- Kategori
- Tarih
İslami "ruhban" sınıfı

*"La ruhbaniyette fil-İslam"
Şerif Mardin'e göre :
" Umumiyetle Osmanlı İmparatorluğu ahalisinin İslam'ın kul ile Allah arasında her hangi bir tavassut olamayacağı esasına icab eden titizlikle riayet etmediği kimsenin meçhulü olmamıştır. Aslında, Osmanlı İmparatorluğunda dindar ahali en büyük sadakat gösterisini mücerret bir İslam dininden daha ziyade müşahhas tarikatlara saklıyordu. İslam'da, kiliseye benzer bir teşekkül kurmak yasak olduğu ve husus da " la ruhbaniyette fil-İslam " şeklinde bir ayeti kerimeye dayandığı halde Osmanlı İmparatorluğunda kulla Allah arasında mutavassıt vazifesini gören bir çok teşekkül teessüs etmişti."
" Türkiye'de bu gibi mutavassıt teşekküllerin mevcudiyeti, mahalli hurafelerin kıymet bulması ve din kisvesine bürünmesiyle neticelenmiştir. Bir çok yerde mahalli "şıhın" emirlerini dinlemenin, mevcut türbe ve zaviyelerde efsanevi şöhreti haiz " dedelerin " en iptidai şekilde anılmasının Anadolu'nun büyük bir kısmında din yerine geçtiğini anlıyoruz."
" Atatürk inkılaplarındaki laiklikten maksat, basit görüşlülerin ileri sürdüğü gibi "dini yıkmak " olmamıştır. Bu hareketin bir cephesi Allah'la kul arasına girmiş ve İslam'ı bir takım gayrı İslami kisvelere büründürmüş olan unsurların ortadan kaldırılmasıdır."( Bkz. * TÜRKİYE'DE DİN VE SİYASET * )
Dini kullanarak halkı istismar eden bu İslami ruhban sınıfı maalesef etkisizleştirilememiştir. Aksine onlar Cumhuriyeti din düşmanı gibi göstererek kendi güçlerini artırmışlardır. Bugün büyük şehirlerin kenar mahalleleri, Anadolu köyleri ve kasabaları en az cumhuriyetten önceki dönem kadar "şeyhlerin" etkisi altındadır. İnsanımız, yerini demokratik olarak dolduramadığımız kolektif aidiyet ihtiyacıyla ülkeyi "şeyhler" cennetine dönüştürmüştür. Her köyün ve kasabanın Cumhuriyet vatandaşları tarafından beslenen, biat edilen, kendisinden keramet beklenen en az bir şeyhi vardır. Aynı olgu büyük şehirlerin kenar mahalleleri için de geçerlidir.
Din kisvesi arkasına gizlenen bu " ruhban " sınıfı vatandaşın kişisel ve toplumsal yaşamını; sosyal, siyasal ve ekonomik tercihleri de dahil olmak üzere istediği gibi yönlendirmektedir.
Bu güçlü organizasyonun temel amacı " halksız demokrasi" olgusunun sürmesidir. Organizasyon halkın siyasi iradesinin üzerine adeta ipotek koymuştur.
*Dinlerin iktidar aracı olarak kullanılması.
Dinler insanlık tarihi boyunca iktidar, güç elde etmek için araç olarak kullanılmışlardır. Örnek çoktur. 1618-1648 yılları arasında Avrupa'daki 30 yıl savaşları ( Din Savaşları ), temelinde Protestan-Katolik mücadelesi olsa da, savaşan devletlerin çoğu dinsel değil siyasal amaçla çarpışmışlardır. Yüzbinlerce insan ölmüş, sonunda Avrupa'daki bugünkü devlet düzeni kurulmuştur.
Bütün dinlerdeki mezhep ayrılıkları ve bölünmelerin nedeni siyasidir. Amaç dini arkaya alarak, ondan destek alarak, yönetim gücü, iktidar elde etmektir.
İslam'ın ilk bölünmesi Hz. Ali'ye karşı olanlarla taraftar olanlar arasındaki bölünmedir. Nedeni iktidar mücadelesidir. Acı gerçek, Peygamberimizin ölümünden sadece yirmi dört yıl sonra, 656 yılında, bir tarafta deve sırtında O'nun muhterem eşi Ayşe Anamız, diğer tarafta kızının kocası, İslam'ın kılıcı Hz. Ali'nin başında olduğu iki ordunun ölümüne savaştığıdır. Sonra Sıffin Savaşı ve Kerbela gelir. Hepsi dine dayalı iktidar mücadelesidir.
Dini inançları esas alan devlet düzeni olabilir mi sorusuyla halksız demokrasinin nedenlerini irdelemeye devam edelim.