- Kategori
- Tarih
İbni Fazıl

12 asır önce ilk kağıt fabrikasını kuran vezirdir.
Kâğıdın imali, ilmin yayılmasını sağladı…
Başına gelenlerden şikâyet etme... Bunlar imtihandır... İmtihan dediğin kâğıt kalem ile olmaz dostum... Kul - kul ile sınanır.
*
Kâlemin rüzgârdan, kâğıdın sudan olursa ne yazarsan derhal yok olur. Manâsız söz, su üstüne yazılan yazıdır. Ondan vefa umarsan iki elini ısırarak dönersin .”
Mevlana Celaleddin-i rumi
Kâğıt olmasaydı ne olurdu?
Düşünmek!
Yok düşünmek bile mümkün değil.
Herşey kâğıtla birlikte olmuş.
Medeniyet kâğıttan sonra mutlak surette ilerlemiş…
Güzel bir kitabı elinize aldığınızda (ben öyle yapıyorum, sizleri bilmem) sayfalarını açıyorum ve mutlaka kokluyorum. Yeni basılmış bir kitap mis gibi kokar. Bilgi kokar, ilim kokar, aşk kokar, güzellik kokar.
Bazen günün haberlerini verir o kâğıt, bazen yarenin isteklerini, bazen aşkı anlatır, bazen elektrik faturasını, bazende ufak bir notu.
Seni seviyorum.
Ne çok güzellikler kâğıtla gelmiştir evimize, işyerimize, cüzdanımıza, hayatlarımıza.
Kâğıt olmasaydı ne olurdu acaba?
Âşıklar neye yazarlardı, aşklarını, şairler şiirlerini, yazarlar eserlerini!
Hesap adamları, bilim adamları ve önemli adamlar neyle anlatırlardı anlatacaklarını.
Çocuklar alfabeyi görmeden nasıl büyürlerdi.
Kâğıt çoğatılmasaydı, kâğıt fabrikası açılmasaydı. Kim bu kadar kitap yazabilirdi ki!
Düşünün kil ve taş tabletlere kazıyorsunuz, papirüslere, ipeklere yazıyorsunuz!
Diyelim yazdınız, kaç tane yazardınız veya kimler yazabilirdi?
Her zaman olduğu gibi zenginler yazardı, o da yazabiliyorlarsa tabi…
Kâğıt çok olmalıydı.
Kâğıt dünya kapımızın anahtarıydı…
Bu kadar çok kâğıt nasıl olurdu acaba İbni Fazıl ilk kâğıt fabrikasını kurmasaydı?
Biz derdimizi nasıl anlatırdık. Bilgisayarımızın tuşları sanal âlem, onları kâğıda döktüğümüzde elimize aldığımızda dünyamıza gelmiş olurlar. Başucu kitabımıza dokunmadan uyurmuyuz? En önemli isteğimiz, görmekten mutlu olduğumuz, onun için çırpındığımız, çalıştığımız, uğraştığımız paramız olmasaydı takasla ne yardık?
İbni Fazıl nur içinde yatsın.
Bir çok şeyi Avrupa’lılar:
Biz yaptık – Biz bulduk – Biz icat ettik diyorlar ya.
Yok öyle değil.
İslam âleminden o kadar büyük âlimler çıkmışki. Sadece reklamlarını tam yapamamışlar. Süslü ambalajları öğrenmemişler.
Sadelikten vaz geçmemişler.
Bir çok şeyin ilkleri olduğu gibi ilk kâğıt fabrikasını da müslüman bir bilim adamı kurmuş.
Bir yerde şöyle yazıyor:
Bol - bol kitaplar yazıldı, kütüphaneler kuruldu, kitapçı dükkânları açıldı.
Daha aradan yüz sene geçmeden, sadece Bağdat’ta yüzü aşkın kitapçı dükkânı açıldı.
İbni Fazıl’ın bu hizmetidir ki, tüm dünyada ilmin yaygınlaşmasını sağlamış, matbaanın icadına zemin hazırlamıştı.
Abbasi İmparatorluğu’nun ünlü vezirler yetiştiren Bermekiler soyundandır.
Asıl adı Yahya’dır.
Yahya bin Fazıl veya sadece el-Fazıl diye de anılır.
Babasının adı Halid olduğu halde, kaynaklara “Fazıl’ın oğlu” diye geçmiştir.
Musul valiliği sırasında kendini gösterdi.
Halife Mehdi Bağdat’a çağırarak oğlunun yetiştirilmesini ona verdi.
Harun, Azerbaycan valiliğine tayin edilince (780), divan başkanlığına getirildi.
Halife Hadi, Harun’u veliahtlıktan çıkarmaya teşebbüs edince buna engel oldu.
İbni Fazıl, Harun halife olunca, vezirliğe getirildi.
Kendisine geniş yetkiler verildi.
17 yıllık vezirliği sırasında Abbasi İmparatorluğu’na büyük hizmetlerde bulundu.
İbni Fazıl’ın hiç şüphesiz en büyük hizmeti, dünya tarihinde ilk defa kâğıt fabrikasını kurmuş olmasıdır.
Gutenberg’in matbaayı kuruşuna ilham teşkil edecek olan kâğıt fabrikasını 794'te Bağdat’ta kurdu.
Kâğıt fabrikasının kuruluşu sadece İslâm dünyasında değil, tüm dünyada yeni bir devrin başlangıcı oldu, büyük bir çığır teşkil etti.
Kaynaklarda, kâğıdın ilk defa 105 tarihinde Çin’de görüldüğü yazılıdır.
Hatta daha önce Sümerlerde tablet denilen tuğla, Mısırlılarda kamıştan yapılmış papirüs ve Yakın Doğu’da deri den yapılan parşömene rastlandığı belirtilmektedir.
Fakat bunların hiçbiri oldukça az bulunduğu ve çok pahalı olduğu için yayılma imkânı bulamamıştır.
Bundan dolayı da İslâmiyet’in doğuşuna kadar insanlık düşündüğünü ve bildiğini doğru dürüst yazmaktan mahrum kalmıştır.
Ancak 751 yılında, Semerkant’a yerleşen Müslümanlar, Çinlilerle irtibata geçtiler.
Onlardan kâğıt yapımını öğrendiler.
Onların bir türlü geliştiremedikleri ve yaygınlaştıramadıkları kâğıt endüstrisini canlandırdılar.
Çinliler gibi sadece ipek kozasından değil, keten ve pamuk elyafından zarif ve beyaz kâğıtlar imal ettiler ve bunu İslâm dünyasına yaydılar.
Halife Mansur (754–755) tam bu sıralarda devlet dairelerinde Mısır’dan ithal edilen papirüsün kullanılmasını yasakladı, yerine Müslümanların getirdiği ve geliştirdiği pamuktan yapılan ucuz kâğıt kullanmalarını emretti.
Daha sonra Vezir İbni Fazıl da kâğıdı daha ucuza mal etmek ve ilmin yaygınlaşmasını sağlamak gayesiyle 794'te ilk kâğıt fabrikasını kurdu.
Ne Çinlilerin ipekten yapılı kâğıdı, ne Mısırlıların papirüsü, ne eski Anadoluluların parşömeni, ne Sümerlilerin tableti, yeni icad edilen bu kâğıt karşısında tutunamadı, sönüp gitti.
İslâm müelliflerim kaynak edinen Gosta ve le Bon, kâğıdın yeni bir medeniyet başlatacağını bildirir ve şu gerçeği söyler:
“Parşömeni ortadan kaldırmış olan kitap kâğıdını Müslümanlar icat etmişlerdir.
Eğer İslâm medeniyetinin kitap, barut ve pusula gibi mirasları elinin altında bulunmasaydı, bizim Rönesanssın nasıl bir şey olacağını biraz göz önüne getirmeliyiz.”
Libri ise daha açık konuşur:
“Tarihten Müslümanları silerseniz, ilmi Rölansımız asırlarca geri kalmış olur.”
İbni Fazıl’ın bu başarısı, kâğıt endüstrisinin gelişmesini sağladı.
Kendi zafer alayından başlayan bu hamle, daha sonraki senelerde Şam’da ve Trablusgarp’ta kâğıt fabrikalarının açılmasını sağladı.
Suriye, Mısır, Tunus, Fas, İspanya ve nihayet Avrupa birkaç asır sonra bu kıvılcımlardan faydalandı.
Paris İslâm Enstitüsü eski profesörlerinden Jacques Risler, “La Civilisaton Arabe” adlı eserinde,
“İslâmiyet’in Avrupa’ya getirdiği en hayırlı nimetlerden biri de kâğıt olduğunda şüphe yoktur” der.
İlk kâğıt fabrikasının 794'te Bağdat’ta kurulduğunu,
900'de Mısır’ın kullanmaya başladığını,
1100'de Fas’a geçtiğini,
Avrupa’da hakiki kâğıt üzerine yazılan en eski vesikanın Sicilya kralı Roger’in karısı tarafından 1109'da yazıldığını bildirir…
İlim tarihi araştırıcısı Will Durant da, “Medeniyet Tarihi” adlı eserinin “İman Çağı” bölümünde, kâğıt fabrikasının 794'te ilk defa Harun Reşid’in vezirinin oğlu Fazıl tarafından kurulduğunu belirtir.
Avrupa’ya geçişini de şöyle izah eder:
“Kâğıt imalat metodu Müslümanlar tarafından Sicilya ve İspanya’ya sokuldu. Oradan Fransa ve İtalya’ya geçti. Milattan sonra 105 tarihinden itibaren Çin’de kullanıldığını gördüğümüz kâğıdı, 707 tarihinde Mekke, 800 tarihinde Mısır, 950'de İspanya, 1100'de Bizans, 1102'de Sicilya, 1228'de Almanya ve 1309'da da İngiltere’de görüyoruz.”(alıntı)
Mevlana’nın sözlerini yazmıştım. Yine mevlana’nın güzel sözleriyle bitireceğim:
Bazen uzaklaşmak gerekir, yakınlaşmak için...
Bazen hatırlamak gerekir, hatırlanmak için…
Bazen ağlamak gerekir, açılmak için…
Bazen anmak gerekir, anılmak için…
Bazen de susmak gerekir, duymak için…
Nazan Şara Şatana
http://www.facebook.com/#!/profile.php?id=100002892442552
https://twitter.com/#!/nazansarasatana