- Kategori
- Deneme
İçimle konuşmalarım -3

Alsana dedin bir kağıt bir kalem ne yapmamı bekliyordun benden, seni anlatmaktan başka:
Alsana dedin bir kağıt bir kalem ne yapmamı bekliyordun benden, seni anlatmaktan başka:
Kapağında resim olmayan bir defter konmuş önüme, bir de kalem tutuşturulmuş elime. Yaz, çiz, ne yaparsan yap. Önceleri zor tutar oluyorum kalemi. Resimler yapıyorum. Boya kalemlerimi rastgele sallıyorum kâğıdın üzerinde. Çıkan şekiller çok bir şeye benzemiyor. Zamanla karakalemin gücünü fark edip sarılıyorum kaleme başlıyorum yazmaya. Gelişigüzel. Akarına bırakılmış derenin suyuyla benim kalemimden kâğıdımın üzerine geçenlerle aynı. Zaman geçtikçe; dere suyunun önünü kesip göl yapma isteği duyuyorum. Bu hisse kapıldıktan sonra tüm boya kalemlerimi rafa kaldırıp kâğıda kendi istediklerimi yazmaya çalışıyorum.
Kalemi elime alıp çiziktiriyorsun. Bazen derine bastırıp kâğıdı yırtıyorsun; bazen az bastırıp silik yazıyorsun. Kalemi bastırmaktan yırtılan kâğıdın altına yeni kâğıt ekleyip yazmaya devam ediyorsun. Silik yazdıklarının çaresi yok, bir zaman sonra silik yazdıkların, yazmış olduğun kâğıdın üstünde biraz siyah leke kaldığını görüyorsun. Gün geçtikçe yazdıkların çoğalıyor. Her geçen anda yeni bir şeyler ekleniyor yazdıklarına: ama yazdıkların kadar silinende oluyor sayfalarından. Sen yazıyorsun devamlı anlarda yazdıklarını siliyor zaman.
Ne kadar silinmesini istemesen de: ya silik yazmaktan ya da kullanmış olduğun kâğıdın faks kâğıdı olmasından silinip yok oluyor. Bilmeden veya fark etmeden o cins bir kâğıda yazmışsındır ve zaman onları gözetleyip boş olduğunu gördüğünde işini yapıp siliyor kâğıttan.
Bezende kalemle kâğıt birbirine denk geliyor, Baskısıyla, kâğıdın kalitesiyle tam kıvamını buluyor. O an da yazılanlar, zamana meydan okuyup devamlı okuyacağın köşelerinde seni bekliyor, her daim. Bunların içinde silinmesini istediklerinde oluyor; ama silemiyorsun ve her sayfayı değiştirdiğinde onlardan birisini okuyorsun...
Bazen en güzel yazıyı yazmak için kâğıdını aharlayıp, kalemine en kesif kesiği atıp is mürekkebi hazırlıyorsun. Başlıyorsun aharlanmış kâğıdın üzerine en güzel celil yazısını yazmaya. Mürekkep kurumadan üstüne altın tozları serpiştiriyorsun. Hazırladığın yazıyı duvarının en güzel yerine asıyorsun. Her kanınla dolaşmanda, o yazının önüne geldiğinde durup duvardaki yazıyı tekrar tekrar okuyorsun. Aharlayıp özene bezene yazdığın yazının önünde durduğunda onlarında siyahlaşmaya durduğunu, kenarlarının yırtıldığını görüyorsun. İşte o anda geçen zamanın bu kadar çok olduğunun farkına varıp duvardaki yazının karşısında kalakalıyorsun.
Bazen fotoğraflarınla süslediğin duvarın önünde sararmış, renkleri atmış fotoğraflarına bakıyorsun. Baktığın her resmin altındaki tarihe bakıp hayretler içinde dehşete kapılıyorsun.
Tüm bunları yaparken; bazen için cız ediyor; bazen öfke kabarcıkları çırpıyor kıyını ; bazen hüzün kaplıyor içini; bazen acı hissediyordun, yanardağdan çıkma lavların vücudunda aktığını geçtiği yerlerde hayat bırakmadığını hissediyorsun; bazen uzun bir kahkaha ...
Sonunda: geçip gitmişliğin, mazi olmuşluğun farkına varıp, aynanın karşısına geçip...
KENDİNİ SEYREDİYORSUN...