- Kategori
- Basın Yayın / Medya
Hürriyet yazarlarından cevap geldi!

Hepimiz aynı konuların etrafında dönüp durduğumuzdan mı nedendir çoğu zaman profesyonel köşecilerle aynı konulara değinip çok benzer şeyleri yazdığımızı görüyorum. Geçen hafta Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği kazayla ilgili yazımda “Yazıcıoğlu bir dönemin karakutusuydu, konuşsa Türkiye çok daha şeffaf bir ülke haline gelirdi” demiştim. Bu hafta başında Taraf gazetesinde yayımlanan Neşe Düzel’in gazeteci Şamil Tayyar’la yaptığı söyleşide aynı sözlerin kullanıldığını gördüm. Bugün Hürriyet gazetesinde çıkan üç köşe yazısı ise benim bu hafta MB’de yayınlanan iki yazıma cevap niteliğindeydi. Düzel-Tayyar söyleşisini ve Hürriyet’teki üç köşe yazısının görünce MB’nin profesyonel köşe yazarları tarafından takip edildiğini ve bu arada beni de okudukları hissine kapıldım! (Biraz iyimser bir his tabii!)
Onların okuyup okumadıklarını bilmem ama MB’nin bize sağladığı olanakla çoğu zaman birçok şeyi köşe yazarlarından daha önce tespit edip yayınlayabildiğimizi görmek hoş bir duygu!
Neyse, gelelim asıl konumuz olan Hürriyet’teki yazılara…
Sevenleri kusura bakmasın ama Hürriyet'in bazı yazarlarına fena taktım ben! Onları gülmek, şaşırmak ya da dar görüşlülüğe, elitizme, fikir tembelliğine, tapon mala, tel maşa edebiyata örnek vermek için sıkı bir şekilde takip ediyorum. Bu tip yazarın Türk basınında sayısız örneği var ama benim favorilerim her zaman Bekir Coşkun ve Yılmaz Özdil’dir.
Türk diline “göbeğini kaşıyan adam” ve “bidon kafa” laflarını armağan eden bu iki güzide yazarımızın demokrasi kavramına yaklaşımları ve halka bakışlarını bir önceki yazımda ele almış ve biraz eleştirmiştim. http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=171639
Coşkun ve Özdil'in söz konusu yazıları neresinden baksanız Türk elitlerinin o bildik “bu millet adam olmaz, verecen sırtına sopayı” yaklaşımının köşe yazısı formatında ifade edilmiş kaba bir versiyonuydu. 29 Mart seçimlerinde 22 Temmuz genel seçimlerinden farklı bir tablo ortaya çıkınca bu yazarların tabloyu nasıl yorumlayacağını, o ettikleri laflardan utanıp ders çıkarıp çıkarmayacaklarını merak ettiğimi yazmıştım.
Ayrıca 30 Mart günü yazdığım yazıda da herkesin seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı haritaya bakıp o haritanın gösterdiği Türk ve Kürt milliyetçilikleri arasındaki kutuplaşmayı sorgulaması gerektiğini söylemiştim http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=170938
Ertuğrul Özkök, “Göbeğini Kaşıyan Adam” başlıklı yazısında Coşkun’un aynı adlı yazısına atıf yapıp onu savunuyor; ancak hiç de ikna edici değil. Tartışmayı sadece söz konusu laf üzerine oturtup bütün dünyada benzer deyimlerin kullanıldığını hatırlatarak Coşkun’un endişelerinin haklı görülmesi gerektiğini söylüyor. Yazının özündeki dışlayıcı, aşağılayıcı, anti-demokratik yaklaşıma ise hiç değinmiyor.
Coşkun ise bugünkü yazısında benim ta Pazartesi günü parmak bastığım seçim haritası konusuna değiniyor. Seçim sonuçları haritasını karşısına almış günlerdir ona bakıyormuş. Coşkun'a bir "günaydın" demek lazım ama geçelim. Sayın Coşkun haritaya bakıyor ama o haritada milliyetçilikler temelindeki kutuplaşma değil uygarlık ile gayrı medenilik arasında bir bölünme görüyor! AKP’nin seçim kazandığı yerleri simgeleyen sarı boyalı illerde yaşayanlar “ümmetçiliği”, “tepkisizliği”, “kaderciliği”, “mahkumiyeti”, CHP’nin rengi olan kırmızıya boyalı iller ise “vatandaş olmayı”, “tepkiyi”, “direnmeyi”, “çırpınış”ı temsil ediyormuş.
Pes yani!
Demek Ankara’da Murat Karayalçın birkaç bin oy daha alıp Gökçek’i mağlup edebilse (ne kadar çok isterdim bunu!) başkentimiz bir anda gayri medeni bir Orta Anadolu şehri kimliğinden sıyrılıp muasır medeniyet seviyesine zıplayacaktı! Yani binlerce yılda oluşan sosyokültürel karakter böyle beş dakka içinde değişiverecekti! Bu arada, yanılmıyorsam Coşkun Ankara’da yaşıyor, Ankara’da AKP’li belediye kazandığına göre demek ki kendisi de o beğenmeyip burun kıvırdığı tepkisizlerin, kadercilerin, mahkûmların arasında yer alıyor!
Yılmaz Özdil de seçim sonuçlarını yorumlamış ama “bidon kafalılar”ından pek haber yok! Seçimdeki tablo pek sevindirmiş Özdil’i… AKP’nin Van’da kaybetmesinden, Tunceli’de “madara”, Ege’de “dümdüz” olmasından dolayı ağzı kulaklarına varıyor! AKP’nin oy kaybetmesini “gerçekler dayatıyor, bu şarkı bitti” diye yorumluyor.
Seçim sonuçları o tür yorumlara da cevaz veriyor. Gerçi AKP seçimden açık ara farkla birinci çıktı ama bir gerilemenin olduğu açık… Zaten demokrasinin alfabesi ve temel kuralı bu; seçmene kendini iyi pazarlayıp oyunu alan kazanır, bunu beceremeyen kaybeder. Bunda şaşılacak hiçbir şey yok.
Şimdi sormak lazım sayın Özdil’e, “Bidon kafalara ne oldu? AKP’nin oyunu yüzde 47’ye yükselten seçmen bidon kafalıydı da yüzde 38’e düşüren seçmen ne kafalı? İkisi başka ülkenin vatandaşları mı? O zaman bidon kafalı dediğin insanlara şimdi ne diyeceksin?”
Bakalım bu sorulara değinen yazıları da görebilecek miyiz Hürriyet’te?..
....
Not: Sırada “Nasıl solcu oldum” başlıklı blogun devamı vardı ama sözkonusu yazıları görünce araya bu blog girdi. O yazı aslında bir bölümde bitecekti de her zaman yaptığım gibi konuyu ta Adem Babanın sol yumurtasından başlatıp uzattım.
Ek Not: Milliyet Blog'daki yenilikler için emeği geçenlere teşekkür...