- Kategori
- Siyaset
İdeolojik… Ulusal…Millet…

İnsanlar, niyetlerinin anlaşılması, gösterdiği çabaların doğru anlatılması ve anlaşılması için genel geçerli bazı kavramlara başvururlar. Kurdukları cümleler içinde kullandıkları kavramlar bazen doğru ve yerinde, bazense, yanlış ve yersiz olabiliyor. Toplumun kelime haznesi en az olan kesiminden, en çok olan aydın dediğimiz kesime kadar, konuşmalar içerisinde bazı kavramların bilmeden yanlış veya kasıtlı yanlış kullanıldığını görüyoruz.
İdeoloji, İde (fikir, düşünce) + oloji (bilim) sözcüklerinden oluşmuş bir kelime olup, kısaca “düşünce bilimi” olarak tanınabilir. Veya düşüncelerin bilimi de diyebiliriz. Demek oluyor ki, herhangi bir düşünce üzerinde yoğunlaşıp eylemlerimizi o düşünce çerçevesinde gerçekleştiriyorsak, ideolojik bir davranış içerisindeyiz.
Ulusal, ulusa yani millete dair demektir. Kelime anlamı olarak ulus (Türkçe) millet (Arapça) olarak aynı anlamdadır.
Ulusalcılık, Türkiye'de 2000'li yıllarda, Atatürk'ün öngördüğü tam bağımsızlık, millî sanayinin gelişmesi, dışa bağımlılıktan kurtulma hedeflerinin terk edildiğine, devletin temel kuruluş ilkelerinden kopulduğuna ve milli çıkarların korunmadığına inanan, AB üyeliğine girebilmek için uluslararası platformdaki milli davalardan ve diplomasideki kırmızıçizgilerden tavizler verildiğini, ülkenin içişlerine Osmanlı Devleti'nin yıkılışındaki gibi yabancı devletlerce karışıldığını iddia eden siyasi akım olarak tarif edilir.
Millet, daha karmaşık bir kavram olup iki ayrı düşünce çizgisinde şekillenmiştir.
Objektif, yani somut kanıtlara dayalı millet tarifinde, din, dil, ırk gibi gerçekler belirleyicidir. Örneğin, bir topluluğun millet olabilmesi için tamamının aynı dine mensup veya aynı ırktan olması, aynı dili konuşması gerekir. Küçük toplulukların meydana getirdiği milletlerde bu tür belirleyici unsurlar olabilir.
Sübjektif millet tanımı, Anayasamızda belirtilen millet tanımıdır ki madde madde yazarsak,
Yaptığımız bu tanım bizzat Mustafa Kemal’in millet tanımıdır. Bu günkü anayasamızda geçerli olan bu konu ile ilgili kavramların tamamı bu anlatım temelinde inşa edilmiştir.
*******************************
Bu tanımları neden anımsattık acaba? Ülkenin sevk ve idaresinde çok önemi olan bu kavramları, hepside birer okumuş insan olan parlamento üyeleri, özellikle yönetimin başında bulunan iktidar partisi ve onun kurduğu hükümet üyeleri ne derece doğru kullanıyor, anlaşılsın istedik.
Atmış yıldır iktidarda olanların (özellikle tükenmeye başladıkları dönemlerde) “İdeolojik konuşuyorsun” cümlesini bir suçlama cümlesi olarak kullandıklarını görüyoruz. Onlara göre “ideolojik konuşmak” kötü, yaramaz, gereksiz bir şey. Son bir örnek: “AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, TBMM'nin Anayasayı değiştirmeye her zaman muktedir olduğunu belirterek, 'Sayın Sabih Kanadoğlu'nun ideolojik saçmalaması, bu gerçeği değiştirmez' dedi.”
Nedir “ideolojik saçmalama” Geçerli tanımlardan yararlanarak açıklanması mümkün değildir. Bir başka gerçekte, bu tür suçlamaların hiçbirinin, suçlayanları siyaset mezarlığına gitmekten kurtaramadığıdır.
Ulusalcılık da adeta bir suç olarak görülmekte, ulusalcıyım diyenler adeta kötü bir iş yapıyormuş gibi suçlanmaktadır. Günümüzde Silivri yerleşkesinde zorunlu ikamette bulunanların büyük çoğunluğunun beklide en önemli ortak paydaları, ulusalcı olmalarıdır. AB ye girme masalından bir türlü vazgeçmeyen, ABD’nin istekleri doğrultusunda kırmızıçizgilerimizi bir bir beyaza boyayan AKP, en büyük düşman olarak ulusalcıları görmektedir.
Millet konusu ise ayrı bir yanlışlık zinciri. Türkiye’de kimi incelemelere göre otuzun üzerinde ırk var. Hemen hepsinin kendi aralarında kullandığı dilleri var. Sırf Mustafa Kemal karşıtı olmak adına, ırklar üzerinden milliyetçilik yapmak ülkeyi bölünmeye götürmek değimlidir. Kaldı ki, her ne kadar büyük çoğunluğumuzun nüfus kâğıdında “İslam” yazsa da, insanımızın tamamının İslam olduğunu kim iddia edebilir ki?
Bu pencereden bakıldığında mevcut davranışlar, sadece akla değil, anayasamıza da aykırıdır. Tolumun huzuru ve rahatı isteniyorsa bu tür davranışlardan çok geç olmadan vaz geçilmelidir. Değilse, yargının ilgili birimleri bu anayasa ihlallerini bir gün kesin gündeme getirecektir.
27/01/2010