- Kategori
- Güncel
İdeolojik Siyaset
Geçmişten Günümüze İzler
Türkiye'de siyasette Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalma izler mevcuttur. Cumhuriyet öncesi döneme bakıldığında Osmanlı idaresinde Enderunlu kişiler; üst tabaka adı verilen aydın ve zengin kesimin nabzını tutup onlar üzerinde etkili politika araçları üretmeye çalışırlardı. Alt tabaka; yani çiftçisi, köylüsü, işçisiyle halkın büyük çoğunluğunu oluşturan kesim ise padişahın otoritesiyle korkutulup din kültürü ve buna bağlı olarak gelenekler ile yönetilirdi. Atatürk cumhuriyet döneminde bu iki tabaka arasındaki açıyı en aza indirebilmek için çabaladı. Çağdaş eğitim ne derece alt tabakaya yayılabilirse çağdaş toplum da aynı derecede pozitif yön alır düşüncesiyle köy enstitüleri, mektepler, halk evleri kurarak alt tabakaya hitap etmek istedi.
Günümüzdeki siyasi ayrım işte bu zamanlardan kalmadır. Hala sağ görüşlü partiler inanç ve milliyetçilik duygularını ön planda tutarak halkın alt tabakasına hitap ederken sol görüşlü partiler ise üst tabakaya hitaba yönelmiştir. Halkın çoğunluğu günümüzde de geçmişte olduğu gibi alt tabaka içinde yer almaktadır. İktidara gelebilme mücadelesinde alt tabakaya inebilme, onların sorunları ve görüşleri üzerine politikalar yaratabilmek bu yüzden çok önemlidir.
İdeolojik Ekonomi Politikaları
İktidar mücadelesi veren partilerin seçim öncesi seçmenlerine sunduğu vaatlerde yer alan ekonomi politikalarında geçmişten kalma ideolojilerinden izler görmek mümkündür.
Bu ideolojiler savaşında ekonominin halkın göz önünde bulundurduğu ve halka görünen kısmını olumlu gösterebilmek veya seviyesini koruyabilmek adına bugün dışa verilen tavizler ve dışa bağımlılık artmakta, borçlanma ile kanla canla alınan bu toprakları , siyasi ve ekonomik oyunlar oynayarak sahip olmak isteyen dış güçlerin eline gün gün kendi ellerimizle teslim etmekteyiz. Ülkemizdeki mevcut partiler, benimsediği gelir adaleti ve fiyat istikrarı gibi ideolojik ekonomik amaçlar çerçevesinde ;ekonomiye kısa dönemde refaha ulaştırabilecek politikalarla yön vermek isterken kendilerinden bir sonraki hükümeti zor durumda bırakacak uzun dönemde daralma ve buhran tehlikesine doğru sürüklemektedirler. Dış borçlar ile yama yapılan ekonomi doğru kanallara akıtılamadığından diğer hizmetlerde de kalkınma görülememektedir. Uygulanan yüksek enflasyon politikaları ile ekonomiyi uzun yıllar yıpratmışlardır. Ülkedeki sınıf farklılıkları giderek artmakla beraber alım gücü düşmekte istihdam olanakları azalmaktadır. Yabancı yatırımcıların ülkemiz topraklarından ve ucuz işçi yaratarak mevcut hammaddelerimizden yararlanması sonucunda üretime katılan işçi sayısı artmış yani işsizlik oranı düşmüş gibi gözükürken cari açık giderek artmakta yerli üreticilerin önü kesilmekte, yerli yatırımcılara engel olunmaktadır.
Bu sorunlar beraberinde sınıf farklılıklarını getirirken alt tabakanın hem hükümet politikalarına uyum sağlamak zorunda olması hem de hükümete karşı gelerek bu farklılığa ve emeğinin karşılığını alamamasına boyun eğmek istememesini ortaya çıkartır.
Tasın Altına El Koymak
Kalkınmanın sürdürülebilirliğini sağlayabilmek adına geliştirilen politikaların etkin olmasını sağlayabilmek ve uyum sürecini kısaltabilmek için ülkedeki toplumların seviyesinin birbirine yakın olması gerekmektedir. Bugün iktidar olmak için ideolojiler savaşı yapan siyasi partilerin politikaları geniş bir yelpazeye yayılmaktadır. Bu yelpazenin bir ucu ekonomik refaha ulaşabilmek ekonomiyi doğru yöneltebilmek iken diğer bir ucu da milli, ulusal, toplumsal değerleri koruma politikalarıdır.
Ulusal anlamda bütünlüğü sağlayabilmek çağdaşlaşma anlamında uygulanacak politikaların etkinliğinde önemli yer alır. Bugün doğu-batı arasındaki seviye farklılığı olduğu sürece ulus olarak refaha ulaşabilmemiz ve kalkınabilmemiz mümkün olmayacaktır. Bugüne kadar hükümetler doğudaki terör sorununa el atmaktan çekinmiştir. Hiç bir siyasetçi bu taşın altına elini koymak istememiştir. Doğuda mevcut kültüre inebilmek oradaki sorunlara çözüm getirebilme adına politikalar geliştirilmesi hükümet programlarının ilk sıralarında yer alması gerekirken göz ardı edilmiştir. Doğuya yatırım yapmak terör örgütüne destek vermek olarak gösterilmiş ve görülmüştür. Maddi ve manevi olarak yapılmayan bu yatırımlar bize şehit olarak geri dönmüştür. Doğu kültürünü batıdan uzakta tutmak doğuda ki kültür ile kopukluk ve iletişimsizlik büyük sorunlara yol açmaktadır. Bu iletişimsizlik ve kopukluk Dağlardaki terör örgütünün ve destek veren organların işine gelmektedir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti hakkındaki görüş ve fikirlerini istedikleri gibi rahatlıkla buradaki halka empoze edebilmektedirler. Yetişen yeni neslin dağlara çıkmasını istemiyorsak bu iletişim kopukluğunun önüne geçebilmemiz, doğru bilgiyi ve gerçekleri ulaştırabilmemiz gerekmektedir.
Doğuyu kalkındırabilmek için iletişimsizlik ve kopukluğun önüne geçebilmek dışında eğitim kavramı da çok önemlidir. Eğitim kurumlarını arttırmak ve bireylerin eğitime yönelmesi için politikalar oluşturmak gerekmektedir. Eğitime teşvik ve eğitim alanında yapılacak politikalar ile yetişen yeni nesil dağlara değil topluma kazandırılmalıdır. Eğitimli birey ve sonrasında eğitimli bireye sağlanacak istihdam olanakları geliştirilmelidir. Doğuya yapılacak yatırımları devletin cazip hale getirmesi çok önemlidir. Eğitimli ve yeterli bilgi donanımına sahip bireyler ve bunlar için sağlanacak iş olanakları beraberinde batının üzerindeki göç yükünün azalması ve buradaki kesimin dağlara çıkmak yerine üretime katılmasını getirir. İşsizlik ve açlıkla mücadele eden kesim her düzeni karşısına, her desteği de yanına alabilir. Yapılması gereken eğitimli ve bilinçli bireyler oluşturup doğru düzenler ve bölücü destekleri ortadan kaldırmayı sağlamak olmalıdır.
Terörle mücadele politikasının büyük bölümü TSK'nın üzerine yıkılmış durumdadır. Devlet sadece operasyonları onaylamak yerine bu taşın altına elini koysa terör örgütüne karşı daha güçlü ve kesin çözümler üretebiliriz. Dağlara yeni nesiller çıkması engellenerek mevcut terör sorununa yönelik hükümet politikaları ve TSK işbirliği ile doğuda kanayan bu yaramız sarılacak her gün gece gündüz dağlarda terörist avcılığı yapan Mehmetçiğimizin her damla kanının hesabı sorulacaktır. Zamanında kanla alınan bu topraklar gerekirse kanla korunacaktır. Bu topraklar Kürt halkı ile beraber çarpışılarak alınmıştır. Dağlardaki teröristle Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlı olduğunu söyleyen Kürt halkını ayırt etmek gerekir.. Kürt halkını ayrı bir statüye sokmak biz Türk insanına yakışmaz. Bu ayrımı yapan vatanını teröristlerden daha önce bölmüş olur. Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür.
Şu unutulmamalıdır ki bu toprakların tek bayrağı AYYILDIZLI BAYRAĞIMIZ, tek lideri GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, tek ulusu TÜRK ULUSU ve tek adı vardır o da TÜRKİYE CUMHURİYETİ'DİR.