​ Hulian'ın Düşleri (İkinci Bölüm) / İlişkiler / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Haziran '10

 
Kategori
İlişkiler
 

Hulian'ın Düşleri (İkinci Bölüm)

Hulian'ın Düşleri (İkinci Bölüm)
 

Öner Samanlı kadın ve erkek ilişkilerini öyküleştirerek değerlendiren bir yazar..


SAHİLE VURAN ANILARLA ŞİİRSEL SÖYLEŞİLER…

(İKİNCİ BÖLÜM )

Her gece giderim o ateş yakıp da, sıcağında ısındığımız, aydınlığında, kırmızı şarabı içtiğimiz sahile…

Geçen süreçte kumlar yok etmiş görünse de…

Güzel anıların tanığı külleri, elimdeki okaliptüs ağacından kopmuş dal parçası ile eşelediğimde, göz kırparlar tozlu taneli, grili siyahlı, sanki yanmamış bir meşe edasıyla bana…

Sonra soluklanırlar derinden ve hüzünlerime ortak olarak gelirler dile…

Üzülme terk edilişler görecelidir ekseri, dürüstse yaşanılanlar kaygılanma görünür yakında “Sevgilim bak söz vermiştim ya, işte geldim” diye…

Tesellim olurlar, anılarıma saklı sevgilerimin külleri, işte bu tesellilerin umarında her gece…

Aaaaaa,

O da ne..?

Hani olur ya romanlarda, filmlerde, aynen ki, öyle…

Bir şişe var sahilde, kumlar üzerinde….

Aldığımda ellerime üstelik ağzı mantar tapalı, içine özenle rulo edilmiş yazılı kağıtların bulunduğu bir yetmişlik şarabın içilip de boşaltıldığı beyazdan yeşile çalan bir şişe…

Sanılarımca, bir yabancı memleketten atılmış olsa gerek, üzerinde bir kadın eli, kadının elinde kadehi…

Silinmiş olsa da kısmen okunup seçiliyor üzerindeki etiketi…

“ L’amour Vin de Rouge” yazısı ince ve zarif bir kadın elinin resmi üzerinde…


…arsilya diye yırtılmış bir kısmından anlaşılıyor ki, Marsilya…

Açsam mı yoksa açmasam mı..?

Bir yanım aç diyor, bir yanım ya çıkarsa içinden bir cin, ya çarparsa seni, bırak açma, fırlat gücünün yettiğince Akdeniz’e, gerisin geriye..!

Zorlanırken vermek için bu önemli kararı….

Düşünmek için izin isteyerek, gömüyorum, küllerimin olduğu yere, kapatıyorum kumlarla üzerini…

Sonra dönüyorum belki yerlerde bir şey bulabilme umarıyla, başım önümde, yorgun ve yılgın ama, bilinmeli ki ben, bir çeyrek asır öncesinin yakışıklı genci, şimdilerinse çılgın adamı…

Yani namı değer, Konstantinopolis Dükü, “Onners Samanli”…

Denize karşıyım…


Akdeniz’e karşıyım…


Akdeniz’in her daim karşısındayım…


Sürekli allı morlu, pembeli çiçeklerimle seyrederken balkonumdan iyot kokulu, üstelik tansiyonuma da iyiliği olan bu nemli kentin sahilini…


Sevmesem de kenti çokça, seviyorum uçsuz bucaksız bitiminde ufuk çizgisiyle buluşan, balıkçıların her gün ağlarını attıkları, trollerle anasını ağlattıkları, bu deniz kentindeki evimden, izlemeyi sahili…


İzlemeyi, uzak yol gemilerinin kentin limanına varmak için, ağır tempolu, geliş ve gidişlerini…


Geçen yıllar sonrasında binleri aşkın insanın eğitim emekçiliğinden şimdilerin emeklisi…


Kadınlarca yürek yorgunu yapılmış, mutlukların uğruna varmak için sıladan kaleye, yorgun bir silahsızlanma taraftarı, öylesine bir savaşçı…


Yüreği uğradıkça kalleşliklere, umarlı her daim, her kötünün ardında mutlak bir helal süt emmiş birisi vardır diye…


İnsan işinden gücünden emekli olur olmasına da, biter mi dünyanın meşakkati, ne kahve, ne kumar, ne at yarışı, varılacak hedefler daima insanlığın olmalı diyor bir sevgi pınarı….


Sevmeli Tanrı’nın yarattığı tüm varlıkları….


Sevmeli tüm yüreği boş kadınlar aramalı erkeğini, aramalı erkek de Tanrı’nın kendisine eş diye bahşettiği o mükemmel meleğini…


İşte bu düşüncelerin, maddesel çıkarların, tümünü reddetmiş, din taciri olmaksızın sahibi, her şeyin sahibinin, inanmışlığında diyor ki;


Her şeyin kainattaki tek sahibidir her daim, “Yüce Tanrı”…!


İşte bu yüzdendir yıllarca yaratana, yaratılmışlığından dolayı bu saygılı ve onunla konuşkan olan bağlılığı…


Karanlığa karşı her gece mum yakmak alışkanlığı…


Kesinlikle Yüce Tanrı’nın Türk İnsanına bahşettiğini, iddia ettiği, Peygamber yakınsağı;


*Mustafa Kemal Atatürk’e olan saygın, “Türk Kimliği” altındaki, insani ve yurtseverce olan hayranlığı…


Sevmeli diyor, aldatılmalar, aldatanlar, sözlerinde duranlar, durmayanlar, kalleşlikler, mertlikler olsa da hayatı….


Yalan yahut doğrular söylense de, sevgi ve barışın, zaman ve sabır, bu sabrın körüklediği umar da değil mi, yaşam serüveninin ilacı…


Görebilmeli içten ve samimi her insan;


İster insanda, ister eşekte, isterse de maralda, en güzeli olan, bakışları…!


Diyorlar ya sakızlarda ki fallar;


“Bir bakış bir bakışa,

Neler neler anlatır,

Bir bakış bir aşığı,

Yıllarca ağlatır”

Sevmeli sadakatine sığınarak, yüreklerinde, kokularında gizemli kadınları…

Üstelik bunları söyleyen ki;

Dünyaya mal olmuş bir insanı beşer, Fransa Hükümetince “Devlet Nişanı” verilmiş,

Konstantinopolis Dükü, “Onners Samanli”

Öner SAMANLI

DİPNOT:

“ Yaşama Geldiğinde Zaten Hançerlenmişti Yüreği, İşte Bu Yüzden Suçu Yok Acılarda Kimsenin ”

“Şiirsel Söyleşiler” Betiğinden

*Mustafa Kemal Atatürk’e olan saygın hayranlığı…

(Türkiye ve Dünyanın En Kapsamlı Atatürk Sitesi Kurucusu ve Editörü)

http://www.ataturksitesi.com/

Lütfen Ziyaret Ediniz, ettiriniz, internetten tüm mecralara linkini veriniz…!

 
Toplam blog
: 295
: 3087
Kayıt tarihi
: 22.08.08
 
 

Prof.Dr. Öner Samanlı, yıllarını eğitim ve öğretim faaliyetlerine adamış, birçok bilimsel makalen..