- Kategori
- Kent Yaşamı
İçimizdeki taşralılar

Size göre bir büyük şehir insanı nasıl olmalı?
Büyük şehir insanı denince; hepimizin aklına şüphesiz, bir apartman dairesinde veya bir sitede oturan, maddî durumları daha iyi olanların altlarında arabaların hiç eksik olmadığı, günden güne zorlaşan hayat koşullarına karşı, eline ayda bir geçen kısıtlı miktarda parayla inatçı bir direniş gösteren insanlar gelir.
Ama ne büyük şehirde kıt kanaat geçim mücadelesi veren aileler, ne de büyük şehrin yüksek binaları, iş merkezleri ve malikânelerinin ardında gizlenen insanlardır; şehrin bir parçası olmanın en büyük sıkıntısını çekenler...
Hepimizin bir parça taşralı tarafı mutlaka vardır. Yoksa gökten zembille düşmüş değilizdir kucağına; bu 15 milyon başlı, iri kıyım İstanbul canavarının. Medeniyetlerin beşiği gibi, İstanbul insanının da asıl kökenidir Anadolu... İstanbul'da sürdürülen her hayatın, mutlak bir parçası vardır Anadolu'dan. Yaşam tarzları ve gelenekler, büyük şehirde de bırakmaz insanları.
Ne var ki İstanbul'da sürdürülen her yaşam, birbirinin aynısı da olmamaktadır: 15 milyon insan ve 15 milyon farklı hikaye...
Salı günü Milliyet Gazetesi'nde, Ece Temelkuran'ın bir yazı dizisi yayınlanmaya başladı. Kim bilir, o yazı dizisi bile; belki bu yazıyı yazmama bir başka ilham kaynağı olmuştur. Ve büyük şehir yaşamından çok uzaktaki hayatları bir kez daha görmemi sağlamıştır. Şehir ışıklarının derinliklerinde başka hayatlar da vardır; o ışıltıların karanlığında kalan...
Aslında büyük şehirde yaşamayı fazla bir şey olarak görür insanoğlu. Evet, görünürde de durum böyledir. Büyük şehirde yaşamak; bir anlamda yüksek yaşam kalitesine sahip olmak ve büyük şehrin nimetlerinden faydalanmak anlamına gelmektedir.
Ama buzdağının arka yüzü gibi, İstanbul'un da bir başka yüzü var. Bir yerlerde unutulmuş olan.
Varoşlar, şehrin dokusu olmakta. Paris'in banliyöleri gibi, İstanbul'da da...