- Kategori
- Güncel
İstanbul'un boğazına geçirilen ip; Üçüncü Köprü

Ulaştırma Bakanlığı ağzındaki baklayı utana sıkıla çıkardı. "Kamu yararına" olmak üzere Anadolu yakasında ucu Ömerli'ye kadar uzayacak, Avrupa yakasında ise Belgrad Ormanları'nın tam göbeğinden geçecek, dolayısıyla İstanbul'un tüm yeşilini ortadan kaldıracak Üçüncü Boğaz Köprüsü'nün güzergâhı Beykoz-Tarabya hattı oldu.
Bir buçuk sene önce yazdığım yazıda İstanbul üçüncü köprüyü kaldırmaz! demiş ve beklenen bu güzargâhı önceden tartışmıştım.
İstanbul trafiğinin tam içinde olan biri olarak ikincisine nasıl karşı durmuşsam, üçüncüsüne çok daha büyük bir şiddetle karşı durduğumu bir kere daha ifade etmek istiyorum.
Bir çokları Avrupa'nın başkantlerindeki köprüleri örnek göstererek bunun sanki bir kentleşme kültürü ile bir arada anılmasına çabalıyorlar. Ama ben dolaştığım şehirlerde ne İstanbul'u gördüm ne de kurulmaya çalışılan denkliği.
İstanbul 1950'li yıllardan beri talan ediliyor. Bunu yapan kişilerin de ben şehir kültürü almış olduklarından şüphe duyuyorum. Hiç kimse kusuruma bakmasın, ayrımcılık yaptığımı da düşünmesin hükümetin içindeki bir çok bakanın ve elbette konunun muhattabının bu duyarlılığı anlayacak bir görgüye, vizyona ya da kültüre sahip olmadığını düşünüyorum. Açıkçası hani bu ayıp bir şey de değil. Bir eksikliğiniz varsa otururur danışırsınız.
Bugün Kürt Açılımı konusunda Sezen Aksu, Zülfü Livaneli, Yaşar Kemal'e bir rol biçiliyor. Bunlar güzel şeyler. Demokrasinin tabana yayılması yoluyla ilerleyeceğini konuşuyoruz. Ben bu tarafın içindeyim.
Peki İstanbul konusunda üstelik onun en hayati meselesinde üç dört kişinin kapalı kapılar ardında, nasıl ve neye göre karar verdiği belli olmayan bir şekilde "güzargâh budur" demelerini sindirmek, anlamak mümkün müdür? Bunun 12 Eylül döneminde beş generalin kimseye sormadan aldığı kararlardan ne farkı vardır?
Türkiye'de İstanbul üzerine düşünmüş, yazmış yazarlar vardır. Fotoğraf sanatçıları vardır. Buranın yerlileri, kentlileri vardır. Hiç mi onlara sorulmaz? Düşünceleri alınmaz?
Mesela Murat Belge'nin bu kararla ilgili görüşlerini ben çok merak ediyorum.
Çok daha önemli bir soruyu kendimize sormanın zamanı değil mi?
"İstanbul'un büyümeğe ihtiyacı var mıdır?"
İstanbul'u büyütmek istiyorsanız, kuzeye doğru değil, doğu batı aksını kullanmanız gerekir.
Ancak biz biliyoruz ki o kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıkların içinde Riva var. Hani şu yılan hikayesine dönen, bizim çocukluğumuzdan beri bilinen Galatasaray'ın kurtuluşu olacak meşhur arazi var ya... Riva için bir türlü çözüm bulunamıyor bu haliyle. Kuşkusuz bir yola ihyiaç var. Şunu çok yakından biliyorum ki, bütün büyük sermaye gruplarının Riva'da bekleyen projeleri var. Bunların birinin fizibilite çalışmasının içinde bile bulundum.
Öte yakada 1990'lı yılların pek favorisi Zekeriyaköy var.
Göreceksiniz yollara ve köprülere ilk kazma vurulduğunda buralarda yarım kalan ve hiç başlamamış projeler teker teker ve hızla hayata geçecektir. Bu inşaat piyasasının içinde biri olarak benim çok işime yarar. Kuşkusuz o pastada kendime küçük de olsa bir parça bulurum. Ama ben olaya bu açıdan bakmıyorum. Bakamıyorum.
Çevre ve Orman Bakanı, tahribatı en aza indireceğiz diye gönüllere su serpmiş. Ulaştırma Bakanı da doğal dokuya zarar verilmeyeceğini ifade etmiş. Google Earth ya da Harita'yı açıp bir bakın. Ben böyle bir güzargâh bulamadım.
<ımg alt="" src="http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/08/20/fft16_mf349639.Jpeg">
Belgrad Ormanları, Trabya Yokuşu'nun hemen başında ve Büyükdere Yolu'nun hemen diğer yakasında başlıyor ve göz alabildiğince devam ediyor. Bu ormanlar 1826 yılında Yeniçerilere korunak olmuş ama II. Mahmut ormanı ateşe vermekten de kendini alamamıştı. Neredeyse 200 yıl sonra bir kere daha tehdit altındalar.
Karşı tarafta da Ortaçeşme'nin hemen üzerinde Beykoz Ormanları, Elmalı, Akbaba, Dereseki, Yuşa tepeleri yükseliyor. Ben otomobil kullanmayı buralarda öğrendiğimden çok iyi bilirim bu bölgeyi. Ayrıca lise ve üniversite yıllarında arkadaşlarımızla bu ormanlık alanda piknik yaptığımı hatırlıyorum.
Çocukluğumda piknik yaptığım tüm alanlar konut oldu. Bağlarbaşı'ndaki Capitol alışveriş merkezinin bulunduğu arazide biz papatya toplardık. Şimdi mayıs ayında yapma papatyalar süslüyor bu binanın içini ve papatya göremeyen çocuklar yapma çiçeklerle tanışıyorlar, kızarmış patates ve tavuk kokuları arasında.
Birinci köprü altı şeritliydi...
İkincisi sekiz şerit yapıldı...
Üçüncüsü de en az on şeritli olacaktır.
Şimdi gözünüzde canlandırın yolların genişliğini...
Ha yolların kenarına çim ve ağaç da dikerler. Çevreye uyumlu hale getirip, sonra da tankerlerle sularlar... Doğru onu da hesaba katmak gerekir.
Nasıl zarar vermeyecekler? Bir açıklasınlar...
Zaten İstanbul'a sahip çıkacak İstanbullu da kalmadı. Biz de herşeye karşı duran Don Kişot'a benziyoruz.
Uzay Gökermanımg>
Bir buçuk sene önce yazdığım yazıda İstanbul üçüncü köprüyü kaldırmaz! demiş ve beklenen bu güzargâhı önceden tartışmıştım.
İstanbul trafiğinin tam içinde olan biri olarak ikincisine nasıl karşı durmuşsam, üçüncüsüne çok daha büyük bir şiddetle karşı durduğumu bir kere daha ifade etmek istiyorum.
Bir çokları Avrupa'nın başkantlerindeki köprüleri örnek göstererek bunun sanki bir kentleşme kültürü ile bir arada anılmasına çabalıyorlar. Ama ben dolaştığım şehirlerde ne İstanbul'u gördüm ne de kurulmaya çalışılan denkliği.
İstanbul 1950'li yıllardan beri talan ediliyor. Bunu yapan kişilerin de ben şehir kültürü almış olduklarından şüphe duyuyorum. Hiç kimse kusuruma bakmasın, ayrımcılık yaptığımı da düşünmesin hükümetin içindeki bir çok bakanın ve elbette konunun muhattabının bu duyarlılığı anlayacak bir görgüye, vizyona ya da kültüre sahip olmadığını düşünüyorum. Açıkçası hani bu ayıp bir şey de değil. Bir eksikliğiniz varsa otururur danışırsınız.
Bugün Kürt Açılımı konusunda Sezen Aksu, Zülfü Livaneli, Yaşar Kemal'e bir rol biçiliyor. Bunlar güzel şeyler. Demokrasinin tabana yayılması yoluyla ilerleyeceğini konuşuyoruz. Ben bu tarafın içindeyim.
Peki İstanbul konusunda üstelik onun en hayati meselesinde üç dört kişinin kapalı kapılar ardında, nasıl ve neye göre karar verdiği belli olmayan bir şekilde "güzargâh budur" demelerini sindirmek, anlamak mümkün müdür? Bunun 12 Eylül döneminde beş generalin kimseye sormadan aldığı kararlardan ne farkı vardır?
Türkiye'de İstanbul üzerine düşünmüş, yazmış yazarlar vardır. Fotoğraf sanatçıları vardır. Buranın yerlileri, kentlileri vardır. Hiç mi onlara sorulmaz? Düşünceleri alınmaz?
Mesela Murat Belge'nin bu kararla ilgili görüşlerini ben çok merak ediyorum.
Çok daha önemli bir soruyu kendimize sormanın zamanı değil mi?
"İstanbul'un büyümeğe ihtiyacı var mıdır?"
İstanbul'u büyütmek istiyorsanız, kuzeye doğru değil, doğu batı aksını kullanmanız gerekir.
Ancak biz biliyoruz ki o kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıkların içinde Riva var. Hani şu yılan hikayesine dönen, bizim çocukluğumuzdan beri bilinen Galatasaray'ın kurtuluşu olacak meşhur arazi var ya... Riva için bir türlü çözüm bulunamıyor bu haliyle. Kuşkusuz bir yola ihyiaç var. Şunu çok yakından biliyorum ki, bütün büyük sermaye gruplarının Riva'da bekleyen projeleri var. Bunların birinin fizibilite çalışmasının içinde bile bulundum.
Öte yakada 1990'lı yılların pek favorisi Zekeriyaköy var.
Göreceksiniz yollara ve köprülere ilk kazma vurulduğunda buralarda yarım kalan ve hiç başlamamış projeler teker teker ve hızla hayata geçecektir. Bu inşaat piyasasının içinde biri olarak benim çok işime yarar. Kuşkusuz o pastada kendime küçük de olsa bir parça bulurum. Ama ben olaya bu açıdan bakmıyorum. Bakamıyorum.
Çevre ve Orman Bakanı, tahribatı en aza indireceğiz diye gönüllere su serpmiş. Ulaştırma Bakanı da doğal dokuya zarar verilmeyeceğini ifade etmiş. Google Earth ya da Harita'yı açıp bir bakın. Ben böyle bir güzargâh bulamadım.
<ımg alt="" src="http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/08/20/fft16_mf349639.Jpeg">
Belgrad Ormanları, Trabya Yokuşu'nun hemen başında ve Büyükdere Yolu'nun hemen diğer yakasında başlıyor ve göz alabildiğince devam ediyor. Bu ormanlar 1826 yılında Yeniçerilere korunak olmuş ama II. Mahmut ormanı ateşe vermekten de kendini alamamıştı. Neredeyse 200 yıl sonra bir kere daha tehdit altındalar.
Karşı tarafta da Ortaçeşme'nin hemen üzerinde Beykoz Ormanları, Elmalı, Akbaba, Dereseki, Yuşa tepeleri yükseliyor. Ben otomobil kullanmayı buralarda öğrendiğimden çok iyi bilirim bu bölgeyi. Ayrıca lise ve üniversite yıllarında arkadaşlarımızla bu ormanlık alanda piknik yaptığımı hatırlıyorum.
Çocukluğumda piknik yaptığım tüm alanlar konut oldu. Bağlarbaşı'ndaki Capitol alışveriş merkezinin bulunduğu arazide biz papatya toplardık. Şimdi mayıs ayında yapma papatyalar süslüyor bu binanın içini ve papatya göremeyen çocuklar yapma çiçeklerle tanışıyorlar, kızarmış patates ve tavuk kokuları arasında.
Birinci köprü altı şeritliydi...
İkincisi sekiz şerit yapıldı...
Üçüncüsü de en az on şeritli olacaktır.
Şimdi gözünüzde canlandırın yolların genişliğini...
Ha yolların kenarına çim ve ağaç da dikerler. Çevreye uyumlu hale getirip, sonra da tankerlerle sularlar... Doğru onu da hesaba katmak gerekir.
Nasıl zarar vermeyecekler? Bir açıklasınlar...
Zaten İstanbul'a sahip çıkacak İstanbullu da kalmadı. Biz de herşeye karşı duran Don Kişot'a benziyoruz.
Uzay Gökermanımg>