- Kategori
- Psikoloji
İnsan doğasının karanlık yüzü
“Bizlere (insanoğluna) sevmeyi öğreten bencilliğimizdir” değerlendirmesini ilk okuduğumda Freud’ un; “İnsan için ne kadar keskin bir yargıya varmış” diye düşünmüştüm. İnsanın içindeki, doğasındaki vahşiliğe, yıkıcılığa, saldırganlığa atıf yaptığı çıkarımlarını okuduğumdaysa; “Acaba gerçekten doğuştan, içgüdüsel bir yatkınlığı var mı insanın saldırganlığa?” diye düşünmekten alamamıştım kendimi...
Sigmund Freud bunları yazdığında dünyada bir “Dünya Savaşı” gerçeği vardı. İnsanoğlu içindeki saldırganlığı top yekun yerlere sermiş hatta göklere çıkarmıştı. 20 milyon insanın sırf 2. Dünya Savaşı denen cinnette hayatını kaybettiği düşünülüyor… Belki bugün Freud’ un düşünceleri psikoloji alanda yerini bir çok yeni, farklı, daha geniş ve daha doğru görüşe bıraktı. Hatta belki bugün artık Freud’ un çıkarımlarının, yöntemlerinin bir kısmı geçerliğini dahi yitirdi. Ancak, o zamanın gerçeklerini düşününce, hak vermeden edemiyorsunuz, olayları bir bilim adamı gözüyle -psikolojik açıdan insan doğasını ele alarak- değerlendiren Freud’a…
İyi ama, ne değişti? O günden bugüne, o toplu cinnet günlerinden bugüne ne değişti? Cevabım çok net: “Görünürde bir şeyler değişmiş gibi dursa da, temelde değişen; hiçbir şey!”. Aslına bakarsanız bizim ülkemiz de dahil olmak üzere dünyada –her ne kadar bir daha öyle top yekun bir savaş olmamış olsa da- savaşlar, çatışmalar bitmedi; sadece form, görünüm değiştirdi. Dünya dengeleri, ülkelerin iç dengeleri, siyasal hesaplar, ekonomik çıkarlar vs. hala dünya üzerinde hiç de azımsanamayacak trajedilerin yaşanmasına sebebiyet vermeye devam ediyor. Bizim ülkemiz de maalesef böyle bir çatışma ortamında bulunuyor yıllardır. Umarız sağduyu galip gelecek ve kimse barışın hakim olduğu bir ülke kurmak için çabalarını esirgemeyecek.
Burada; bir zamanlar Kral Antiochos’ un Kommagene tanrılarına, sonsuza kadar, güneşin doğuşunun ve batışının en güzel halini hediye ettiği kadim kentim Adıyaman’ da, güzel bir gün batımı daha gözlerimi çalıyor bilgisayarımın ekranında duran; günün haberlerinden, sıkıcı ve çılgın gündemden… Bir yanda, Lara Fabian kulağımdan içeri, tam kalbimin ortasına, o cennetten gelen sesiyle fısıldıyor hiç bilmediğim bir dildeki (Fransızca) o müthiş şarkısını: “Je t’aime”… Sanat, insana insan olduğunu hissettiriyor, yaşadığını, nefes aldığını… Aklım bir bulut yumuşaklığında demlenirken, düşünmekten alamıyorum kendimi; “Üstün yaratık diye sınıflanan insanoğlu, bu şeref payesini hak ediyor mu?” diye…
Savaşlar bitmeli. İnsan, öldürerek değil, yaşatarak, yaşama dair değerleri koruyarak hayvandan ayrılabileceğini kavramalı artık…
D. Dara KILINÇ