​ İnsan Müsveddeleri / Kitap / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ekim '17

 
Kategori
Kitap
 

İnsan Müsveddeleri

İnsan Müsveddeleri
 

İlk bakışta “insan”a benzer, ama insanlıkla hiç ilgisi olmayan öyle iki ayaklı yaratıklar var ki!

                Mutlaka siz de tanımışsınızdır öylelerini. Yakından tanımamışsanız bile gazetelerde okumuyor, radyodan dinlemiyor, televizyonda izlemiyor musunuz?

                Öyle haberler okuyor, öyle haberler dinliyor ve izliyorum ki, utanıyorum insanlığımdan.

                Sekiz on yaşındaki kız ve erkek öğrencilerine tecavüz eden “sözde öğretmenler”i mi örnek vereyim; “sözde Kur’an Kursu Hocaları”nı mı, yoksa kendi kızına tecavüz eden “sözde babaları” mı?

                Söylerken, yazarken bile utanç duyuyorum.

                1980’lerde Elazığ’ın Ağın Kaymakamı Turan Eren, orada tanıdığı bu tür “insan müsveddeleri”ni de anlatmış; Üç Dilek adlı eserinde:

                Bir gün, Samançay köyü muhtarı gelir Kaymakamlığa: “Efendim, der; kızımı falanca köydeki filancaya verdim. Bu pazar düğünümüz var. Yalnız, Kemaliye’nin şu köyünden falanca şahıs bana bir mektup yazmış; ‘Kızı o adama vermeyeceksin. Nişanı bozacaksın. Düğünü yapmayacaksın. Kızını senin köyündeki yeğenim falancaya vereceksin.’diye beni tehdit ediyor.”

                Kaymakam mektubu alır, okur. Gerçekten de muhtarın dediği gibi bir tehdit mektubudur bu.

                Yöneticimiz, mektubu jandarmaya havale ederken, komutana telefon açıp konuyu özetleyerek, “Bu Pazar, Samançay köyünde gerekli önlemleri al; işim olmazsa birlikte gideriz.” der.

                Memnun olarak ayrılır muhtar.

                Pazar sabahı, Jandarma Komutanı Mustafa Boylu, arabası ile gelir; Kaymakamlık Lojmanının önüne. Yanında da iki asker… Kaymakam da alır; makam arabasını. İlçe merkezinden geçerlerken karşılaştıkları İlköğretim Müdürü, Doktor ve Lise Müdürünü de alırlar arabaya. Pazar günü, o köye niçin gidildiğini merak eder gelenler.

                Konuyu öğrenince, İlköğretim Müdürü Kemal Bey, mektup yazan o adamı tanıdığını söyleyip başlar anlatmaya:

                “Eşimle görüşüp konuşarak evlenmeye karar verdik. Kayınpederin köyü ile O’nun köyü sınır… O da, henüz evlenmeden önce benim eşimi görüp beğenerek istetmiş. Kayınpeder, ‘Kızımı Kemal Öğretmene vereceğim.’deyip ‘hayır’cevabı vermiş. Bu adam kızıp gitmiş. Bir yaz gecesi nişanlım ve ailesi evlerinin damı üzerinde uyurken, bu adam gelip nişanlımın elbiselerini çalıyor. Köyüne gidip, ‘Bakın, dün akşam ben komşu köydeki falancanın kızı ile beraberdim. İşte elbiseleri…’ diyor. Ben bunu duyunca hemen köye gittim. Olayın aslını öğrenince, acele edip kısa süre içinde düğün yapıp evlendik. Belanın teki bu adam… Çevrede pek çok köylünün evini, otunu yaktı. Hayvanlarını çaldı. Namussuz, şerefsiz, âdi biri…”

                Hepsi bu kadar değil, dahası da var:

                Kırıkkale’de çalıştığı fabrikadan barut çalarken yakalanıp işten atılmış. Kardeşi askerde iken, kardeşinin karısına tecavüz etmiş. Bunu öğrenen kardeşini odun kesmeye diye ormana götürüp başını taşla ezerek öldürmüş. “Ağaçtan düştü; başını taşa çarptı da öldü.” diye yalan söyleyip kısa bir süre hapis yattıktan sonra çıkmış.

                Bu yaratığın pisliklerini dinleyerek köye yaklaştıklarında, Kaymakamlık makam arabasının durmasını işaret edip bir araçtan inenler:

                “Kaymakam Bey yetiş! O eşkıya az kalsın gelini öldürüyordu.” derler.

                Hiç vakit kaybetmeyen Kaymakam, hızla sürer arabasını köye.

                Samançay’da düğün değil, ölüm sessizliği vardır. Kız babası koşup  gelerek olup biteni anlatır. Biraz sonra, gelin evinin önündeki kalabalıkta bir panik hali yaşanır. Köylüler: “Kaymakam Bey, yetiş! Adam gelini öldürecek.” diye bağırır.

                İlçeden gelenler, jandarmalarla birlikte olay yerine koşar. Gelin, kızların kolunda tir tir titremektedir korkudan.

                “Eşkıya” denen adam, köye Kaymakam ve jandarmanın geldiğini görmesine rağmen, tüfeği elinde, gelinin önüne çıkmış, “Haydi, erkekseniz bindirin!” diye meydan okumaktadır.             

                Jandarma, adamı yakalayıp silahını ve mermilerini alır. Kaymakamımız, devlet otoritesini göz göre göre hiçe sayan bu adama çok kızmıştır. İyi bir ders vermek için O’na, yakasından tutup köyün içinden çeke çeke götürür. Ağın – Arapkir Yolu kenarında var gücüyle pataklar. Yıllardır yaptığı kötülükleri bir bir sayarken, arka arkaya yumruk ve tekme indirir.

                Ağzı burnu kan içinde kalan adamı, Jandarma Komutanı zor alır; Kaymakamın elinden.

                Herkes memnundur. Davullu zurnalı bir halay çekilir köyün ortasında. Sonrasında gelin kız arabaya bindirilip alkışlarla yolcu edilir.

                Olayı öğrenen Elazığ Valisi Ömer Haliloğlu, Kaymakamı dinledikten sonra, “Eline sağlık” deyip O da benzer bir anısını anlatır:

                Valimiz, Hopa Kaymakamıdır. Alkolik bir adam vardır, 30 yaşlarında… Hopa’nın önde gelen bir ailenin oğlu… O ailenin bir oğlu sağ, bir oğlu sol partinin ilçe başkanıdır. İster sağ kazansın, ister sol… Fark etmiyor. O aile her dönem iktidarda…

                Genç, gündüzden başlar içmeye. Kısa sürede sarhoş olup küfreder; her önüne gelene. Bir garibanın oğlu olsa, kolay halleder bu işi polis de… Şaka değil, iktidar partisinin ilçe başkanının oğlu ya da yeğeni… Sıkıysa sen hallet hadi!

                Bir gün öğleyin, evden çıkmış, hükümet konağına doğru giderken Kaymakam, bu genç yolunu kesip hakaret etmeye başlamasın mı?

                Tepesi atan Kaymakam, sakince yaklaşıp güçlü bir yumruk atınca, zaten sarhoşluktan ayakta zor duran genç, uzanır yere iki seksen. Hırsını alamayıp tekmeyle girişir bu kez. Polisler koşup zor alır elinden.

                On beş yirmi dakika sonra, Artvin Valisi arar. “Kaymakam Bey, bir adam dövmüşsün, niçin?” diye sorar. Kaymakamı dinledikten sonra, “İyi yapmışsın, eline sağlık!” der.

                Ertesi gün Vali, “Arhavi’deyim; sen de gel.” diye telefon eder. Turan Bey, Arhavi Kaymakamlığına gittiğinde, içerde ilçenin ileri gelenleriyle birlikte dövdüğü sarhoş gencin yakınlarının da orada olduklarını görür.

                Vali, “Kaymakam Bey, hakkında şikâyet var. Dün bir adamı dövmüşsün.” deyince, Kaymakam kızgınlıkla tam, “Evet dövdüm.” diyecekken, Vali, “Arkadaşlar, siz oturun. Ben Kaymakam Bey’le dışarda görüşüp geleceğim.” der.

                Dışarıya çıkınca, “Kaymakam Bey, der Vali, ben sana, “Adam dövdün mü?”diye soruyorum. Sen nerdeyse, “Evet, dövdüm.”diyecektin. Böyle şey olur mu? Biliyorsun, karşındaki ne kadar suçlu da olsa, dövmek de suç… Onun için, ben sana yarın bir yazı ile bunu soracağım. Sen, adamın durumunu anlattıktan sonra, “İlçemin emniyet ve asayişinden sorumlu bir yönetici olarak ilgiliyi lisan-ı münasiple ikaz ettim; uyardım.”diyeceksin. Unutma, lisan-ı münasiple uyarmışsın sen adamı.”

                Evet, Vali çok haklı! Yasa ve yönetmelikleri uygulamakla görevli bir Kaymakam, suç olduğunu bile bile bir yurttaşı tekme tokat döver mi hiç! Ama yasa ve yönetmeliklere uymayanları “lisan-ı münasiple uyarmak” her yönetici gibi O’nun da görevidir.

                Unutmayın ama lisan-ı münasiple!..

                                                                                                                

                             MOĞOLİSTAN FOTOĞRAF SERGİSİ VE HAYRETTİN KAĞNICI

25 Ekim’de İstanbul-Beşiktaş Fulya Sanat Merkezinde bir fotoğraf sergisi açıldı. Konu: Moğolistan… Hazırlayan: Hayrettin Kağnıcı…

Fotoğraf sanatçılığının en kolay, en basit iş olduğunu sanır bazıları. Hiç de değil… Gezmekten, araştırıp soruşturmaktan, terleyip yorulmaktan, hele hele en güzeli arayıp bulmaktan zevk almıyorsanız, soyunmayın sakın bu işe.

Herkes Roma’ya, Paris’e, Londra’ya, Madrit’e, Miami’ye koşarken, adını bile pek duymadığımız bir diyara uçuyor; Hayrettin Kağnıcı: Ulan Bator’a…

“Ulan Bator da neresi mi?”dediniz.

Bilmemekte haklısınız. Ulan Bator, Türkiye’nin iki misli büyüklüğündeki, Cengiz Han’ın memleketi Moğolistan’ın başkenti… (Ben de yeni öğrendim.)

Usta bir ressam elinden çıkmışçasına, ben diyeyim 50, siz deyin 90 ilginç fotoğraf… Her babayiğidin harcı değil, koskoca bir ülkeyi yazın çöl sıcağında, kışın dondurucu soğukta baştan aşağı dolaşıp bu fotoğrafları çekmek…

Aksekili sanatçı Hayrettin Kağnıcı sergide yer alan fotoğraflarını Moğolistan adlı 102 sayfalık çok güzel bir eserde toplamış ki, ayrıca bu da kutlamaya değer.

(İletişim: www.hayrettinkagnici.com; E-Mail: hayrettin@ozka.com)

 

      Hüseyin Erkan

                                                                         huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

 

 

                                                                                              

 
Toplam blog
: 303
: 309
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..