İş kıyafetlerini kapıda bırakmak... / İş Yaşamı - Kariyer / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ekim '06

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
 

İş kıyafetlerini kapıda bırakmak...

İş kıyafetlerini kapıda bırakmak...
 

Bir filmde duydum ya da bir kitapta okudum, tam olarak anımsamıyorum ama şöyle diyordu: "İşinden çıktığın vakit, evine girmeden önce iş elbiselerini dışarda bırak." Ne kadar doğru bir söz diye düşündüğümü anımsıyorum, iş yerindeki tüm gerginliklerini, öfkelerini, çatışmalarını üzerinde eve taşıyan biri olarak.

Ne büyük hata... Oysa evlerimiz bizi dış dünyanın çatışmalarından koruyan, üzerimizdeki o negatif elektriği alarak sevgiyle, güvenle, şefkatle sarıp sarmalayan yegane mekanlar değil mi? Gün boyu yaşadığımız huzursuzluklar yetmiyor mu ki bir de onları eve getiriyoruz? Kafanda iş arkadaşınla tartışmaya devam ediyorsun, bu arada ev halkından biri sana gününün nasıl geçtiğini soruyor, ters bir bakışla, bazen içini çekerek "Nasıl geçsin işte.." diye kestirip atıyorsun. Evin içini misler gibi çay kokusu sarıyor sen hala, hayatın o berbat kokularını burun deliklerinde taşıyorsun. Hatta ve hatta o kadar bağlanmış oluyorsun ki bu gerginliklere yatağına bile onlarla giriyorsun. Tüm günü, güzel şeyleri görmeden, o çatışmaların kara bulutlarıyla örtüp hayatını cehenneme çeviriyorsun. Derler ki "İnsan kendi cennetini de kendi cehennemini de kendisi yaratır." Sen yarattığın cehennemden ayak parmağını bile çıkaramıyorsun. Onun o ağır havasını gittiğin her yere birlikte götürüyorsun. İşin tuhafı hayatından sürekli şikayet ediyorsun. Dünyanın sana karşı olduğunu, hep şanssız olduğunu, olumsuzlukların yakanı bırakmadığını anlatıp duruyorsun etrafındakilerle. Kendi kendine acıdığın yetmezmiş gibi onların da sana acımalarını, senin derdine yanmalarını, seninle oturup ağlamalarını bekliyorsun.Oysa gerginliğin düğümü başka gerginlilerle çözülmez bunu bilmiyorsun ya da biliyor hayata geçiremiyorsun...

Hayat her zaman çözüm üretme konusunda yaratıcılık gerektiriyor oysa, sorunların içinde kendini kaybedip, örümcek ağına düşmüş bir böcek gibi debelenip durmayı değil... İş yaşamında elbet çatışmalar, fikir uyuşmazlıkları, beklentilerin boşuna çıkması, hayal kırıklıkları yaşıyor her insan. Hiç bir nehir sakince akmıyor, zaman zaman kabarıyor, zaman zaman taşıyor. Sana ise gerekli önlemleri almak, önleyemediğin durumları ise bir şekilde yoluna koymak kalıyor.

Günün 8 saati çalışıyor, hem ruhen, hem bedenen yoruluyorsun. Zihnin sürekli iş ile meşgul bir halde öğle yemeğini yiyor ve tad almıyorsun. Karnını doyurup, deli gibi çalıştığın ofisine dönüyorsun. Öğleden sonrası da aynı tempoda, kendini kaybetmiş bir şekide geçiriyor ve yarın sabah aynı şekilde bir güne başlayacak olduğunu biliyorsun.

Kaç gün dayanabilirsin peki her dakikanın işle dolu olmasına? Kaç gün dayanabilirsin zihninin gündüz yaşadıklarınla gece savaşmasına? Bu bir strateji mi? Geceleri, günün analizini yapmak, hatta yatağa bu analizin sonuçları elinde girmek. Rüyalarında çözüm yolları aramak, tartışmalarda boğazına düğümlenen sözcükleri susmamacasına karşındakine sıralamak...

Akşamları, iş kıyafetlerini kapıda bırakıp eve girdiğini varsay bir de. Kapının ziline dokunmadan, hepsinden soyunduğunu... Boş bir zihin ve arınmak, dinlenmek, biraz gülmek, biraz gevşemek üzere hazırlanmış bir zihinle merdivenleri çıktığını varsay... Tüm sorunları o gece karanlığında kalmış ofisin içine hapsettiğini varsay mesela. Güzel sıcak bir yemek, bir bardak demli çay, biraz okumak, bir film izlemek, ev halkı ile biraz sohbet ve gece sıcak yatağında derin bir uyku...

Sabah uyandığında, kapıdan çıktığın vakit, arabanda ya da dolmuşta, dün çözemediğin düğümlerin tek tek açıldığını farkedeceksin. O düğümlerin aslında hiç de o kadar sıkı atılmış düğümler olmadığını, senin kenetlenen dişlerinin onları sertleştirdiğini fark edeceksin. Sabah taze ve yenilenmiş bir zihinle çok daha kolay geçeceksin engellerin üzerinden.

Tüm bunlar için bir tek yapman gereken şey var: "Akşamları iş giysilerini, bahçendeki ağacın dalına asmak." Hepsi bu...

Resim:Fernando Botero

 
Toplam blog
: 408
: 1090
Kayıt tarihi
: 17.06.06
 
 

Gazetecilik okudum... Ama gazeteciliği sırf yazabilme serüvenine bir adım daha yaklaşabilmek için ok..