İnsan ürettiklerinden ibarettir. / Felsefe / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Eylül '14

 
Kategori
Felsefe
 

İnsan ürettiklerinden ibarettir.

İnsan ürettiklerinden ibarettir.
 

Şüpheli merdivenlerde


Sartre, ''İnsan,ürettiklerinden ibarettir'' demiş.


Biz Sartre'nin bıraktığı yerden bayrağı alıp devam edelim, ''O halde ürettikleri yokedilmediği sürece, insan sonsuza dek yaşayabilir''


Ancak, sonsuzluğu arayan insan, bunu sadece hayatta olduğu süre zarfında ürettikleri ile gerçekleştirebilir diye düşünürsek de, yanılabiliriz.


Direkt olarak kendi üretmese bile, bazen bir cümlesi ile insanlara, farklı kapılar için anahtarlar verebilir ve o kapılar da insanları yeni çağlara taşıyabilirler.


Tarihe geçmiş kişilerin hayatlarını okuduğumuz zaman görürüz ki, herbirisinin etkilendiği fikirler ve düşünceler vardır.


Belki o sözlerin sahipleri, yaşamları sürecince bunun sonuçlarını görememiş olabilirler ancak, bu onların suya yazdıklarını göstermez.


Bazı fikirlerin hayata geçip, insanlar tarafından genel kabul görmeleri için insan ömründen daha uzun sürelere de ihtiyaç olabilir.


Böyle baktığımızda, zamanla kıymetinin daha iyi anlaşıldığı somut, elle tutulur nesneler de, fikirler gibidirler sonucuna varabiliriz.

Değerlerinin bilinmesi için neredeyse hepsinin bir süreye ihtiyacı olduğunu görürüz.


Elimdeki fotoğraflara bakıyorum, çekildikleri anlarda fotoğraf stüdyosundaki yüzler, binler ile ifade edilen sıradan şeylerdi belki de. Ancak zamanla değerleri artmaya başladı ve zaman tünelinin görsel ulakları oluverdiler herbiri.


Bizlere geçmişten mesajlar taşıyor, insanları, yerleri, kıyafetleri hatta duyguları ulaştırıyorlar. Kanıt oluyorlar, örnek oluyorlar, geçmişe ayna tutarak geleceğe yön veriyorlar herbiri kendi çapında.


Peki fotoğraf, bir üretim midir?


Sanırım öncelikle üretimin ne olduğuna bakmak gerekir.


Bence üretim; maddeye ya da duyguya bir değer katarak, onu insanların kullanımına sunma durumudur.


Dolayısıyla; üretici, ürün, süreç ve katma değerin herbirisi, üretimin dört temel unsurlarındandır.

Peki somut ürünün yokolması durumunda üretim de ortadan kalkmıştır diyebilir miyiz?


Bir film düşünün, seyreden herkesi etkileyen, onlara bir şeyler katan, verdikleri kararlarda payı olan 'kült' bir film. Bu film, vandal bir sansür tarafından son kopyasına kadar yakılsa, o film yok mu olmuştur?


O halde ürünün yokolması için sadece varlığının ortadan kalkması ya da kaldırılması yetmez.


Tıpkı bir insan için nasıl ki ölüm her zaman bir son değil, hatta kimi zaman da sonsuzluğun başlangıcıdır, tamamen aynı durum.


Kulluk ve mutlak iktidara harfiyen itaatten, tek tek bireysel hakları olan bireylerden oluşan bir ulus yaratan insanın da, sonsuzluğa giden kapının kilidini açmış olduğu, yalın bir gerçektir.


Aynı şekilde bir fotoğrafçı da, kompozisyon yarattıktan sonra deklanşöre basarak o anki 'gerçek durumu' sonsuza taşımaktadır.


Mümkün olsa herbir fotoğrafın köşesindeki fotoğrafçılrla ilgili uzun yazılar yazmak isterim. Ancak ne yazık ki bu fotoğrafçıların eşleri, çocukları - belirli istisnalar hariç- tarihe geçecek hiçbir notu bizlerle paylaşmamışlardır.


Şipşakçı, alamünitçi ya da mahalle fotoğrafçıları da en az mahallenin diğer esnafı kadar bilinmedikçe, tarih hep bir şekilde 'güdük' ve 'havada' kalacaktır.


Bu ufak notu da şunun için ilave ettim, tarih yapan kadar yazan da, bilinçli ve yaptığının mutlaka farkında olmalıdır.


Liderlerin çevresinde onların başardıklarını insanlara anlatan yardımcıları da ne kadar işlerinin ehli olur ve doğru şeyler yaparlarsa, iyi işlerin sonsuzluğa ulaşmaları da o kadar kolaylaşacaktır.


Bugünkü fotoğrafımızda da ne bir not, ne fotoğrafçı adı, ne de çekildiği yer ve tarih var ama, fotoğraftaki figürler dile gelip öykülerini anlatmak için de doğrusu çok iştahlılar.


Sahne; kasabanın, ilçenin belki karakolu, belki adliye binasının önü, ya da belki de sırf bu pozu vermek için uygun olduğundan seçilmiş başka bir binanın merdivenleri.


Başrolde, askerlerin kendisine doğrulttuğu tüfeklerin gölgesinde bir 'şüpheli'.


Kareye sığanlara baktığımızda, önlerde en sağda bir polis memuru elleri hazırda, bacakları rahatta duruyor.


Ortalarda ellerini arkaya kavuşturmuş şapkasız başı açıkta karakol komutanı ve yanında da askerler.


Arka sıralarda kravatlı ceketli, ilçenin 'meraklı memurları'.


En arkada solda da, kucağında bebesi ile bir köylü kadın.


Belki şüphelinin anası, karısı, ablası...


Şüpheli, hemen yanında başında şapkası eli cebinde duruşu ile ''Bir dakika yanlışlık olmasın, bu adamı bana zimmetlediler yoksa ben suçlu falan değilim'' mesajı vermeye çalışan adama kelepçeli.


Muhtemelen 'şüpheli', ya bir hırsızlık ya da kız kaçırma niyetiyle kadın kılığına girmiş olmalı.


Uygun fiziğini, kadın kıyafetlerinin içine rahatça gizleyerek 'iş'ini halletmeye çalışırken artık ne olmuşsa olmuş, yakayı ele vermiş.


Bir ihbar mı var ya da kaçırmaya çalıştığı kızın gönlü olmadığı için çığlığı basıvermesiyle çevreden koşanlarca paket mi yapılmış orası muallak...


Bir fotoğrafa bakarken görecekleriniz hayal gücünüzle direkt ilgilidir ama o hayal gücünüzü asıl şekillendiren ise, yaşadıklarınız, dinledikleriniz, gördükleriniz ve en önemlisi de okuduklarınızdır.


http://tinyurl.com/mmt29nf
 

 
Toplam blog
: 344
: 1122
Kayıt tarihi
: 22.07.09
 
 

Okur yazarım. Okur yazarlıktan kastım, okuduklarımı yazmamdır ki, bu yazılarımı genellikle 'kitap..