangilerinin okunamayacağının belirlendiği, hizmetten ayrılan kişiyi ahirette elim sıkıntıların beklediğinin sürekli telkin edildiği bir toplulukta “gönüllülük” esasında “manevi” çıkara dayanmaktadır. Çünkü Gülen; cemaat mensuplarını Asr-ı saadette (Peygamberimiz devri) yaşayan sahabelerle aynı kefeye koymakta, kendilerinin seçilmiş bir topluluk olduğunu, Işık evlerde yapılan faaliyetlerin Kur’an-ı Kerimdeki ayetlerle desteklendiğini vaazlarında ve eserlerinde sürekli anlatmaktadır. Bu telkinlere sürekli maruz gençlerin madden olmasa da manen cemaate bağlandığı aşikardır. Ve bir bağlılıkta gönüllülük nasıl işler? Tabi ki liderin vereceği direktiflerle, O’nun gösterdiği hedefe ulaşmak için gayret göstermekle olur.
Hiçbir karşılık beklemeden bir faaliyette bulunmak eşyanın tabiatına aykırıdır. Bir iş yerinde çalışırsınız, karşılığında maddi karşılık (maaş) alırsınız ki yaşayabilesiniz ve geçinebilesiniz. Cemaatin binlerce eğitim kurumundaki binlerce öğretmen, belletmen bu faaliyetlerin karşılığında maddi hiçbir şey almamakta mıdır? Bu faaliyet maddi değilse cemaat neden bir bankaya, kırtasiye mağazalarına sahiptir. Bulunduğum ilde bir esnafın veya tüccarın cemaate “gönüllü” üye olmadan kazanabileceği beş kuruş para yoktur. Ticarette para kazanmak istiyorsa bu guruba girmek zorundadır.
“İnsan yaratılışının doğal neticesi gereği bütün sosyal hareketlerde olduğu gibi Hizmet’te de bazı bireyler gönüllülük ve sivillik anlayışlarına uymayan bazı fiiller içinde bulunabilirler.” Bu cümle de bildiride var. Bu gönüllülük ve sivillik anlayışına uymayan hizmet erbabı şahsiyetler kimlerdir? Ve neler yapmışlardır? Kamuoyunda dillendirilen iddialar doğru mudur o zaman? Bir açıklık yok tabi. Ama deniyor ki bu hatalar hizmet’e mal edilemez. Peki neye ve kime mal edilebilir bu hatalar? Darbeye teşebbüs eden askerler bazı kanunlardan, harb okullarında aldıkları eğitimlerden, cumhuriyeti koruma ve kollama görevinin kendilerine Atatürk tarafından verildiğinden hareketle bu faaliyetlerde bulunuyorlar. Peki cemaatteki gönüllüler hangi esaslara dayanarak böyle hatalar yapıyorlar?
Bildiride diğer cümle “Hizmet, sivil bir hareket olarak bazı resmi yapılar gibi belirli bir emir komuta zinciri çerçevesinde kendisine itibar eden insanlara oy vermek, siyasal tercihte bulunmak gibi konularda hiç bir zaman “emir” vermez.” Elbette emir vermez. Ama bu bazı konuşmalar, görüşmeler ve telkinlerle yönlendirme yapılmayacağı anlamına gelmez. Şu partiye oy verin denmez belki ama basın yayın organları vasıtasiyle kimlere oy verileceği çok bariz bir şekilde kızım sana söylüyorum gelinim sen anla mantığıyla müntesiplere anlatılır.
Özetle cemaatin geçmiş hükümetler, şu anki hükümet ve gelecekte ki hükümetlerle birebir ilişkileri olacaktır. Çünkü cemaat günümüz Türkiye’sine kendi duygu ve düşüncesine göre bir gelecek inşa etme üzere hukuka, eğitime, kamuya yön veren en büyük siyasi aktördür.