- Kategori
- Psikoloji
İstismar

“Tinsel” kelimesini nereden öğrendiğimi hatırlamıyorum. Bu modern kelimeyi muhakkak okuyarak ve doğal olarak, sözlüğe bakmadan öğrenmişimdir. Anlamına gelince: ruhani, manevi demek…
Bazen ruhumuzun inceliklerini bilemez ve gerçekliğimizi göremeyiz. Bazen göründüğümüzden çok daha karmaşık ya da düşündüğümüz ve gösterdiğimizden, çok daha sığ bir kişiliğe sahibizdir. Ata geleneğimiz olan alçak gönüllülüğü de hesaba katarsak, göründüğümüzden çok daha fazla maneviyatımız bile olabilir. Ya da görgüsüzlüğümüzü de düşünürsek, böbürlendiğimizin yarısı bile etmeyebiliriz…
Biz de Freud gibi kendi hayatımızla ilgili bir psikanalize gitmeli miyiz? Kendimizi iyileştirmek, o kadar da şart mı?
Ben hayatımda ilk kez seni seviyorum demeyi 21 yaşında gerçekleştirebilmiş biri olarak, bunun şart olduğunu söylemek isterim…(Tabi ki de hakkım olmayarak!).
Biliyorsunuz “Bilimsel Yöntem” isimli yazılarımda bunu nasıl yapacağımız konusunda, kendimce üretmiş olduğum, yöntemlerden bahsetmiştim. Ancak burada esas olan, aynaya bakacak cesareti gösterip, kendimize karşı dürüst olup -gündelik de olabilir- gördüklerimizi kendimize itiraf edebilmek; yani özeleştiri yapmak!
Biz insanlar, ekseriya(genelde) aynanın karşına güzel görünmek için geçeriz. En çirkinimizin bile, böyle bir içten gelen tutkusu vardır. Şayet fiziksel çirkinlik yaşayan şansız kişilerdensek, kendimize lanetler okuyarak, bu sefer, çok zeki veya çok komik olmanın yollarını ararız. Herkesin bizi ancak böyle takdir edebileceğini varsayarak elbet!
Oysa kendimize çok dikkatli bakarsak eğer, kendimizi kusursuz ve çok güzel görebilir miyiz?
Şayet saçlarımız düz ise, kıvırcık olmasını hayal ederiz ya da tam tersi! Veyahut da sapına kadar maviyse gözlerimiz, yeşil renklidir aslında deriz! Gariptir fakat hiçbir zaman gördüklerimizden tatmin olamayız. Ve bu yüzden insanlardan yardım dileniriz ki bize ne kadar güzel olduğumuzu söylesinler!
Ben hayatımda iki kez, Afrodit kadar güzel kadınları, sırf onların güzelliğini vurgulamayıp, tam tersine, onları küçümseyerek, elde etmeyi başarmışımdır. Zekamı kullanıp, onların yeterince zeki bulmadığımı vurgulayarak, onlara üstünlük sağlamışımdır. Ve onlar da bana, nefretle karışık bir aşk duyarak, örümcek ağıma takılmışlardır. Ve sonuçta ben, yanlış yaptığımı düşünerek, bu insanlardan özür dileyerek, zarar vermeden, o kadınlardan uzaklaşmışımdır.
Ne anlatmak istiyorum; dünyanın en güzel kadını ve erkeği bile olsak, aynaya baktığımızda, gördüklerimiz karşısında yeterince dürüst, kendimize karşı yeterince samimi olamıyoruz…
Oysa hayat güzellikten, zekadan, komiklikten ibaret değil!
Oysa hayat sadece siz ve sizin hayatınızdan ibaret değil!
Hayat bir bütünleşik insanlık sistemi! İnsanlardan oluşurken, insanların davranışlarından bağımsız gelişen, kadermiş gibi yapan bir tarafı da var. Öte yandan bütün bunların üstünde duran bir tanrı(Allah, Yahova, Buda, Uzay, Güneş v.b.) olgusu da var…
Güzel olmak, maneviyatta güzel olmaktır. Tinsel olarak, dingin olmaktır. Ermektir, Nirvana’dır, olgunlaşmaktır, insan olmayı başaracak kadar tanrı olmaktır, en-el Hak’tır, huşu içinde olmaktır ya da dost doğru, düzgün, bir insan olmaktır yalnızca! Ve bunu başarmak için güzel, zeki ve komik olmaya da inanın gerek yoktur.
Düşünebiliyor musunuz, bugüne kadar, kusursuz bir insanla karşılaşmamış olmak, ne kadar manidardır?!!
Kusursuzluğu tarif etmek için Atatürk deriz, Hz. Muhammed deriz ve tanışmamış olsak da, onları tanırmışız gibi kullanarak, gerçekten istismar ederiz… Çünkü böyle süper kahramanlara, her daim, gerçekten ihtiyaç vardır, örnek olmaları için toplumlara!
Oysa onlarla alıp veremediğimiz hiçbir şeyimiz yoktur!
Sensiz Amerika güvenli olamaz, Superman!
Amerikasız dünya da güvende olamaz zaten!
Bu durumda en büyük kimdir, Superman mi, yoksa Amerika mı?
Hayır, en mükemmel olan, sen ve senin yarattığın kendine has dünyan olmalıdır!
Bunu başarmanın yolu da din değil ahlaktır! Namusun teminatı kişinin fiziksel gücü veya görünümü değil kişisel ahlakıdır!
2 gün önce hastanede, Ecrin ve bir bebek daha yatmaktaydılar. Ecrin kusmaya ve ishale yenik düşmüş, diğer oda arkadaşı ise, menenjite! Eşim ise, Ecrin’in başında, Ecrin’den virüsü kaparak, bitap düşmüştü! Benden, ziyaretçi saatimi uzatarak, Ecrin’in başında kalmamı istedi ve böylelikle, kendisi eve gidip uyuyarak, biraz olsun dinlenmeyi hedefliyordu.
Oysa kazın ayağı öyle olmadı!
Çünkü yanda yatan küçük kızın ziyaretçi babası, karısını benden kıskanarak, benim kaçaklığımı yönetime şikayet etti! Bu mühendis arkadaşım, beni ve karısını itham ve istismar ederek, küçük düşürdü! Biz, hasta çocuklarımızı bırakıp, fırsatı bu fırsat bilerek, birbirimizi halledeceğiz büyük bir iştahla! Yüreğimizdeki çocuk sağlığı endişemizi bir tarafa bırakıp, hastane fantezisi gerçekleştireceğiz! Tabi bunu yaparken de, son derece, sessiz olmamız lazım! Öncelikle çocuklarımız, sonrasında ise, diğer odada kalan ahaliler, uyanmamalı!
Yorumu size bırakıyorum…
Bence, her şeye rağmen, özeleştiri yapmak, iyi de olur! Kendi kalbimizin rengini, korkularımızı, hayal kırıklıklarımızı, sapkınlıklarımızı, iyiliklerimizi, kötülüklerimizi, böylelikle görmüş oluruz!
Kafamızın ne kadar büyük, görüşümüzün ne kadar geniş, hayatımızın ne kadar ferah olduğunu, bu vesileyle görmüş oluruz…
Freud kadar olmasa bile, kendi bildiğimiz kadar, bildiğim ölçüde, dürüstçe, değerlendirmemizde fayda var diye düşünüyorum.
Bendeniz Muhammed Anıl Şakir Yiğit, Ecrin ve Yetkin’in babası, Gülşan Yiğit’in kocası, Ünal ve Işıl Yiğit’in oğlu, Mert Yiğit’in abisi, ben gerçekten hayatımla ilgili özeleştiri yapıyorum.
Herkese iyi hafta sonları…
Saygılarımla,
KAVİ’L- Bir düşünce ademi