- Kategori
- Sosyoloji
İmamı Maturidi, İtikat İmamı

Ehli Sünnetin İtikatta imamı İmamı Maturididir. (İmamı Maturidi Hanefi Mezhebinden olanların İtikat imamıdır)
İtikadda ve Amelde Mezhep, ictihâd ehliyetine sahip alimin edille-i şer’iyye (kitap, sünnet, icma, kıyas)dan çıkardığı mesele ve hükümlerdir.
Erkek ve Kadın her Müslüman itikatta ve amelde mezhebini öğrenip bilmesi vaciptir.
“İtikatta mezhebin hangisidir? Denirse, “Ehl-i Sünnet ve Cemaat mezhebidir.” Denilmelidir. Ehli sünnet ve cemaat demek Hz. Muhammed Mustafa (sav) in ashabı ve cemaati demektir. Onların her biri İslam dininin nurudur. Onların İtikadı nasılsa ben de o itikat üzerineyim, demelidir.
Ehli Sünnetin İtikatta imamı İmam-ı Maturidi’dir. (İmam-ı Maturidi Hanefi Mezhebinden olanların İtikat imamıdır)
Şafii alimleri ise itikat imamı olarak İmam Eş’ari’ye tabidirler.
Amelde mezhebin hangisidir? Denirse, İmam-ı Azam Ebu Hanife mezhebindekiler “hanefiyim” derler. Şafii, Hanbeli ve Maliki mezhebindekiler ise mensubu bulundukları mezhebi söyler.
Biz Türkler, Matûrûdi Mezhebimizi değiştirmeyi düşünmüyorduk; fakat Medreselerimizde okutulan Eş’rîlik zihniyet olarak, beklide hiç farkına varmadan ilim dünyamızda zamanla benimsendi; zira yükümlülükleri daha kolaydı; insanı Matûrûdi Mezhebi gibi zorlu yokuşlara sürmüyordu. Kolay bizimde işimize geliyordu.
Eş’ari Mezhebinde Allah’ın varlığını kabul etmek şer’an vaciptir;
Eş’ariye göre iyilik ve kötülük (hüsn kubh) akılla bilinemez; Allah neye iyi demişse iyi odur; neyi kötülükle nitelendirmişse o da kötüdür.
Bu iki itikati mezhep arasında en önemli fark. Yaratılışdaki hikmet ve sebep konusudur.
Matûrûdi telakkisinde, yaratılışta hikmet ve sebep aranmalıdır. Allah hiç bir şeyi hikmetsiz ve sebepsiz yaratmamıştır. Yağmurun hikmetleri olduğu gibi onun yağa bilmesi içinde Allah sebepler halk etmiştir. Bunları araştırmakta insana ilim sevabı verir; bu uğurda dökülen ter ve sarf edilen mürekkep “şehidin kanından eftal” dir.
Bu ilimlerin medreselerde okutulmamasının nelere mal olacağı Kâtip Çelebi “Mîzan’ül –Hak Fi İhtiyari Ehak” (s,10-11) adlı kitabında trajik bir üslupla ifade etmektedir. “Nice boş kafalılar asrı saadette geçerli sanılan bir takım söylentileri donmuş kalıplar gibi benimseyip, aslını ve sebebini araştırmadan bilimi red ve inkar etme yolunu tuttular. Felsefe bilimleri diye bunları küçümsemeye kalktılar. Yeri göğü bilmez cahil iken bilgin geçindirler. Tanrının ‘Göklerin ve yerin hükümranlığının kimin elinde olduğunu görmüyorlar mı?’ (Araf, 185) uyarısı kulaklarına girmeyip yere ve göklere öküz nasıl bakarsa öyle bakmak gerektiğini sandılar.
Hayat boşluk kabul etmez; birşeyler atılırsa, onların yerlerini başka şeyler doldurur. Müspet bilimler ve deneyler medreseden atılınca, onların yerlerini kabuller ve hurafeler doldurdu. O canım medreseler “sinek pisliğinin değdiği ipliği gömersen, nane çıkar” , “sansar derisinin gömüldüğü köye yıldırım düşmez” gibi hezeyanların yazıldıkları yerler haline geldi.
İnsan kendini kandırmanın da ihtiyacını duyar. Cahil olan bir kişi alimlik taslamaya heveslendimi, ikiyüzlülük başlamış demektir.
Koçi Bey’de risalesinde ilim insanlarımızın düştüğü derekelerden yakınmaktadır: “Bilim yolu pek temiz ve disiplinli idi, o sebeple içeride bilgisiz ve yalancı bulunmayıp, ister kadı ister müderris olsun hepsi de bilgi ve inanç bakımından olgun, ırz ve vakar sahibi adamlar idiler. Müderris iken bilime, kadı iken de devlet ve dine dürüstlükle hizmet edip, insanlara yardımcı olurlardı” (s,39,43)
Medreseler yakınıldıkları bu durumla da kalmadılar. İslamın ruhban sınıfı olmamasına rağmen, ulema neredeyse onu andıran hale geldi; alimlik babadan oğula geçen tevarüs eden bir mesleğe dönüşür gibi oldu. Bu cehaletin hurafeye zemin hazırlaması tabii idi; her gelen yüzyıl giden yüzyılı aratıyordu. Devlet hizmetinde de müderrislerden ümit kesildi. III. Selim’in herkesten yardım beklediği bir sırada müderrislerden söz edilince “Hüdâ-yı müteal onlara muhtaç eylemesin” dediği kaydedilmektedir.
Bu yazıdan kesinlikle şu anlaşılmasın, bura Eş’ari mi yoksa Mâturî dimi üstün onu mukayese etmiyoruz. İki büyük İmam, farklı sebeplerden dolayı değişik içtihatlarda bulunmuşlardır.
Araplar Putperest idiler; İslamiyetten sonra da zaman zaman bu inancın hortlama alametleri görünüyordu, Bunun için Eş’ari Hazretleri, aklı töreleri hayatın diğer unsurlarını bir kenara koyup, sadece Kuran ve Hadislerle Cenab-ı Allah’a mutlak itaati yerleştirmenin zaruretini duyuyordu.
İmam Mâturûdî Hazretleri, Türkistan’da yaşıyordu. Türkler İslamiyeti kabul etmeden önce de tek tanrıya inanıyordu. Bunun için Eş’ari Hazretlerinin duyduğu zarureti duymuyor; Kuran ve Hadislerin yanı sıra akla ve diğer ilimlere de önem veriyordu.
Müslüman olarak yanlışımız bu büyük alimlerin, niçin bu içtihatları yaptıklarını iyi değerlendiremememizdir.