- Kategori
- Basın Yayın / Medya
İletişimci mezun olmuş, "ya nasip" demiş!
Spor basınının önemli isimlerinden Yiğiter Uluğ, Spor Kongresi münasebetiyle üniversitemizin (Selçuk) konuğu olmuştu geçtiğimiz aylarda. Bu sayede tanışma ve sohbet etme imkânı bulduk kendisiyle. 4. sınıf olduğumuzu duyunca tahmin edileceği üzere o kaçınılmaz soruyu sordu: “Mezun olduktan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz?” (Ki bu sorunun mühendislik veya tıp okuyan bir öğrenciye sorulduğu görülmüş değildir.) Biz dilimiz döndüğünce bir şeyler söylemeye çalışırken içimizden biri, keskin bir şekilde cevapladı soruyu: “Kısmetse gazetecilik yapmayı düşünüyoruz!” Hiçbirimiz de, “Yahu ne kısmeti? Sen tut iletişim fakültesini kazan, gazeteci olacağım diye 4 yıl dirsek çürüt, sonra da eh, kısmet de. Olacak şey mi bu?” diyemedi. Çünkü hepimiz çok iyi biliyorduk ki, olacak şeydi bu.
Aslına bakarsanız iletişimcilerin akıbeti belirsizdir. Nasıl ki gazetecilik yapmak aklının ucundan bile geçmeyen insanlar şu an gazetecilik yapıyorsa, iletişimciler de aklının ucundan bile geçmeyen işler yapıyor hatta çoğu kez yapmak zorunda kalıyor. Çünkü biliyorlar ki onların yerine, onların işini yapan birileri var, hem de fazlasıyla.
Peki, onlar ne yapacak? Paşa paşa okullarını okuyacaklar önce, 4 yıl oyalanacaklar, sonra da mezun olacaklar, “ya nasip” diyerek. Diplomaları ellerinde kaldığında, o görkemli plazalardaki koltuklardan çoktan vazgeçip iskemleye bile razı hale gelecekler sonra. Ama iskemlelerin de kapılmış olduğunu görecekler çok geçmeden. Ve çaresiz, Türk filmlerinin en baba repliğini, kara listeye ekledikleri gazeteci ağabeylerine söyleyecekleri günü bekleyecekler: “Bir zamanlar fakir ama gururlu bir iletişimci vardı, hani kapıdan çevirdiğiniz…”
Durumu biraz dramatize ettiğimin farkındayım. Ki biz iletişimcilerin bu konuda üstüne yoktur. Fakat amacım kendimizi acındırmak değil, sadece bu tuhaflığa az da olsa dikkat çekebilmek. Sahi sizce de bir tuhaflık yok mu bu işte?
Tabloyu şöyle bir gözünüzün önüne getirin; mektepliler isyanlarda: “İstihdam hakkımız engellenemez!” Sektördekiler karşı atakta: “Mühür bizde, Süleyman biziz. İletişimci istemeyiz!”
Acaba içlerinden, “Dün dündür, bugün bugündür. Dün onları istemiyorduk, bugünse onları aramızda görmekten kıvanç duyarız” diyen bir Süleyman çıkar mı dersiniz? Bekleyelim ve görelim. Kısmet de varsa olur elbet!