​ Huzur evi / Aile / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Hafizenin yemek günlüğü

http://blog.milliyet.com.tr/hafizcayasam

25 Şubat '09

 
Kategori
Aile
 

Huzur evi

Huzur evi
 

Arkadaşlarımızla bir gün bu kadar gezi yapıyoruz bir günde huzur evine gidelim diye karar aldık. İşte o gün bugündü sabah erkenden kalktık yola koyulduk giderken elimiz boş gitmek istemedik bay ve bayan olmak üzere ufak hediyeler aldık ve pastalar götürdük. Bizi müdürü karşıladı çok güler yüzlü, beyfendi ve temiz bir insana benziyordu tabi pozitif bir giriş yaptık. Bizi odasında agırladı huzur eviyle alakalı bilgilendirdi . O sırada bir anons duydum " MİSAFİRLERİMİZ GELMİŞTİR LÜTFEN DİNLENME SALONUNA GELİNİZ " diye o sırada çok heyecenlandım çünkü o insanlarında bu anonsu duyunca heyecanlandıklarını biliyordum. Dinlenme salonuna geçince onlarca yaşlı gözlerimize bakıyordu hepsi ama hepsi gülümsediler yavaşca dagıldık aralarına Hepsi birer kitap sanki hepsinde ibretli hayat hikayeleri oturup saatlerce dinle ama malesef o kadar vaktimiz yoktu. Ben bugün çok etkilendim ilk fırsatta gene gidecegim megersem ne boşmuş diger gezmeler. ORDA BİRİLERİ VAR VE SİZLERİN GELMESİNİ BEKLİYORLAR SOHBET ETMEK İÇİN.

Huzur Evi mi, Hicran Yurdu mu?

Ne acıdır ki, artık anne-babalar yalnızlığa ve kimsesizliğe mahkum yaşıyorlar; biraz yaşlanıp elden ayaktan düşünce kendilerini düşkünler evinde buluyorlar. Önceleri "darülaceze" denilen, şimdilerde biraz kibarlaştırılarak "huzur evi" adı verilen bu hicran yurtlarıyla teselli olmaya, senede bir gün kendilerine uzatılacak çiçeklerle avunmaya çalışıyorlar.

Oysa, insan çocuklarını bağrına basamadığı, torunlarını kucağına alamadığı, ne ihtimamla büyüttüğü ciğerparelerini sevemediği ve onlara bakıp bakıp "Yavrularım!.." diyemediği bir yerde nasıl huzurlu olur ki!.. Kendisine sevgi ve hürmetle nazar eden yakınlarının bulunmadığı, onun için bir tencerenin kaynamadığı ve çoğu zaman arayıp soranının olmadığı bir yerde mutluluğu nasıl bulur ki!.. Biz kendi kafamızda mevhum bir huzur tasarlamışız; o talihsizler yuvasına "huzur evi" demekle onun sakinlerinin de gerçekten huzurlu olacaklarını sanmışız. Allah'tan ki bu müesseseler ve oralarda bazı samimi gönüller var da yaşlılarımızı bütün bütün sokağa terketmiyoruz; kendileri gibi muhtaç kimselerin arasına atıp bıraksak bile hiç olmazsa bir rahat yatak, bir sıcak çorba imkanı sağlıyoruz. Akabinde, onların da bizim var olduğunu vehmettiğimiz huzuru duymaları için zorlayıp duruyoruz. "Daha ne olsun, ne güzel yiyip içip yatıyorlar!" der gibi bir tavır takınıyoruz.

Halbuki, insan hayvanlar gibi yiyip içen, sonra da yan gelip yatan ve bu şekilde saadete eren bir mahluk değildir. İnsan, çevresine alâka duyan, tabiata açık bir fıtratı bulunan, evlat ve torunlarıyla, hatta torunlarının torunlarıyla münasebeti olan ve ancak tabiatından kaynaklanan bu alâka ve münasebetlerin gerekleri yerine getirildiği zaman huzur bulan bir varlıktır. Bir tüketim mevsimi halini alan hususî zaman dilimlerinde "dostlar alış-verişte görsün" kabilinden sözde arayıp sormalar ve sun'î tavırlar mutlu etmez insanı. Senede bir eline tutuşturulan bir demet çiçek sadece onun gönlündeki hasret ateşini alevlendirmeye yarar, dindirmez hicranını. O alâkaya, sevgiye ve içten bir tebessüme muhtaçtır; yalnızca yeme, içme ve sıcak döşekte uyuma karşılamaz manevî ihtiyaçlarını.

 
Toplam blog
: 19
: 3809
Kayıt tarihi
: 31.01.09
 
 

1976 İskenderun doğumluyum. Evliyim, mükemmel bir eş ve dünya tatlısı üç çocuğa sahibim. Yemek yapma..