- Kategori
- Siyaset
İhanetin yaşayan ölüleri…

Medyanın dördüncü güç olduğundan söz edilir. Bu medyayı küçük görme uğraşından başka bir şey değildir. Toplum davranışlarının seyrine baktığımızda bu sıranın hiçte gerçekçi olmadığını görürüz. Gerçek olan medyanın çok daha yukarıda bir güç olduğudur.
Türk siyaseti Amerikan ipine bağlandığından beri iktidarların en büyük düşmanı medya olmuştur. Bu bakımdan ihanet içinde olanların ilk hücum edecekleri alan onları deşifre eden medya olmuştur. Çok partili rejimin ilk iktidarı olan Demokrat parti hükümetinin en büyük baskısı basına gelmiş, gazeteler, dergiler talan edilmiş, yazarları tutuklanmıştır.
Daha sonraları ihanet çetelerinin ayağına basanlar bir bir ortadan kaldırılmaya başlanmıştır. Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Necip Hablemitoğlu ve daha birçokları. En büyük korkuları ölüm olan emperyalistlerin ve uşaklarının bu taktikleri çok da fazla işe yaramamıştır. Kesilen saç gibi daha gür çıkmaya başlamışlardır.
2000 li yıllardan itibaren bu politikanın değiştiğini görüyoruz. Artık öldürmekten daha güçlü yöntemlerin devreye alınmaya başlandığı ortadadır.
Doğası itibarı ile medya halkın gözü kulağı olmalıdır. İnsanlar oyları ile seçip başkente yolladıklarının sözlerinde durup durmadığını nasıl bilebilirler ki? Medya sürekli takip edip yapılıp yapılmayanları haber vermelidir.
Oysa Demokrat parti iktidarından beri giderek artan baskı ve satın alma politikaları ile iktidara göbeğinden bağlı, onun her dediğine Allah kelamı gibi sarılan bir kısım medya oluşturulmuştur. Dönek solculardan tutun da dincisine kadar geniş bir kesimi kapsayan bu hainler ne alaka ise yakalarına “liberal” etiketi takma komikliğini bile yaptılar.
Teröriste karşı ülkemizi kahramanca savunan ordumuzu bile terörist yerine koyup, evlatlarımızı öldürenleri haklı görmek bunların kalemlerinden çıkan irinlerdir. Bunlar ihanetin merkezinden halka irin taşıyan ırmaklardır. Bunları biliyoruz. En azından olayları takip edenler biliyor ve deşifre ediyor.
Birde ihanetin yaşayan ölüleri var. 2000 li yılların başında yüzlerle ifade edilen bu kesim önce satın alınmaya çalışıldı. Satın alınamayanlar da 2007 den itibaren Silivri toplama kamplarında zorunlu ikamete alındılar. Bu ikamet süreleri bitenlerden daha güçlü isyanlar beklenirken, büyük çoğunluğunun içerden çıktıktan sonra sus pus olduklarını, gezinen ölülere döndüklerini görüyoruz. İşte sistemin asıl başarısı buradadır. Yeni politikaların uygulanan taktikleri işe yaradığı görülüyor. Sistemin onları hangi tehditlerle, hangi taktiklerle susturduğundan ziyade susturabilmiş olması asıl başarıdır. Bu sayede onları gözü kulağı olarak bilenler, yaratılan korku imparatorluğuna direnmeyi düşünenler bile korkuyu kabul edip kabuğuna çekiliyor. İnsanların en ağırına giden de bu ihanetin dolaşan ölüleridir.
İzmir 2012-07-20