- Kategori
- Kültürler
İstanbul'un o güzel insanları nereye gittiler?

Şimdi o Tabiattan eser yok
Ne kadar güzeldi çocukluğumuz, mutluydu anneler babalar ve komşumuz.
Etrafımız yemyeşildi. Yemyeşildi kırlar. Rengarenk açan ağaçlar, kır çiçekleri. Bestelerin tadı bir başkaydı. Ardı ardına seslenir Münir Nurettin'ler, Yesari Asım'lar, Zeki Müren'ler, Behiye Aksoy'lar, Muzaffer Akgün'ler, Neriman Altındağ'lar, Şükran Ay, Müzeyyen Senar'lar... Her nağmenin tadı bir başkaydı. Sohbetler; ardı ardına kahkahalar çınlardı akşam olunca aşı boyalı cumbalı evlerden...
Bekçi amcalar düdük çalardı sokaklarda, evlerde huzurla uyurdu tüm mahalle.
Sabah olunca cıvıl cıvıl sesler yankılanırdı her köşeden.. İşe giden babaların ardından sallanan eller, güle güle , Allah işini rast getirsin diye esenlikle uğurlanırdı onlar. Sabah esenlikle uğurlanan babalar, akşama bereketiyle dönerlerdi evlerine... Sokaklarda, çocuklar bir başka güzellik katardı bu şehrin güzelliğine . Saklambaç, körebe oynarlardı. Yağ satarım, bal satarım, ustam öldü ben satarım. Sesleri hala kulaklarımda...
Komşularımız; kimisi Alevi, kimisi Sünni . Kimi Müslüman , kimi gayrimüslim. Kimse inançlarından dolayı ötekileştirilmezdi. Her tarafta boş arsalar, ellerimizde birer top , mahalle maçları yapardık. Yaz aylarında, Boğaz'ın masmavi sularına salardık kendimizi .
Annelerimiz, pikapa koydukları plaktan yükselen şarkılar, türküler eşliğinde temizlik yaparlar, bir taraftan da camdan birşeyler silkelerken, karşı komşuyla, yada yandaki komşu ile selamlaşır , ayaküstü sohbetler yaparken soluklanırlardı.
Şimdi eski şarkılara bakıyoruz, hala güzelliklerine dinlemenin tadına doyulmuyor ; neden? Çünkü İşte o güzel gümlerde , o tertemiz ortamda, bir ağaca, bir çiçeğe bakarak, yada sevdiklerine , sevdiğini söyleyememenin verdiği utangaçlıkla şarkılara dökerlerdi o saf duygularını.
Şimdi bir beste yapmak için adeta inzivaya çekilir gibi bir yerde oturacak, ancak o güzellikleri görmeseler de, hayallerinde canlandırdıkları o saflıkları duygularına dökecekler ki, güzel bir beste ortaya çıksın . Bu da ne kadar mümkündür, orası da tartışılır.
Ne oldu da birden bire yok oluverdi o güzellikler!.. biz mi değiştik, tabiat, onu bozduğumuz için bizden intikamını mı alıyor?
Nerede o güzel insanlar? O güzel insanlar, güzel atlara bindiler ve o güzel ülkelere mi gittiler...
Şimdi kalkıp gelseler, herhalde bir dakika bile durmadan, tekrar o güzel atlara binip, güzel ülkelerine geri dönerler; bizi yine birbirimizi yemeye devam ederken, bizlere lanet ederek giderler...