- Kategori
- Kentleşme
İç Anadolu'nun batışında modern bir şehir. Eskişehir.

Şimdi ki adıyla Süper Lig eski adıyla Türkiye Birinci Futbol Ligi.
Çocukluğumun yaşadığı yıllara götürmek istiyorum sizi Birinci Futbol Ligimiz kurulalı 10-15 yıl olmuştu. 1970 yıllarıydı. O zamanlarda bir takım vardı Anadolu’da. Renkleri siyah-kırmızıydı. Puan durumlarını altüst eder, hep takım konuşuluyordu. Şampiyonluğun en büyük adaylarından olmuştu. Adı takıma uymuştu sanki. Her tarafa esiyordu. Taraftar bastırıyordu.
“ES-ES-ES Kİ-Kİ-Kİ, ESKİ-ESKİ, ES!
Evet, Eskişehirspor’dan bahsediyorum. Gerçi şampiyon olamadılar ama o dönemlerde üç büyüklere kan kusturmuşlardı.
**********
Geçenlerde İnönü’den İzmir’e dönerken Eskişehir’den dönmek zorunda kalmıştık. Çünkü trene Eskişehir’den binecektik. Trenimiz Ankara istikametinden gelip saat 21.20’da burada olacaktı. Bizde saat 14.00 gibi Eskişehir’de olmuş ve epey vaktimiz vardı. İnönü’de İlyas Bey Ankara’ya gitmek üzere araç bulmuş bizden ayrılmıştı. Kısaca Tijen ve Sibel bana kalmıştı. Onlar da beni Alev hanımlarla rahat edebilirim düşüncesiyle İzmir’e yollamak düşüncesi ile teşebbüs ettilerse de ben kabul etmeyip Eskişehir’i gezmeyi yeğledim. Eskişehir’e girerken yanımızda bulunan Süleyman Ekim, Emre Tekin ve babası Şener Beyi garaja bırakmıştık. Ezgi Umut hanımefendiyi de yanımıza alarak bizi İnönü’den Eskişehir’e getiren aracı Eskişehir Ordu Evine kadar getirmeyi sağladık. Oradan tren garına giderek elimizde ki eşyaları emanete bırakarak Eskişehir’i gezmeye başladık.
Efendim, ben çok duygusal yüklü biriyim. O gün de hem de üstelikte 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı arifesinde, o manzarayı gördükten sonra duygulanmamak elde değildi. Şehrin göbeğinden geçen Porçuk çayı İtalya’da ki Venerdiğ’i andırır gibiydi. Hava Kuvvetlerine bağlı Bando takımı marşlar çalıyor, halk ellerinde ki Türk bayrakları ile eslik ediyordu. Tabi bizim Ezgi Hanım elinde getirdiği kamerasıyla durmadan çekim yapıyordu. Ben, Tijen ve Sibel Hanım Ezgi Hanımı beklemek zorunda kalıyorduk. Sonunda ayrılmaya karar verdik. Tijenlerle istasyonda saat 21.00’de buluşacaktım dönmek üzere. Önümde de 4-5 saat zaman dilimi vardı. Ve bunu iyi değerlendirmem gerekiyordu. Ben de fotoğraf kamarasıyla hem video çekiyor hem de resim görüntüsü alıyordum.
Birazdan ben size bu bloğumun sununda galerimde görüntülediğim Eskişehir manzaraları ile baş başa bırakırken Eskişehir hakkında benim üzerimde bıraktığı izleri, düşüncelerimle sizlere yansıtmak istiyorum.
Ben şu an da İzmir’de oturuyorum. İzmir’i 13 Mayıs Pazar günü Gündoğdu meydanın da gerçekleşen Cumhuriyet mitinginde edindiğim izlemim İzmir’in Cumhuriyet’in kalesi olarak algılamıştım. Ama ne var ki İzmir’de gezindiğiniz vakit bayanların büyük çoğunluğu türbanlı olarak göze çarpmaktadır. Demek ki İzmir bile böyle durumda ise Türkiye’de ki tüm kentlerde ki görünüm ne durumda idi. Bu durumda çok kuşkuluydum. Ta ki Eskişehir’e gidinceye kadar... Ama Şimdi Eskişehir’i geziyorken kuşkularım memnuniyete bıraktı. Burasını İzmir’den daha modern buldum diyebilirim.
Özelikle türbanlı aradım. Bildiğimiz tarzda ki türbanlıyı görsem ancak 2-3 tane görebildim o kalabalığın içinde. Aradığım kent burası olmalı dedim.
Bir de dikkatimi çeken yönü bulunduğum mevkide, yani şehrin göbeğinde belediye otobüslerin geçmemesiydi. Belediye otobüsleri şehrin dışında çalışıyormuş. Burada geldiğini belirten çin çin diye seslenen tramvaylar belediye otobüsün görevini üstleniyordu.
Akşam yemeğini yemek için babamın bana kazandırdığı Ordu Evine giriş kartımı kullanarak Eskişehir Ordu Evinde bir akşam yemeği yedikten sonra trene binmek üzere İstasyona doğru yol çıktım. İstasyona vardığımda İzmir’e benimle dönecek olan Tijen ve Sibel’in beni beklediğini fark ettim. Biraz sonra da tren geldi.
Üzerimde güzel duygular içersinde Eskişehir’den ayrılıp İzmir’e doğru hareketlendik.