​ İstikrar mı istiyoruz? / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ekim '15

     
    Kategori
    Siyaset
     

    İstikrar mı istiyoruz?

    İstikrar mı istiyoruz?
     

    Şu dakikalarda girdiğimiz yeni günü saymaz isek tam 14 günün kaldığı erken seçime yaklaştıkça artık partilerde son manevralarını yapıyor. Özellikle tam bir hafta önce meydana gelmiş Ankara olayı, son iki üç aydır yaşanan bölücü terör örgütü saldırıları ve bu saldırılarda verilen kayıplara baktığımızda bu çok yakın olan seçimin ateşinin de ne kadar hararetli olduğunu hep beraber hissediyoruz. Bu kadar yakın olan ve oldukça hararetli geçeceğini düşündüğüm seçim öncesinde; ilk olarak 2002 yılından beri siyasi arenamızı parsellemiş AKP hakkında birkaç önemli hususa dikkat çekmek amacıyla siz seçmen yurttaşlarıma yazıyorum bugün.

    AKP bu seçim öncesinde seçmeni etkilemek amacıyla ‘’istikrar’’ olgusuna dikkat çekiyor. Ahmet Davutoğlu’nun büyük resmi arkasında kocaman puntolarla hep aynı kelime üzerinde duruluyor. İstikrara bakmak için önümüzde 3 ana konu var: İç politika, dış politika ve ekonomi. AKP akıl hocaları bu kelimeyi daha çok ekonomi bazında kullanıyor. Bende bugün bu bahsedilen istikrar hakkında birkaç parametre sunacağım.

    Bu yılın Mayıs ayında 3.1 olan büyüme hızımız Haziran seçimlerinden sonra oluşan güvensiz ortam nedeniyle an itibariyle 3 bandınında altına geriledi. Rakam ilk bakıldığında konuya vakıf olmayan bir kişi için yüksek görünebilir fakat konunun aslı daha farklı. Ülkemiz 92 yıllık cumhuriyet tarihinde ortalama % 4.8 oranında büyümüş. Arada birçok darbe, savaş ve sıkıntı görmüş ülkemiz için şu dönemde bu rakam oldukça az. Üstelik genç nüfusumuzun rekor düzeylerde olmasına rağmen. Hepimize ortaokul sıralarından beri tarih ve coğrafya derslerinde okutulduğu üzere gelişmekte olan bir ülkeyiz. IMF verilerine göre bizimde dahil olduğumuz bu gelişmekte olan ülkelerin son 3 yılda büyüme hızı ortalamaları % 4.9 olmuş. Ülke olarak dünya ortalamasının altında kaldık dolayısıyla. Tabi bu arada ülkemiz yüksek enflasyon oranında da dünya ortalamasının üstüne çıktı. Yine son 3 yılda gelişmekte olan ülkelerin yıllık ortalama enflasyon oranı % 5.7 olurken ülkemizde oran % 7.2 bandında kalmış. Ülkemizde sıcak para ise; 2012 yılında 150 milyar dolar,2013 yılında 135 milyar dolar ve 2014 yılı sonunda da 130 milyar iken 2015 itibariyle 95 milyar dolara kadar indi. Merkez bankamızda döviz rezervi eridi. Bunun sonucunda dolar ve avro rekor seviyeleri gördü. İşsizlik oranı Eylül ayı itibari ile çift haneleri görmeyi başardı. Toplam dış borcumuz ise brüt olarak 2002 yılında 129 milyar dolarken,2011 yılında 303 milyar dolarla 300 bandını aşmış ve şuanda 400 bandını geride bırakmıştır. Dünya Bankası 1 Temmuz 2011 verilerine göre yıllık kişi başına düşen milli gelir 15.340 dolar ve TÜİK verilerine göre aynı dönemde 15.137 dolar iken bugünlerde yıllık kişi başına düşen milli gelirimiz 10.000 doların altına düşmüştür. Yani kısaca ülkemizin ekonomisi kapitalizmin devinimi açısından zorunlu olan bir krize,arkasına bakmadan koşuyor şu sıralarda

    Yukarıdaki bahsettiğim değerler,  genel  geçer olmakla beraber toplumun her kesminin anlayabileceği değerlerdir. Daha fazla ayrıntıya inmeye kendim gerek duymadım. Ayrıca geleneksel hesaplama yöntemleri değiştirilmiş, milletin ve ekonomistlerin zekası ile alay edilerek durum kurtarılmaya çalışılsa da matematik yalan söylememiştir. Şu yaşananlar aynen Yunanistan’ın yaptığı gibi istatik ve verilerle oynanarak kredibilite kaybına sebebiyet vermiştir. Umarım sonumuz benzemez.

    Ülkemiz hükümetinin istikrar olarak bahsettiği şey neo-liberal sıcak para politikalarına  dayalı ve uzun vadeli borçlanmayla günümüzü kurtarmak adlı şey olabilir. Daima kısa vadeli-miyop bakış açısıyla hareket ederek milli ve yerli olan her şeye mesafeli tavır alındı. Mesafeli bir tavır alınılmadığı yerlerde ise yandaş kuruluşlara ihaleler verildi. Bizzat şuan ki Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek Bey kanunla ilgili yönetmelik ve tebliğlerde son 11 yılda 81 kez değişikliğe gidildiğini kabul etti. Böylece İhale Mevzuatı toplamda 113 kez değiştirilmiş oldu. Şartlar kendi kesiminin daha fazla zenginleşeceği şekilde oluşturuldu. İşin komik yani bunların hepsi yine bizlerin oylarıyla gerçekleşti.

    Kısacası Kemal Derviş’ten bayrağı devralan Ali Babacan ve ekibi arkalarına merkez medya ve de TÜSİAD’ı alarak üretim yerine ithalatın, tasarruf yerine borçlanmanın, yatırım yerine tüketimin önünü açan, enflasyon ve işsizliği azdıran ekonomik politikalarıyla istikrarı(!) sağladılar. Kendi zenginlerini yaratmanın yanında, hep zengini daha da zengin eden fakiri açlık sınırının da altına çeken ve aradaki baremi daha fazla açmak isteyen sistemleri için yine işçi ,emekçi, zor geçinen ve fakir halkımdan oy istiyorlar. Üstelik bu oyu gösterdiğim değerlerin ışığı altında gözümüzün içine küstahça bakarak yapıyorlar. Burada farkındaysanız sadece ekonomik parametreleri yazdım. Daha yargının parsellenmesi, kutuplaşmaların azması ,terör örgütleriyle masaya oturulup, legalize edilerek meclise sokulması, askerin haksız yere hapis cezası almasını sağlayarak pasivize edilmesi ve daha birçok şeyi yazmadım. Yine de karar her zaman ki gibi aziz milletimindir. 1 Kasım seçimlerinin vatana ve millete hayırlı olması dileklerimle.

     
    Toplam blog
    : 1
    : 37
    Kayıt tarihi
    : 17.10.15
     
     

    İstanbul'da Yıldız Teknik Üniversitesi adlı eğitim yuvasında, İşletme adlı çoğunlukla içi boş böl..