- Kategori
- Kitap
Hüzün- Dürbünümde Kırk Sene/ Ayşe Kulin

Hüzün - Dürbünümde Kırk Sene/Ayşe Kulin - 1964 - 1983
Son yıllarda okuduğum en iyi otobiyografilerden.
“Dürbünümde Kırk Sene Hayat ve Hüzün”.
Ayşe Kulin’in 1964- 1983 yıllarında yaşadıkları insanı hüzünlendiriyor.
Ben de fazlasıyla hüzünlendim.
1940 lı yıllardan başlayarak 80 li yıllara kadar Ankara, İstanbul, Türkiye, Londra ve Dünya panoraması eşliğinde hayatını, başka bir ifadeyle, hayatının içindeki hüzünleri anlatıyor Kulin.
İkinci evliliği de başarısız olan ve eşinden ayrılan Kulin, bu evliliğinden doğan iki oğlu ile (Kerim ve Selim) Yeniköy’de ikinci eşine ait olan villada uzun süre yaşar.
Villa uzaktan oldukça güzel, deniz manzaralı ve ihtişamlı görünmekle birlikte, villanın içindeki imkânsızlıklar, evin içinde yaşayanları zorlamaktadır. Kaloriferi olmadığı için ev ısınmıyor, çok nemli olduğu için ev küf kokuyor ve bütün eşyalar nemden etkilenmektedir.
Dışarıdan bakıldığında ise Kulin, imrenilecek bir evde oturmaktadır.
Bir yandan sanat yönetmenliği yaparak ve dergilere yazılar yazarak hayatını kazanmakta, çocuklarına bakmaktadır.
Yurt dışında okuyan ve ilk evliliğinden olan çocukları Ali ve Mete ise hala yurt dışında okumakta ve senede birkaç hafta görebilmektedir onları. Ali ve Mete’nin babaları ile aralarında çok ciddi problemler vardır. Çocukların liseden sonra askere gitmelerini ve her türlü finansal kaynağı keseceğini söyleyen babaları işleri iyice zorlaştırır.
Bu sırada Kulin, sabahlara kadar çalışarak dört çocuğunun maddi manevi tüm ihtiyaçlarını karşılama çabası içine girmiştir.
Tam da bu sırada Ali ve Mete’nin babası, çok tuhaf bir şey iddia eder, Mete’ye “Kardeşin Ali benim oğlum değil” der ! Bu konuyla ilgili daha önceki dedikoduları duyan Kulin, fazla etkilenmese de, Mete ve Ali bu sözden çok etkilenir ve bir daha babalarıyla görüşmeme kararı alırlar.
Yıllar sonra yapılan DNA testlerinde, Ali’nin babasının Mehmet olduğu saptanacaktır.
Babasından sadece bir özür bekleyen Ali’ye babasının vereceği cevap ise beklenen cevaptır: “Ama o zaman doktor bana demişti ki..:”
Hüzün, Kulin’in babası için yazmış olduğu ama bir türlü dergide yayınlanamayan ve babasının okuyamadan vefat ettiği şiirle sona eriyor, bize ise hüzünlerden hüzün seçmek kalıyor kitabın sonunda…
Babasının 80. yaş günü için yazdığı şiirin ikinci bölümü…
Güzel yüzünü seyrediyorum, baba
Okunmuyor düzgün hatlarında
Ölüm döşeğinde yatarken bile
Seksen yıllık ömrünün yorgunlukları
Gülümser gibi dudaklarında ancak
Yılların gönül ve düş kırıklıkları…
.......
Neler düşünür ölümün eşiğindeki adam,
Çocukluğuna mı, gençliğine mi döner gözleri ?
Neleri anımsar en çok,
Neye dokunmak ister elleri ?
Çok emek verilmişse
En özleneni yeniden yaşamaksa
Ölümün eşiğinde son arzuları
Babam, Fırat’ın köpüren sularıyla
Göllere düşen ormanlarda geziyor olmalı…
<><><><>
1983 den günümüze kadar olan bölümü, kendi adıma çok merak ediyorum.
Umarım kalan 28 yıllık dönemi de kaleme alır ve hayranlarını mutlu eder.
Olağanüstü kitaplardı, kesinlikle okunmalı.