- Kategori
- Siyaset
İki resimde Türkiye…

Dört mevsimin aynı anda yaşandığı, suyu madeni bol, florası dünyanın en zengini, jeopolitik ve stratejik anlamda ciddi önemi olan, madenleri zengin, nüfusu genç bir ülkeyiz.
İnsanın aklına gelen soru, iki büyük savaş yaşamış, yenilmiş Almanya, Japonya gibi ülkeler bile bugün kalkınmış ülkeler de neden biz bu durumdayız?
Onlardan neyimiz eksik?
Bu soruların cevabını ararken medyada karşımıza çıkan iki haber başımızın önümüze düşmesine neden oluyor. Tabii tek neden bu iki durum değil ama çarpıcı olduğu için paylaşalım.
Birinci resim:
“Hülya Avşar, geçen yıllarda vefat eden Cem Karaca’nın eşi İlkim Karaca’yı konuk ettiği programda bir gafa imza attı. İlkim Karaca, adının konservatuvardan ses hocası ünlü ozan Ruhi Su tarafından konulduğunu söyledi. Bunun üzerine Avşar, “Ona da buradan selam yollayalım, eğer yaşıyorsa” dedi.
Bunun üzerine Karaca, “Ruhi Su öldü, hem de 25 yıl önce” deyince Avşar, çok şaşırdı ve “Aaaa öyle mi, vefat edeli 25 sene mi oldu? Nur içinde yatsın o zaman” diye konuştu.” Ekranda milyonlara hitap edeceksin, üstelik soruları sen soracaksın ve böyle bir gafın altına imza atacaksın. Birde, bir şey olmamış gibi de güleceksin. “Ne var canım bunda, altı üstü bir magazin programı” diyeceksiniz. Her işin kendine göre bir disiplini olmalıdır, bir ciddiyeti olmalıdır. Türkiye’de maalesef genel eğilim budur. “İşe göre adam” değil, adama göre iş bulunur. Beklide takdir edilecek birçok meziyeti olan bir hanım, hiçbir deneyimi olmadığı bir iş ile milyonların karşısına geçerse olacağı budur. Birde madalyonun diğer yüzü var ki, daha da vahim. Yayıncı kuruluş, sırf reyting yapma düşüncesi ile deneyimsiz birini iş başına getirerek, izleyiciye ne kadar saygısı olduğunu, izleyiciyi, yani halkı ne olarak gördüğünü ortaya koyuyor.
İkinci resim:
“Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yasama, yürütme ve yargı organlarının başkanlarıyla yaptığı zirve niteliğindeki toplantıda, güvenliğin yanı sıra dinleme ihtimaline karşı da olağanüstü önlem alındı.
Güçlü jammer (sinyal karıştırıcı) cihazı takılı bir araç, toplantı süresince Dışişleri Konutu’nun çevresinde tur attı. Araçta bulunan güçlü sinyal karıştırıcı cihaz, sinyalleri boğarak uzaktan kumandalı bombaların patlatılmasını engelliyor. Jammer cihazı aynı zamanda elektronik bir kalkan oluşturarak, iç iletişimin gizlenmesini sağlıyor. Yani ortam, dışarıdan yüksek teknoloji ürünü cihazlarla sinyal gönderme ve alma yoluyla dinlenemiyor.”
Ülkenin en yüksek makamı bile dinlenebileceğinden korkuyor. Bu paranoya değilse nedir. Cumhurbaşkanı bile dinlenme korkusu yaşıyorsa diğer devlet görevlileri, memurlar, askerler, sıradan vatandaşlar ne yapsın? Kim hangi görevi cesaret ve gönül rahatlığı içinde yapabilir. İnsanlar bu duygu içinde yaşıyorsa, bu ülke nasıl kalkınır, huzur bulur. Birilerinin ayağına basma pahasına ülkesi için iyi bir iş yapmaya çalışan bir insan, yarın yatak odası görüntülerinin, seslerinin, medyada gezmeyeceğinden nasıl emin olabilir?
Ve en önemlisi de kim birileri için değil de ülkesi için gönül rahatlığı için çalışabilir?
2009 / 6 Ocak