- Kategori
- Haber
İnsan Hep İnsandı

"İnsanın resminin ve yontusunun çıplak yapılmasının bu denli önemli olduğunu doğayı gözlemledikten ve duygularımı yazıyla ifade etmeye başladıktan sonra anlayabildim .
Hayatın özgür ve yalın olduğunu yakaladım.Her canlı çıplak doğuyor, sadece insanlar , kıyafetlerle ve fikirlerle giydiriliyor. "
***
Sınıf cehennem gibiydi. Memduh on dördüne bu ay girdi .
-Montunu çıkart yavrum !
İrkildi , elleri göbeğinde , üstünde sırt çantası var.
-Böylesi iyi Hocam !
Hoca kırk üç yıl öncesine gitti. Tarımcı Ferit Bey'in dersindeydi ve hava aynıydı .O da çıkartmamıştı pardesüsünü . Yatılılıktı, malum ! Görse miydi el âlem ardındaki sökük pantolonunu ?
***
İsa'nın teşrifine ,on üç asır vardı.Gordion'da Frigya Pazarı'ndaydı .Dükkânlar kerpiçten ve yan yana toprak damlı. Duvarlarında sarı tozlar arasında küçücük delikçikler, İncecik ayaklarıyla serçecik, yemliyor yavrularını .
Kanat çırpıp koşturuyor, boy boy halis keçi yününden öküz desenli halılar arasındaki koridorlara dalıyor . Bir kadının yerdeki sepetine konuyor.Taze ekmeği gagalarken ; gözleri mavi , masmavi boyalı , tiftik elbiseli kadına takılıyor .
-Bu ne güzellik Yarabbi ! Kibele de neymiş ki!
Onu tapınakta görmüşmüş.Yanlarında çalgıcıları olan mermer bir yontuymuş,
-Midas'ın karısı da değildir, elleri çatlak , hem o niçin ekmek alacak, onca uşağı varken. " diyor.
Nevalelerini yetiştirmek için sarı renkli topraklı, duvardaki evine uçuyor .
Rüzgâr efil efil , mavi eteğini dalgalandırıyor.Gözleri, Kibele'yi dillendiriyor.:
-Sevda buna yakışır !
***
Boğaz'da bir vapur, vapurdaki adam, Oğlak'ı okuyor. Bilirsiniz ; Hasan Hüseyin'in şiir kitabını.
İki kadın. Gözleri çekik çekik .Bunlar kesinlikle Japon'dur! Ellerinde ikişer telefon ,telleri kulaklarında .
Adam,Oğlak'ı okumayı sürdürüyor...
çoktaaaan tüketmiş elinoğlu
gemileri uçakları
o çok güzel ve uzak ülkeleri
tüketmiş elinoğlu..."
***
İsa'ya altı asır var.
Sardes yol başındadır. Elam'dan, Sus'tan, Babil'den gelenler var .Başları beyaz örtülü , denkleri baharatla yüklü.Symnira'dan , Efesten gidenler de orada. Katar katar develerinde şıraları,şarapları, küp küp yağları, pekmezleriyle.
Bir grup Atina'lı talebe de hazır. Aristo mu göndermiş, neymiş ? Mintan daha icad edilmemiş, göğüsleri ortada, Akdeniz bronzu...saçları sakallarından kısa.Zeus motifli hançerleri var . Aristokrat çocuğu olmalılar. Ninovaya gidiyorlar.
Bir bakkalda duruyorlar,gelenlere orayı soruyorlar . Bakkal Lidya'lı kadın . Güzel mi güzel, üzüm karası gözleriyle konuşuyor.
***
-Sayın Başkan'ım diyor, genç bakkal. Gençlik Kolları Başkanı yanımda , görüşmek ister sizinle.
İri kıyım bir genç.Güya Nazım'dan mırıldanıyor,onu katlediyor. Sonra alıyor telefonu, büyük adam (!) edasıyla konuşurken , ayna gibi parlayan , sivri burunlu potinlerini oynatıyor.
.
-Gümüşhane biraz zor başkanım , gene de telefonumu verin ona ,elimizden geleni yapalım . Ben Ali ...
***
Meryem' de doğmadı gitti, daha üç asır var.
Efes'te bir tiyatro , tiyatroda on bin kişi.Sahnede Homeros'tan yalanlar. Zeus gene baş rolde , erkek ya ! Herkes ona itaat ediyor.Gözler ise Artemis'e çakılı. Saçları güneşten sarı, gözleri zeytin zeytin, sevda kokuyor...
***
Kıyıdaki bankta kümelenmişler .Ellerinde gündöndü torbası , önleri kabuklarıyla dolu, stres (!) atıyorlar . Adam yaklaşıyor. Gülümsüyor ve ayıplarını fotoğraflıyor . Sonra dolanıyor, yanlarından geçiyor.
Gündöndüler zulaya konulmuş, böyle hissediyor...
***
Halikarnas'ta ulu inşaat, asırlardır sürüyor.Önce yaptılar, sonra da yıkmakla bitiremediler! Taş atları British Museum'da görülüyor.Balıkçı Şakir uyarıyor da duvarları Akdeniz mavisine boyanıp , güneş'i yüksek watla ayınlatılan, Londra'daki bir odaya konuluyor.
***
Fransız çift ellerindeki fotoğraf makinalarını kurcalıyarak oturuyor. Yorulmuşlar birbirlerini çekmekten . Birlikte çekilmek istiyorlar. Genç yaklaşıyor.Sorgusuzca makinayı alıyor,onları tab'ediyor, gülümsüyorlar.
***
Güneş, ovayı aydınlatıyor. Nemrut'u buluncaya kadar gönülleri apak ediyor.Kuşluk vaktinde anca zalim kralların taştan kafaları görünüyor.
***
Esmerce boyacı ,fırçalıyor kundurayı . Ciddiyeti dabbağa da saygısından olmalı. O da Vanlıymış, Erciş'ten ... aynı köydenlermiş : Pulur'dan . Şimdi Yukarı Çınarlı deniliyor. Deprem vurmuş ,her yer dümdüz olmuş. Na'psınlar! Onlar da buraya ,büyük kente gelmişler...
Gelin bakalım , siz de gelin !
***
Tuşpa'da sabahları ayaz olur. Erkencidir taş ustaları ... çekiçleri ve kamalarıyla bazalt kayaları parçalarlar.
Değirmene döner taş yaparlar....yaparlar ki buğday un olsun.. . un olsun ki , hayat sürsün, usta yorgun. Bronzlaşmış teniyle,teri soğumadan evine gider .
Eşi esmerceydi. Kara mı kara, tel tel , kınnap gibi parlak mı parlak örülü saçlı...yün yatakta iki büklüm yatıyordu. Başını sıkıca bağlamıştı.
- Dehşet ağrıyor !
Dudakları kupkuru. Besbelli ki su içecek mecali yok ! Karnını tutuyor.Akşama sabaha nüfusları artacak zahir!
Tuşpa'da sabah oluyor.
Kadın kalaylı tası alıyor.Suretine bakıyor,gülümsüyor !
İsa'dan çok önceleriydi... insan , hep insandı.
17 04 2012