- Kategori
- Eğitim
İlk dersim, ilk öğretmenliğim
(Öğrencilerimden)
Sınıfa her zamanki gibi “gözlemci” sıfatıyla girmiştim. Yanımda iki arkadaşım daha vardı. Sınıf Öğretmeni, beni yanına çağırdı ve -benden- öğretmenlik yapmamı istedi. Bu sözleri işitmemle, şoka girmem bir oldu.
“Hayır Hocam! Ben gözlemci olarak dersinize katıldım. Dördüncü sınıfta, ders anlatma sıfatıyla geldiğimiz zaman anlatırım” şeklindeki itirazlarım da fayda etmedi. Öğretmen masaya oturdu ve “Ben burada yokum, sınıfın öğretmeni sensin!” dedi.
Ben şok vaziyetinde kara tahtanın önünde dururken, grup arkadaşlarım benim durumuma gülüyordu. Nihayet kendime güvenim geldi ve Sınıf Öğretmenine dersi sordum. Ders Kitabını istedim. Böylece öğretmenliğe başlamış oldum.
“Evet arkadaşlar! Dersimiz Türkçe. Herkes kitabının 35. sayfasını açsın. Konumuzu, önce üç arkadaşımıza yüksek sesle okutup, sonra sizden birine anlattıracağım. Bunun için konuyu okuyan arkadaşlarınızı sessizce dinleyin. Konuyu anlattıktan sonra, bilinmeyen kelimelerin anlamlarını söyleyeceksiniz. Her bir kelime için üç-dört arkadaşınızdan birer cümle isteyeceğim. Ders içinde, dersle ne kadar meşgul olursanız, sizin için o kadar avantajlıdır. Bu arada arkadaşlarınız okuma parçasını sınıfa yüksek sesle okurken, arkadaşıyla konuşup ses yapan kişiden, konuya kaldığımız yerden devam etmesini isteyeceğim. Bu nedenle, umarım sessiz olursunuz. Evet, sen başla! Şimdi lütfen arkadaşlar! Sessizce arkadaşınızı dinleyin! Konuyu sizden birine anlattıracağımı unutmayın! Başla canım!”
ilk olarak, bir kız öğrenciye okuttum konuyu. Ama, gerek sesinin yavaş çıkması, gerekse kekeleyerek okuması, ikinci okuyucuyu erkeklerden seçmeme neden oldu. Ben de, erkek öğrencilerden en zeki ve babayiğit görüneni seçerek, parçayı yüksek sesle okumasını istedim. Bu kez isabet etmiş, doğru öğrenciyi bulmuştum. Parça okunurken, elimde kitapla sıraların arasında dolaşıyor, okuma parçasını takip ediyor görünmeye çalışıyordum. Yanındaki arkadaşı ile konuşanları, dersi takip etmeyenleri gözlerimle uyarıyordum.
Parçayı üçüncü kez okuttuktan sonra, “Parçayı kim anlatacak?” diye sınıfa sordum. Yalnızca, okuma parçasını okuyan, zeki ve babayiğit öğrenci parmak kaldırıyordu. O’nu tahtaya kaldırdım ve “Anlat!” dedim. Çocuk, öyle güzel anlatıyordu ki, hayran olmamak elde değildi. O’nu kıskandığı belli olan bir kız öğrenci, “Öğretmenim, Mustafa ezberlemiş, ezbere okuyor” dedi. O an öylesine sinirlendim ki, kıza şöyle bir sertçe baktıktan sonra, “Mustafa sen arkadaşına aldırma, devam et!” dedim. İçimden de, “Kedi uzanamadığı ete murdar der” dedim. Mustafa okuma parçasını anlattıktan sonra yerine oturdu. Ben de kıza baka baka, “Aferin Mustafa, çok güzel anlattın” dedim.
Sonra “bilinmeyen kelimeler” çalışmasına başladık. Birkaç kelimenin anlamını söylemiş, cümlede kullanmıştık ki, zil çaldı. Sınıfa, ”İyi dersler arkadaşlar!” dedikten sonra, öğretmene kitabı teslim ederken, “Hocam! Nasıldım?” dedim. Çok güzel, dedi. Sınıftan çıkarken, grup arkadaşlarıma aynı soruyu sordum. Onlar da aynı şeyi söylediler. Beğenmişler. Çocuklarsa, “Öğretmenim, dersimize bir daha girin, lütfen!” diye arkamdan sesleniyorlardı.
İlk öğretmenlik deneyimim, çok güzel ve heyecan vericiydi.
Fadime Duran