​ İnsanoğlunun Engel Tanımayan Gelişimi / Bilim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Efsane FB 1907 Baterist Metin

http://blog.milliyet.com.tr/efsanefb1907

23 Kasım '08

 
Kategori
Bilim
 

İnsanoğlunun Engel Tanımayan Gelişimi

İnsanoğlunun Engel Tanımayan Gelişimi
 


İnsanoğlunun gelişimini sanırım bir çığa benzetebiliriz... Yokuştan aşağı yuvarlanan küçük bir kartopu büyür, yuvarlandıkça daha da büyür, git gide irileşir ve bu sürekli büyüme, giderek çevresinde daha çok karın toplanmasına yol açar...


Bunun gibi orman yangını da, önce küçük bir kıvılcımla başlar... Yangın git gide büyür, alevler genişledikçe, çevrelerindeki ağaçların daha fazla ısınmalarına yol açarlar ve küçücük bir kıvılcım değdiği zaman dahi bu ağaçlar anında tutuşurlar...


Patlamalar da aynı şekildedir... Bir barut zerreciği, en yakınındaki diğer barut zerreciklerini saniyenin binde biri kadar kısa bir sürede tutuşturur ve bu böyle devam eder...


İşte insanoğlunun öyküsü de bu örneklere benzer... İnsan, küçük tomurcuklardan başlayarak gelişti ve bu gelişim hiçbir engel tanımadı. Şimdi de, gelişimin devam etmesine karşı koyacak, Allah'tan başka bir güç yoktur!..


İnsanoğlunun gelişimini başlatan kaynaklardan biri, "el" idi... El, gereçler yapmaya olanak sağladı. Öyle ki, bu gereçler el den daha güçlü, daha hassastır. Sonra bu hassas gereçler, daha mükemmel gereçler yapmaya imkân verdi. Elin gücünü arttıran bu yeni gereçler makineleri doğurdu. Makineler ellerin egemenliğini arttırmakla kalmıyor, insanoğlunun egemenliğini de arttırıyordu. Kendi kendine gerçekleşen bu gelişimin ne ilginç bir öyküsü var, değil mi? Binbir gece masallarındaki Alâettin bile, sihirli lâmbasından böyle bir mucizeyi istemeyi akıl edememişti!


Bir başka kaynak da, "beyin"dir... Bu organ çalıştıkça gelişir, geliştikçe de daha iyi çalışmasını öğrenir; üstelik hatırlar ve muhakeme eder.


Lâkin asıl olağanüstü olan "dil"dir... İnsanoğlu konuşabilecek kadar gelişmiş bir beyne ve dilinin dişlerinin arasında sıkışıp kalmayacak kadar geniş bir ağıza sahip olduğu andan itibaren, insan türünün uzun ve eşsiz öyküsünün arkası ister istemez gelecektir artık.


Australopithecus'ların beyni, büyük maymunlarınkinden daha büyük, bizimkinden ise daha küçüktü. Fakat bu kadarı bile, bir dile sahip olmaya yeterliydi. O zaman dil, yeryüzünün çehresini baştan başa değiştirdi. O güne değin, bütün canlılar hayatı yeni baştan öğrenmek zorunda kalmışlardı...


Örneğin akıllı bir şempanze, yaşamının sonlarına doğru, çevresinde olup bitenleri az çok anlamaya başlar. Ancak bu bilgi hayvanın ölümünde, onunla birlikte yok olur. Çocukları sıfırdan başlamak zorundadırlar.


Bir canlı varlığın konuşabilmesini sağlayacak kadar gelişmiş bir beyni olursa, bu durumda her şey değişir. Başarılarını çevresindekilere anlatabilir, bildiklerini çocuklarına aktarır. Çocuklar da böylece her şeyi yeniden öğrenmek zorunda kalmazlar; bu şekilde yeni gelişmeler yapabilirler. Böylelikle babadan oğula aktarılan bilgiler, görgüler yardımıyla gençler, bir evvelki nesile göre en üst noktadan hayata başlarlar ve bu düzen insanoğlu yaradılalı beri böyle devam etmiştir.


Bu evrim bugün de devam etmektedir... Şimdiki çocuklar, daha okula başlarken, örneğin atomun varlığını bilmektedirler. Oysa büyük babaları atomu bulmakta, onların babaları ise onun ne olduğunu öğrenmekte büyük güçlükler çekmişlerdir. Böylece, bugünün çocukları daha da ileri gidebileceklerdir.
 
Toplam blog
: 1907
: 3759
Kayıt tarihi
: 28.07.07
 
 

03 Şubat 1967 İstanbul doğumlu, romantik bir müzisyenim işte... Müzik, bateri, spor, Fenerbahçe, ..