- Kategori
- Güncel
İdam cezası olmalı mıdır?

İDAM SEHPAHASI
İDAM CEZASI GERİ GELMELİ
Bir İnsan suç işlerken çoğu zaman o suçun suç olduğunu bilir. Bu suçu işlemeden önce bilinçaltından o suçun yaptırımını düşünür. Yani “cezası nedir?” diye düşünür. Eğer o suçun cezası ( aptırımı ) suçtan daha az ise o suçu işlemekten kaçınmaz. Eğer ceza suçtan daha ağır olursa ve işlenen suça değmiyorsa o suçu işlemez.
Bir banka memuru düşünün. Zimmetine geçireceği paranın cezası ağırdır. Zimmetine geçireceği para az miktarda olursa o suçun cezası ağır olduğundan, değmeyeceğini düşünür ve o parayı zimmetine geçirmez.. Çünkü o paranın ceza karşısında bir değeri yoktur. Fakat zimmetine geçireceği para, onu işinden etse bile sülalesine yetecek boyutta olursa o parayı zimmetine geçirmekten kaçınmaz. Önemli olan, ödediği bedel ile ede edeceği kazançtır. (Tabii iman anlayışı yoksa.) Nitekim bunların örneklerini çokça sıralayabiliriz.
Tabii ki bir suçun cezasını yasalar belirler. Yasa, bir suçun yaptırımını öyle bir dengede tutmalıdır ki ne suçlunun hakkı yenmeli ne de mağdurun hakkı. Aksi halde orada adaletsizlik söz konusu olur. Mağdurun hakkı yad edilirken suçlunun da hakkı yenmemelidir. Yani dengeli bir ceza olmalıdır. Ama bir toplumda yasaların belirlediği yaptırım eğer yeterince caydırıcı değilse, suçlar var olan cezaya rağmen yine de işleniyorsa demek ki o yaptırımı yeterli değildir. Demek ki o cezaları daha da caydırıcı hale getirmek yani ağırlaştırmak gerekir.
Yaptırıma şöyle bir örnek verelim: Elektriğin kanununu herkes bilir. Elektrik çok büyük bir tehlike olmasına rağmen onunla iç içe yaşıyoruz. Hatta artık onsuz yaşayamıyoruz bile. Herkes çok iyi bilir ki çıplak elle elektrik olan bir kablonun ucuna dokunulduğunda o elektrik insanı öldürür. Hiç tavizi de yoktur. Dostu da yoktur, toleransı da. Bazı insanlar, bırakın çıplak elle bir kablonun ucuna dokunmayı bir kablonun parçasına bile dokunamaz.. Neden? Yaptırımı ağırdır.
İşte yasalarda suçun karşılığı böyle olmalıdır. Hiç taviz olmamalıdır. Hele hele insan hayatına kasıt varsa bu asla affedilmemelidir. Eğer suçlunun cezası az olursa, o toplumun vicdanı rahat olmaz. Bu kez mağdurların vicdanları rahat olamayacağından cezayı kendisi keserek adaleti kendisi tecelli etmek isteyecektir. Burada sadece mağdurun değil, toplumun da vicdanı rahat olmalıdır. Aksi halde o toplumda adaletsizlik olur ki böyle bir toplumda da huzur olamayacaktır. Bu halde suçlar azalmayacak tam aksine artacaktır.
Bizim ülkemizde idam kaldırıldığı malumdur. Bu büyük bir hata olmuştur. Ancak ölüm cezasının kaldırılması yerine ölüm cezası suçları asgariye indirilebilirdi.
Şu suçların cezası ise kesinlikle idam olarak uygulanmalıdır:
1.Devlete karşı silahlı mücadeleye girmiş (terörist) kesinlikle idam edilmelidir. Asla af edilmemelidir. Vatandaş evladını ülkeyi korumak için askere gönderiyor veya güvenlik görevlisi olarak görevinin başında, bir çapulcu çıkıp ona silah sıkacak. Sebep? Sebep: devlete kastetmek. O evlat masumca ölecek, cani ise yıllarca hapiste beslenecek. Bir de, o ölenin yakınlarının ödediği parayla orada yaşam sürecektir. YOK BÖYLE BİR BAKIŞ. Benim evladımı öldürmüş, namusuma, devletime kastetmiş ama yine de ben “onun yaşama hakkı var” diye, bağda- bahçede çalışıp devlete vergi verip onun yaşamasını sağlayacağım, onunda yaşama hakkı vardır diyeceğim. BUNUN NERESİ ADALET? Burada, devlete ve adalete güven kalır mı?
Uğruna can verilerek elde edilmiş bir ülkenin yapısına siyasi ve ekonomik yollarla da olsa kasıt söz konusu olursa bunun da karşılığı can ( ölüm) olmalıdır. Bir ülke uğrunda can vererek kurulmuştur ve ona kasteden hoş görülemez. Bu bir milletvekili de olsa, üst düzey bir devlet yetkilisi de olsa kesinlikle idam edilmeli. Çünkü o ülkenin bağımsızlığı için can olarak bedeller ödenmişse ona kastedecek olan da aynı bedeli ödemelidir.
Bir cani, vatandaşın canına kasti olarak kıymışsa kesinlikle idam edilmelidir. İşte bugün güneydoğudaki katliamlar. Bu insanları ve azmettiricileri kesinlikle idam etmek gerekir. Hatta tıpkı İran gibi toplumun gözü önünde ibret olsun diye salındırmak gerekir. Başka türlü, ne o mağdurların ve ne de o toplumun vicdanı huzur bulur. O insana benzeyenlere yaşama hakkı tanımak, onların işlediği suça ortak olmaktır. Bunu yapan bir devlet yetkilisi bile olsa aynıdır. Nazi zulmünden hiçbir farkı yoktur.
2.Bazı sapıklar var ki, öz çocuğuna ve mahremine tecavüz edenler. Çocuklara ve kadınlara tecavüz edip ve ardından da öldürenler. Bu insanlara da asla ve asla yaşama hakkı tanınmamalıdır. Çünkü onlar insanlıktan çıkmış, farklı bir yaratığa dönüşmüş olmalı ki topluma zarar veriyorlar. Yaşadığı topluma zarar veren birine, o toplumda yaşama hakkı vermek ne kadar doğru olur ki? Hangi toplum olursa olsun bu tür insanlardan iğrenir ve bağrında barındırmaktan utanç duyar.
Bir çocuk, dini, dili, mezhebi, meşrebi ne olsa olsun korunmalıdır. Bu tür insanları idamla cezalandırmazsak örnek teşkil etmez ve yasalar da caydırıcı olmaz. Ama buna rağmen nadir de olsa bu suçları işleyenler olursa bunun karşılığını canıyla ödemelidir. Zaten bu insanların toplumda ızdırap çektiklerini düşünüyorum. Bu insanları idam etmekle onlara da iyilik etmiş olunur.
Gerek dini emirler ve gerekse mer-i yasaların tümü insan hayatının düzenini ve huzurunu korumak için vardır. Yasalarda; namus, can ve mal emniyeti vardır. Buna vahim derecede kastedenlerin suçlarının karşılığı ölüm olmalıdır ki toplumun vicdanı rahat olsun ve yasa olma vasfını korumuş olsun.