- Kategori
- Deneme
İstanbul ve bahane..

Kendi objektifimden..
Sayısız kitaplara konu olmuş, sayısız şiirler yazılmış, besteler yapılmış, bir çok yorumcular tarafından şarkı olarak yorumlanmış, kimsenin neden bu denli insanı çektiğini bilemeyen gizemli şehr-i İstanbul'u sevmek için o kadar çok neden var ki..
Çıkıyorsunuz İstanbul sokaklarına, karşınıza fötür şapkasına kurutulmuş çiçek veya tavuk teleği iliştirilmiş bir adam çıkıyor ve kimse tarafından yatsınmadan kalabalıklar arasında renkleniyor..
Haşlanmış mısır satıcıları, kestanecileri görüyorsunuz, ayrı bir renk verdiğini hissediyorsunuz İstanbul'a..
Sabah'ın ilk saatlerinden itibaren Galata köprüsü üzerinde misinaları içiçe geçmiş balık tutan insanları günboyu gördüğünüzde estantaneniz değişiveriyor..
Hiç tanımadığınız biri ile karşılaşıp, herhangi bir nedenle konuşmaya başladığınızda sanki uzun yıllar tanışıyormuş gibi konuşacak çok şey'i olan insan'ı yine İstanbul sokaklarında bulursunuz..
Ya boğazdaki tılsımlı Hisar'larına, bahar ile birlikte açan gençken kırmızımsı-mor daha sonra mavi-yeşil'e dönen Erguvan ağaçlarına ne demeli?..
Yüzyıllardır kuşaktan kuşağa göğsünü kabartıp, her dönemde hazineler dolusu sarflar yapılarak ayakta tutulabilmiş Ayasofya, Topkapı müzesi, Sultanahmet camii, III.Ahmet çeşmesi ve şehir içinde şehir Kapalıçarşı otantik dokularına baktığınızda insan'ı İstanbul'a çeken sebeplerden değil mi dır?
Eskisi kadar olmasa da kırmızı işiklarda geçen yaya ve sürücüleri görebilmek başka bir ayrıcalık değil mi dır İstanbul için?
Dünya'nın hangi ülkesinde görebilirsiniz gecenin bir saatinde boza satıcılarını?
Gündüz saatlerinde eskici alımlarını, süpürge satıcılarını görmek de bu şehire özgü bir fotograf değil mi dır?
Çok neden var çok İstanbul'u sevme bahaneleri..