- Kategori
- Güncel
İç savaş çıktı bile!
Olup bitenleri medyadan izlemeye çalışırken korkudan üç buçuk atıyorum. O onu dövüyor, bu şuna saldırıyor, öbürü mekan basıyor,diğeri ona buna ders veriyor vb. Bunun sonu kötü, allahım bizi koru.
Ancak sosyal medya ayağına bakınca iç savaş çoktan çıkmış. Birileri de keyifle karınlarını kaşıyordur.
Facebook örneğindeyim. Çünkü orada kişiler birbirinin “takipçisi” değil, “arkadaşı”. Her zaman komiğime gitmiş olsa da bir şekilde herkes kendi çevresinde “paylaşıyor.” Doğrudan arkadaş, arkadaşın arkadaşı, ortak arkadaş vs vs… Yüzdesel olarak çok büyük bir kısmı böyle arkadaş listelerinin.
İş kendi kendini sansürlemeyi düşünme boyutuna bile geldi. “Arkadaşlıklar bozulmasın” diye.
Şöyle:
Biri fikrini yazıyor mesela. Altında yorumlar. Medeni, eğitimli gibi sıfatları kullanmayacağım, sadece tanışlıktan gidelim. Hani kişisel bir kininiz, eskiden kalma bir hesabınız falan yoksa yorum yaparken hiç tanımadıklarınıza nazaran biraz daha dikkatli yazarsınız ya.
İşte iç savaş burada. Hayır efendim, aynı fikir paylaşılmıyorsa doğrudan “dalma”, hakaret, etiketleme, sıfat yapıştırma, olmamış suçlamalara karşı suçlama…
Herkes delirmiş. Sabır, akıl, nezaket, düşünme, değerlendirme, karşı argüman sunmalar kalmamış. “Arkadaşlıklar” bitiyor. Bölünüyoruz.
Bölünenler, birbirini acımasızca sözcüklerle tırmalayanlar, sıfatlarla bıçağı göğüse saplayanlar, bunca sivri, acıtıcı biçimde bölünenler de bir şekilde benzer hayat biçimleri, çevreleri olan, benzer eğitimlerden gelenler. Uzun boylu olan ve hapşırdığında nezle olan şürekası ne kadar sevinip gurur duysa yeridir.
Ha denilebilir ki, “insanların yüzü ortaya çıkıyor, böyle kolayca tanıyoruz, iyi oluyor.”
Bu sadece ruhu milliyetçi faşizm, duygusal faşizmle dopdolu olanları ayıklamak için geçerli. Çıkan iç savaş ise tammülsüzlük, sinir bozukluğu, isyan, acı, elden gelen olmaması ile ilgili. Hele de tüm bunların, boyu memleketin geneline göre biraz daha fazla uzamış birinin sarayda padişah olma hırsıyla ilgili olduğunu bilince. Nasıl sağlıklı kalınsın ki?
Seksenlerde de bir paşa vardı. Sonraları ressam olmuştu. Bir hapishaneyi öyle bir hale getirmişti ki, bugün ruhu vahim şekilde hasta olanların “vatani görev”ini yapan delikanlıları acımazca katletmesine kapıları açmayı bırakın, kırmızı halılarla davetiye çıkarmıştı.
O zamanlar aynı okulda okuyanlar birbirlerinin canını alıyordu. Bugün feysbuk ailesi birbirini öldürüyor. Belki sosyal medya o zaman da olsa çok farklı olmazdı. Kim bilir.
Şaşkınlık içinde okuyorum yazışmaları. “Oha!” diyorum, “Hadi canım”,”Yok artık” nidaları çıkıyor ağzımdan. Tanıdığım, bildiğim insanlar bile şiddetle klavyenin tetiğine basıyor.
- Ben şöyle düşünüyorum feysbuk.
- “Sen ve sizin gibiler bi susup oturun!”
- “Hı,ne, n’ooldu yaw, sana bir şey mi dedim şimdi?”
- Sen bunu darken niye bilmemneyi de demiyorsun?”
- “Canım bunu istedi, keyfimin kahyası mısın?” dersen kıyamet. Kibarca düşünceni anlatmaya çalışsan ayrı felaket. Arkası daha da sert geliyor.
- “Sizin gibilere şöyle denir!”
- “Haydaaa, deli mi ne, en iyisi sinirimi bozmayayım, “layk edeyim gitsin.”
O arada araya birileri daha girip bir şeyler yazınca, siniri tavan yapmış arkadaş (sahiden, sanki birisi bir şey yazsa da güzel bir deşarj olsam diye bekler gibiler. Kafalarındakiler önceden hazır. Umutsuzluk ve acı hat safhada,”düşman” belirlenmiş. Siperde pusuya yatılmış, av bekleniyor gibiler.) bu sefer tarihi, bilimsel falan bir argüman yazmak zorunda hissediyor kendini. Duyduğu bir tanesini namludan çıkarıyor.
“Şanslıysa” karşısında konulardan bihaber birileri aynı tonda geri püskürtüyor, kavga çıkıyor. Oh ne güzel. Bu akşam da rahatladık!
Şanssızsa söyledikleriyle ilgili bilgi sahibi birileri “bilgisini” çürütüyor. Çok fena! Başa dönülmek zorunda. Yine sıfatlar, etiketler, hakaretler. En fenası da aynı tonda cevap gelmemesi. Hırs da çıkamadı. Gel de uyu şimdi!
- Sen zaten şöylesin!
- (Tanışıyor muyduk da bu kanıya vardın?) Peki…
Gibi gibi…
İş savaş çoktan başlamış. Hem de öyle ayrı coğrafya, ayrı hayat şartları, ayrı eğitimliler, ayrı görüştekiler arasında falan değil. Düpedüz genelde benzer dünya bakışları olanlar arasında. Haydi şöyle diyeyim daha populist olsun: Düpedüz çoğunluğu aynı partilere oy verenler arasında.
Barış unutulmuş,diyalog bitmiş.
Rengarenk barış foto laykları siber dünya çöplüğüne gitmiş.
Sıkıntı, benzetmek gerekirse, (gerekti) ”bizim taraftan” dağa çıkmayan/çıkamayan/çıkmak istemeyenler arasında tahammülsüzlük, birbirini dinlememe şeklinde boy atmış.
Şizofreni (çift karakter anlamında değil, kelime anlamında söylüyorum. Aman ha!) virüsünü öyle bir salmışlar ki aramıza biz farkına bile varamadan yayılmış gitmiş. Barış… Evet… Şu koşulda… Anneler ağlamasın… Teröristle müzakere olmaz… Bakın ne güzel şehit haberleri gelmiyor… Aaa birdenbire gelmeye başladı… O süreçte mühimmat toparlanmışmış… Ba ba baaa. Özrü kabahatinden büyük.
Eee?..
O süreçte esas bizler ayrıştırılmışız. İç savaş başlatılmış bile.
Daha üç ay önceki oy seçimimiz değişecek mi?
Oy tercihimizdeki kriterler değişti mi üç ayda?
Aynı şeyleri isterken/aynı şeyleri istemezken şimdi bunların olabilmesi için yöntemlerde mi ayrıldık?
Her görüş demokratik olarak temsil edilmeli derken şimdi bu birbirini yaralama ne ola?
Mesleği asker olmayan gencecik insanların, sivil halkın, hatta masum bebelerin bile katledilmesine yol veren muhteşem politiklarımızı mı unuttuk birden?
Nedir?
Virüs dağıtılmış, çoğumuz da kapmışız. İç savaş çoktan çıkmış.
Kına lobisi faaliyette. İyi insanlar kabuslarla dolu rahatsız uykuda.