- Kategori
- Basın Yayın / Medya
İhsan'ın kafa karışıklığı

İhsan büyürken, bir ilkokul, bir de Kuran kursu görmüştür...
Annesi, babası ona namustan, inançtan söz ederken, kız kardeşine, karısına, kızına sahip çıkmasını tembihlemiştir.
Gelgelelim, İhsan'ın evinde bir televizyon vardır. 67' ekran, renkli. Her akşam, tarla, bostan işinden yorgun argın dönünce ailece, bu renkli dünyayı seyre dalarlar.
İhsan, bilimum artistin adını öğrenmiştir, bilimum mankeni, şarkıcıyı, magazin haberlerini. Kıtlama çayını yudumlarken, kızı Sülbiye kucağında, magazin insanlarının açık seçik yaşayışını izler:
Milli aşk üçgenlerini, bekaret raporlarını, kürtaj öykülerini, milli yatak odalarının ayrıntılarını kaçırmaz, el mahkumdur.
Sülbiye serpilmektedir. Kızın aklı erdikçe, televizyonun içine gömülüyor, seyrediyor seyrediyor, bıkmıyordur. Saçını başını bir biçim yapmaya başlamıştır. Edası değişmiştir. İhsan korkunç rahatsızdır.
Ar namus adına bir şeyler yapmalıdır.
Başka kanallar keşfeder. Başı örtülü kadınlar birer melek kadar saf ve temiz, saçı başı o biçim, işveli olanlar birer cadıdır buralarda. 'Sülbiye bunları izlemelidir':
İhsan Sülbiye'ye 'sahip çıkma'nın bir yolunu bulmuştur. İçi rahattır...
Aslında bu kısacık öykü hayalimin ürünüdür.
Zaten hayal ürünü olmasa bile, benim ülkemde kimse onun bu masum korkusunu kullanmamıştır, 'çağdaş kadınlar yetiştirmenin' sonunun 'böyle açık seçik kadınlar' yetiştirmek olduğunu kimse İhsan'a fısıldamamış, kafasını daha bir karıştırmamıştır. İhsan da çözümü bu fısıltılarda bulup, Sülbiye'nin namusunu 'korumak' için 10 yaşına gelmeden başını kapatmaya kalkmamıştır...
Yok yok, televizyon ve İhsan'ın kafa karışıklığı, alakasız iki konudur.
Anlattıklarım tamamen avare fikirlerimin bir araya getirdiği kurgudan ibarettir. Bizim de içimiz özellikle Sülbiye adına çok rahat olmalıdır.
Annesi, babası ona namustan, inançtan söz ederken, kız kardeşine, karısına, kızına sahip çıkmasını tembihlemiştir.
Gelgelelim, İhsan'ın evinde bir televizyon vardır. 67' ekran, renkli. Her akşam, tarla, bostan işinden yorgun argın dönünce ailece, bu renkli dünyayı seyre dalarlar.
İhsan, bilimum artistin adını öğrenmiştir, bilimum mankeni, şarkıcıyı, magazin haberlerini. Kıtlama çayını yudumlarken, kızı Sülbiye kucağında, magazin insanlarının açık seçik yaşayışını izler:
Milli aşk üçgenlerini, bekaret raporlarını, kürtaj öykülerini, milli yatak odalarının ayrıntılarını kaçırmaz, el mahkumdur.
Sülbiye serpilmektedir. Kızın aklı erdikçe, televizyonun içine gömülüyor, seyrediyor seyrediyor, bıkmıyordur. Saçını başını bir biçim yapmaya başlamıştır. Edası değişmiştir. İhsan korkunç rahatsızdır.
Ar namus adına bir şeyler yapmalıdır.
Başka kanallar keşfeder. Başı örtülü kadınlar birer melek kadar saf ve temiz, saçı başı o biçim, işveli olanlar birer cadıdır buralarda. 'Sülbiye bunları izlemelidir':
İhsan Sülbiye'ye 'sahip çıkma'nın bir yolunu bulmuştur. İçi rahattır...
Aslında bu kısacık öykü hayalimin ürünüdür.
Zaten hayal ürünü olmasa bile, benim ülkemde kimse onun bu masum korkusunu kullanmamıştır, 'çağdaş kadınlar yetiştirmenin' sonunun 'böyle açık seçik kadınlar' yetiştirmek olduğunu kimse İhsan'a fısıldamamış, kafasını daha bir karıştırmamıştır. İhsan da çözümü bu fısıltılarda bulup, Sülbiye'nin namusunu 'korumak' için 10 yaşına gelmeden başını kapatmaya kalkmamıştır...
Yok yok, televizyon ve İhsan'ın kafa karışıklığı, alakasız iki konudur.
Anlattıklarım tamamen avare fikirlerimin bir araya getirdiği kurgudan ibarettir. Bizim de içimiz özellikle Sülbiye adına çok rahat olmalıdır.